Saadet-i Ebediyenin İspatı

Eğer ebedi bir saadet ahiret olmazsa, şu muazzam kainat düzeni boş ve manasız bir görüntüden ibaret kalır. İnsanlar arasındaki manevi bağlar, sevgiler ve hukuklar hiçe gider. Dolayısıyla kainattaki bu intizamın gerçek anlamı ve koruyucusu, ancak ebedi bir hayatın varlığıyla mümkündür.

Kainatta her şeyin bir maslahata faydaya ve hikmete göre yaratıldığı apaçık bir gerçektir. Eğer ebedi saadet gelmezse, kainattaki bu faydalar ve hikmetler inkar edilmiş olur. Çünkü sonu “hiçlik” olan bir sistemde hikmetten söz edilemez. İlahi hikmet, bu dünyadaki hazırlığın bir karşılığı olacağını ilan ediyor.

Akıl ve bilimsel gözlem ispat eder ki; yaratılışta hiçbir şey boşuna, saçma veya israf değildir. Eğer ölümden sonra diriliş olmasaydı, her şey mutlak yokluğa gideceği için bütün yaratılış saçma ve israf olurdu. Bu ise kainattaki mükemmel işleyişle çelişir.

Tıp ve anatomi gösterir ki, insanın vücudundaki en küçük bir doku bile israf edilmemiştir. Maddi yapısında israf olmayan insanın; ruhundaki sonsuz arzuları, geniş hayalleri ve ebediyet isteği de israf edilemez. Bu yüksek duyguların verilmiş olması, insanın ebedi saadete aday olduğunun en büyük kanıtıdır.

İnsan ruhu, paha biçilemez bir mücevher; beden ise onun kılıfıdır. Allah, bu kılıfa göz, kulak, azalar takarak bu kadar özen gösterip onu tozdan bile koruyorsa, içindeki o kıymetli cevheri yokluğa atıp kırması mümkün değildir. Bu özen, o cevherin hatırası ve geleceği içindir.

Saat nasıl saniye, dakika ve saatleri sayıyorsa; dünya da gün, sene ve insan ömrü gibi çarklarla döner. Geceden sonra sabahın, kıştan sonra baharın gelmesi, ölümden sonra da kıyametin ve dirilişin geleceğinin habercisidir.

İnsan, diğer canlılar gibi sadece anlık yaşamaz. Onun fikir ışığı geçmişi ve geleceği kuşatır. Bu sonsuz potansiyel, insanın şahsi bir kıyamet ve diriliş yaşayacağına işaret eder.

Allah’ın Rahman ve Rahim isimleri, kainatı ebedi ayrılıkların feryadından kurtarmayı gerektirir. Eğer ebedi saadet verilmezse; akıl, sevgi ve şefkat gibi en büyük nimetler, ayrılık acısıyla en büyük azaba dönüşür.

Çok sevdiğiniz birini bir daha asla görmemek üzere kaybetmek, o sevgi nimetini bir işkenceye çevirir. Ahiret gelmelidir ki, sevgi bir azap olmaktan çıksın. Hz. Muhammed (asm), doğruluğu ispatlanmış lisanıyla, cennet definesinin anahtarıdır. Kur’an-ı Kerim, mucizeli beyanıyla, haşrin en büyük açıklayıcısı ve keşifcisidir.

Kainatta israf yoktur, hikmet vardır. İnsanın sonsuz istekleri bu dünyaya sığmamaktadır. Öyleyse bu istekleri veren Zat, onları tatmin edeceği ebedi bir alemi de mutlaka açacaktır. Risale-i Nur külliyatı, modern insanın en büyük çıkmazı olan “anlamsızlık” ve “yok oluş” korkusuna karşı sarsılmaz bir kale inşa etmektedir.

Eğer ölümden sonra hayat yoksa, şu gördüğümüz muazzam galaksiler, atomlar, çiçekler ve böceklerdeki o hassas ölçü, sadece bir “göz boyama” olur. Düşünün ki, bir saray yapılıyor, her santimi altınla işleniyor ama kapıdan giren herkes bir saniye sonra idam ediliyor. O sarayın ihtişamı, o idamın dehşetiyle silinip gider. Ebedi saadet yoksa, kainatın güzelliği sadece bir illüzyon kalır.

İnsan, bir kedi veya kuş gibi sadece o anki karnının doyurulmasıyla tatmin olmaz. Bizim hayallerimiz zamanı ve mekanı aşar: Bin yıl yaşasak “yetmez” deriz. Bütün dünyayı gezsek “ötesi yok mu?” deriz. Sevdiklerimizden ayrılmamak için canımızı veririz.

“Vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi”. Madem bu sonsuz arzular bizim içimize “israf olmamak” üzere yerleştirildi, demek ki bu arzuların karşılığı olan bir “ebedi vatan” var.

Sevgi, insanın en yüce duygusudur. Ancak ebedi ayrılık fikri işin içine girdiğinde, o büyük sevgi, sahibine en büyük işkenceyi çektirir. Sevdiğin birini bir daha asla görmeyeceğini bilmek, onu sevmiş olmanın pişmanlığını getirir. Allah (cc) sevgiyi azaba dönüştürmemek için ebedi saadeti cenneti verecektir, vaadi vardır.

Kainat boşuna yaratılmadıysa, insan başıboş değilse ve Allah “Rahman” ise; ölüm bir son değil, sonsuz bir mutluluğun başlangıcı olmak zorundadır.

Çetin Kılıç

RNK Asarı Bediye

Sende yorum yazabilirsin