Ravza-i Mutahhara, Dünyadaki Cennet Bahçesinde Mahşer Provası
Medine’ye varıp, Nusuk uygulaması üzerinden o mübarek buluşma için randevunuzu aldığınızda, aslında zamana ve mekana sığmayan bir yolculuğun ilk adımını atmış olursunuz. O büyük gün gelip çattığında, ayaklarınız sizi randevu alanına, yani toplanma noktasına doğru götürür. Tıpkı vakti saati geldiğinde kaçınılmaz olarak eceline doğru yürüyen bir fani gibi, kalbiniz göğsünüze sığmayarak ilerlersiniz o kalabalığın içinde.
Oraya vardığınızda büyük bir muhasebe başlar. Görevliler belgelerinizi, izinlerinizi kontrol ederler. Adım adım ilerlediğiniz o kontrol noktaları, sanki dünya hayatının nihayetindeki o çetin imtihanın birer sahnesi gibidir. Her bir aşama, ruhun ebediyet yolculuğundaki menzilleri fısıldar kalbe: Biri kabirdir, biri haşır meydanı, biri de inceden inceye uzanan sırat…
Bekleyiş alanında insan manzaraları, mahşerin küçük birer numunesine dönüşür.
Kimi kızgın güneşin altında, sabırla sırasını bekler;
Kimi bir gölgeliğe sığınmış, serinliği soluklar;
Kimine ise adeta özel bir ikram gibi halılar serilmiş, üzerine bir de zemzem ikram edilmiştir.
Herkesin rütbesi, nasibi ve sabrı o anda aşikar olur. Fakat herkesin gözü, gönlü ve hedefi aynı kapıdır.
Nihayet o büyük an gelir, sıranız gelir ve o yeşil halıların serildiği, Efendimiz’in (s.a.v.) müjdelediği “Cennet Bahçesi”ne (Ravza-i Mutahhara) adımınızı atarsınız. İşte o an, herkesin dünyadaki ameli ve kalbindeki samimiyeti nispetinde bir yer bulma telaşı başlar. Kimi alabildiğine geniş, ferah bir alana kurulur; Kimi tam da Güllerin Efendisi’nin (s.a.v.) yanı başında, O’nun kokusunu hissedecek kadar yakın bir durak bulur; Kimi ise ancak kalabalığın arasında, ayakta duracak kadar dar bir yer bulabilir kendine.
Medine’deki o birkaç saatlik bekleyiş ve kavuşma anı, baştan sona asıl Cennet yolculuğunun yeryüzündeki bir aynasıdır. Bir uygulamanın izniyle girilen o bahçe, bizlere aslında her an bir ibadet bilinciyle yaşamamız gerektiğini ve asıl büyük randevuya ne kadar hazırlıklı olduğumuzu sessizce fısıldar.
Çetin Kılıç








