Teknolojik Vahşet ve Gençliğin İhyası
Ülkemizi derin bir yasa boğan elim hadiseyi asayiş ve ahlak boyutuyla ele alıp, gençliğin manevi boşluktan dolayı suça sürüklenmesine dikkat çekmek istiyorum.
Bu can yakıcı meseleyi, Risale-i Nur’un sosyal hayatı tanzim eden prensipleri ışığında ve Üstad’ın bu tür toplumsal krizler için sunduğu reçetelerle inceleyelim.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, özellikle “Gençlik Rehberi” ve “Meyve Risalesi” gibi eserlerinde tam da bu “sosyal çürüme” ve “suçun kaynağı” üzerinde durur.
Risale-i Nur’un bu toplumsal kaos ve çocukların suça meyletmesi karşısındaki teşhis ve çözüm önerilerini şu başlıklarla ifade edebiliriz:
**Hapis Korkusu Değil, Kalp Yasakçısı.**
Üstad’a göre hukuk ve polis, ancak suç işlendikten sonra devreye girer veya suçun zahiri engelidir. Fakat asıl mesele, suç işleme arzusunu kalpten söküp atmaktır.
Üstad, her bir insanın kalbine bir manevi yasakçı, Allah korkusu ve ahiret inancı yerleştirilmedikçe, sadece kanunlarla cinayetlerin önüne geçilemeyeceğini savunur. Çocuk, kimsenin görmediği yerde bile “Allah beni görüyor” demezse, o tabletin veya çevrenin telkiniyle her türlü kötülüğü işleyebilir.
Üstad, Batı’dan gelen menfi kültürün ve dini eğitimden uzaklaşmanın gençleri “canavarlaşmış birer bedevi” haline getireceği uyarısını yıllar önce yapmıştır.
Risale-i Nur’da denilir ki: “Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imani almazsa, sonra pek zor şahsiyetini bulur.” Eğer çocuk ahiretteki hesabı, şefkati ve mahlukata hürmeti öğrenmezse; elindeki tableti bir silah, karşısındakini ise bir “oyun karakteri” gibi görmeye başlar. Adaletin pençesinden kaçabileceğine inanması onu daha da cesur kılar.
**Dinsiz bir millet yaşayamaz.**
Üstad, toplumun huzurunu ve asayişi sağlayan en büyük kuvvetin hürmet, merhamet ve haramdan çekinmek olduğunu söyler.
Üstad’ın ifadesiyle; “Eğer imanın tereşşuhatı kalplerde olmazsa, asayiş bozulur; insanlar birbirine canavar kesilir.” Hukukun ceza vermediği veya boşluk bıraktığı yerde, ancak “hesap günü” inancı frenleyici olur. Bu çocuklara verilmesi gereken asıl ceza veya eğitim, işledikleri suçun ebedi hayattaki korkunç karşılığını ruhlarına duyurmaktır.
Üstad, anne ve babaların çocuklarına karşı sadece dünyevi bir istikbal değil, ebedi bir istikbal hazırlamaları gerektiğini vurgular.
Ebeveynlerin çocuğun eline sadece tableti verip onu sokağın ve sanal dünyanın insafına bırakması, “şefkati suistimal” etmektir. Üstad, çocukların küçük yaşta “ahiretini kurtaracak” çekirdek bilgileri almasının, toplumu bu şiddet sarmalından kurtaracak tek yol olduğunu belirtir.
Üstad der ki: “Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir yani dini ilimlerdir, aklın nuru fünun-u medeniyedir yani fen bilimleridir.” İkisi birleşmediğinde; akıl, tablet/teknoloji var ama vicdan, din/ahlak yoksa, o çocuk “hukuk tanımaz bir zalim” olur.
Bu olayların tekrar etmemesi için Risale-i Nur’un önerisi; devletin sadece hapishane yapması değil, kalplere “iman hapishanesi” yani günahtan kaçınma duygusunu inşa etmesidir. Adaletin dünyadaki eksikliği ise, Üstad’ın “Mahkeme-i Kübra” hakikatiyle çocuklara ve topluma anlatılmalıdır ki, kimse yaptığı zulmün yanına kâr kalacağını düşünmesin.
Bu noktada özellikle “Onuncu Söz” Haşir Risalesi gibi eserlerin, adaletin mutlak surette tecelli edeceğini anlatması bakımından gençlere okutulması en köklü çözümdür.
Ölenlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabrı cemil niyaz ediyorum. Ülkemizin başı sağ olsun. Duamız; Rabbimiz böyle elim acıları bizlere bir daha yaşatmasın inşallah.
Çetin Kılıç








