Nazar ve Niyet Sırrı ve Kuantumdaki Gözlemci Etkisi

Risale-i Nur’da geçen çok meşhur bir kaide vardır:
“Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelime ile dört kelam öğrendim… Kelimelerden maksat; mana-yı harfî, mana-yı ismî, nazar, niyettir.” (Mesnevi-i Nuriye)

Hem kuantumun felsefi evren algısı hem de psikoloji ile inancın birleştiği o köprü, insanı hayrete düşüren muazzam bir uyum içindedir. Aslında her iki alan da farklı diller kullanarak bize aynı hakikati anlatır: “İçeride ne varsa, dışarıda o yankılanır.”

Kuantum teorisinin en heyecan verici felsefi yorumu, evrenin katı maddelerden değil, sürekli titreşen bir enerji ve ihtimaller okyanusundan oluştuğudu. İnsan fıtratı gereği sadece et ve kemikten ibaret değildir; düşüncelerimiz ve duygularımız da birer frekanstır. Sürekli korku, panik, isyan ve “Hastalık beni bitirecek” frekansında yayın yapan bir insan, kuantum havuzunda o korktuğu ihtimalleri canlandırır ve onlarla rezonansa girer.

Kuantuma göre evrende şifa da vardır, hastalık da; yıkım da vardır, ayağa kalkmak da. Hepsi birer ihtimal olarak havuzda bekler. İnsanın sabrı, niyet ve teslimiyeti, o sonsuz ihtimaller arasından “şifa ve olgunluk” ihtimalini seçip kendi gerçekliği haline getirmesidir.

Gelelim bu felsefenin bizim ruhumuzda, inancımızda ve beynimizde nasıl çalıştığına. Bir musibet karşısında neden biri yıkılırken diğeri dimdik kalır?

İnanç boyutunda sabır, pasif bir bekleyiş değil, aktif bir kabuldür. Başına gelen hastalığı veya sıkıntıyı “Bu bana bir imtihandır, arkasındaki hayrı henüz görmüyorum ama O’ndandır” diyerek rıza ile karşılayan insan, ruhundaki çatışmayı bitirir. Çatışma bitince stres biter.

Psikolojide ve tıpta “Plasebo etkisi” denilen bir gerçek var. Kişi iyileşeceğine veya bu derdin geçici olduğuna kalben inandığında, beyin bunu bir emir olarak algılar ve vücudun kendi eczanesini endorfin, dopamin, bağışıklık hücreleri devreye sokar. Basit bir hastalıkta yıkılan insan ise inancını ve umudunu kaybettiği için beynine “Biz yenildik” sinyali gönderir ve kendi kendini sabote eder.

“Ben kulumun zannı üzereyim” kudsi hadisi, kuantum felsefesiyle muazzam bir kesişim noktasıdır. Evrene, hayata ve Yaradan’a karşı “hüsn-i zan” besleyen insan, hayattan da güzellik devşirir. Sürekli “su-i zan” içinde olan ise kendi felaketini kendi algısıyla inşa eder.

Kuantum felsefesi bize “Gerçeklik senin baktığın yere göre şekillenir” derken; Risale-i nur bize “Güzel gören güzel düşünür güzel düşünen hayatından lezzet alır” der.

İşte en ufak bir rüzgarda yıkılan insan ile dağ gibi musibetlere sabreden insan arasındaki fark budur. Biri dalgalarla kavga edip boğulur; diğeri ise dalganın da denizin de sahibini bilip rüzgarı arkasına alır.

Hayat, başımıza gelenlerden ziyade, bizim o gelenlere verdiğimiz “cevaplardan” ibarettir.

Çetin Kılıç
Kaynak: RNK
Neo skola

Sende yorum yazabilirsin