Sınırsız Özgürlük Anlayışı ve Hakiki Hürriyet
Hürriyet, her istediğini yapmak değil, nefsin esaretinden kurtulmaktır. Sefahet hürriyet değildir Birçok kişi hürriyeti; “Başkasına zarar vermediğim sürece her türlü ahlaksızlığı yapabilirim” şeklinde anlar. Bu anlayış hürriyet değil, hayvanlıktır. Çünkü hayvanlar sadece içgüdüleriyle hareket eder. İnsan ise aklıyla ve ruhuyla hürdür. Kendi nefsinin kötü arzularına boyun eğen birisi hür değildir; aksine nefsinin ve şeytanın kölesidir. Gerçek hürriyet, bu süfli arzulara “hayır” diyebilme gücüdür.
Hürriyet “nazenin” bir varlığa benzer. Bu nazenin hürriyetin ayakta kalması için iki şeye ihtiyacı vardır: İlahi ahlak ve edeple terbiye edilmiş olması ve bu edeple süslenmiş olması. Yani, hürriyet ancak ahlaki sınırlar içinde kaldığında insanı yüceltir. Sınır tanımayan hürriyet, insanı vahşileştirir. Hürriyetin gereği odur ki: Ne nefsine, ne gayrına zararı dokunmasın.
İçki, kumar veya ahlaki çöküş bireyin ruhuna ve bedenine zarar verir. Kişi kendi kendine zarar veriyorsa, bu bir özgürlük değil, kendi öz benliğine karşı işlenmiş bir zulümdür. Toplumun genel ahlakını ve huzurunu bozmamaktır. Hürriyetin kemali; insanın ne firavunlaşması yani başkasını ezmesi ne de başkasının hürriyetiyle alay etmesidir.
Nefsinin her dediğini yapan adam hür değil, nefsinin emir eridir. Hakiki hürriyet, Allah’tan başka kimseye ve kendi nefsine kul olmamaktır.
Modern dünyada “istediğim her şeyi yaparım” mantığı, aslında insanı tarihin en büyük köleliklerinden birine, yani görünmez bağımlılıklara itiyor. Sefahet ve rezaletteki hürriyet, nefs-i emmareye esir olmaktır.
Bugün hürriyet adı altında sunulan sınırsız eğlence ve tüketim, aslında beynimizi biyolojik bir hapishaneye çeviriyor. Sosyal medya algoritması veya kısa süreli hazlar kumar, aşırı tüketim, sefahet insanın iradesini elinden alıyor. Bir insanın canı her istediğinde telefonuna bakmaması veya her canının çektiğini tüketmemesi, onun “irade hürriyetine” sahip olduğunu gösterir. Nefsin her fısıltısına “evet” diyen kişi, o fısıltının esiridir.
“Kendime zarar veriyorum, kime ne?” düşüncesi, “Hürriyetin şe’ni odur ki: Ne nefsine, ne gayrına zararı dokunmasın” kuralıyla sarsılır. Bir insan uyuşturucu kullandığında veya ahlaki bir çöküşe girdiğinde “sadece kendime yapıyorum” der. Ancak o kişi toplumun bir hücresidir. Bir hücrenin kanserleşmesi, bütün vücudu tehdit eder. Kendi ruhunu karanlığa boğan bir insan, çevresine ışık veremez. Kendi nefsine zulmeden, potansiyel bir zalimdir.
“Hayvanlık” ifadesi ağır gelse de bilimsel ve sosyolojik bir gerçektir. Bir hayvan acıktığında saldırır, şehveti geldiğinde sınır tanımaz; çünkü sorumluluğu ve iradesi yoktur. İnsan, “canım istiyor ama bu doğru değil” diyebilen varlıktır. Hürriyet: İnsanı insan yapan haya, adalet gibi yüksek değerleri terbiye etmektir. Hürriyet, hayvanca yaşamak için bir lisans değil; insanca yükselmek için bir imkandır.
Kurallar özgürlüğü kısıtlar mı?
Bir dağ yolunda, uçurumun kenarında yürürken yolun kıyısına çekilen demir parmaklıkları düşünelim. “Bu parmaklıklar benim hareket alanımı kısıtlıyor, istediğim her yöne gidemiyorum, özgürlüğümü engelliyor” demek sığ bir düşüncedir. “Bu parmaklıklar benim aşağı düşüp ölmemi engelliyor. Onlar sayesinde korkusuzca, güven içinde yürüyebiliyorum.” demek hikmetli bakıştır.
İşte İlahi kuralların sınırları, insanı nefsinin ve şehvetinin uçurumlarından koruyan o “koruyucu parmaklıklardır.” Sınırın olmadığı yerde hürriyet değil, tehlike başlar. Hürriyet nazlı ve kırılgan bir çiçeğe benzer. Bir çiçek, rastgele her yerde, susuz ve bakımsız büyürse yabani bir ota dönüşür. Ama bir bahçıvanın nezaretinde, belli kurallarla sulanıp budanırsa gerçek güzelliğine kavuşur. Sınırsızca hareket etmek hürriyet değil, esarettir. Ama edep ve terbiye ile hareket etmek, ruhun hürriyetidir.
Kurallar hürriyeti çirkinleştirmez, aksine onu bir sanat eserine dönüştürür. Müzik, notaların ve ritmin katı kurallarına bağlıdır. Bir piyanist “Ben hürüm, istediğim tuşa rastgele basarım” derse ortaya çıkan şey müzik değil, gürültüdür. Ancak o “sıkı” kurallara uyduğunda ortaya muhteşem bir sanat eseri çıkar. İslam’ın helal ve haram sınırları, hayatın bestesini bozmamanız içindir. O sınırlara uyduğunuzda, hayatınız “hayvanlık” gürültüsünden kurtulup “insanlık” senfonisine dönüşür.
Su, kendi yatağında, iki kıyının arasında aktığı sürece tertemizdir, bahçeleri sular, değirmenleri döndürür. Bu, nehrin hürriyetidir. Ama nehir ‘Ben hürüm, kıyıları tanımıyorum’ deyip taşarsa, o artık bir nehir değil, her şeyi yıkan bir felakettir. İlahi sınırlar, insanı esir etmek için değil; insanı “insan” yatağında tutup sonsuzluğa, huzura akıtmak içindir. Hürriyet, “her istediğini yapmak” değil; “yapılması gereken en doğru şeyi, hiçbir baskı altında kalmadan nefis dahil yapabilme iradesidir.”
Çetin Kılıç
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Asarı Bediye adlı eserinden ilham alınarak yazılmıştır.








