Bismillah Nedir?
“Bismillah” Allah’ın adıyla, kelimesinin sadece bir sözü değil, kâinatın ortak dilidir, kâinatın işleyiş kodlarını çözen bir anahtar Müslümanın her işindeki imzasıdır. Tüm varlıkların bitkilerin, hayvanların, atomların hal diliyle sürekli tekrar ettiği bir zikirdir.
Bediüzzaman hazretleri dünyayı bir çöle, insanı ise bu çölde yolculuk eden bir seyyaha benzetir. İnsan kendi gücüne güvenir, Allah’ın himayesine girmezse her olaydan korkar, her ihtiyacı için başkalarına dilenir, rezil olur. Eğer insan, kendi sınırlı gücüne dayanmak yerine “Bismillah” diyerek mutlak bir kudrete istinat ederse bu acziyet onu evrenin en güçlü makamına, yani İlahi rahmetin muhataplığına taşır. Allah’ın himayesine girer O’nun adıyla hareket ederse kimse ona dokunamaz; çünkü o kendi adına değil, arkasındaki büyük güç adına hareket ediyordur.
İnsan sonsuz acizdir ve sonsuz fakirdir ihtiyacı çoktur. Eğer Allah’ın ismini Bismillah’ı kendine dayanak yaparsa, kâinatın korkularından ve sahte sahiplerine el açmaktan kurtulur. Gözünle gördüğün her şey sıradan bir madde yığını değil, birer memurdur, cansız ve şuursuz varlıklarda Allah adına hareket etmektedir.
Çekirdeklere bak Başlarında koca ağaçları taşıyorlar, kendi güçleriyle değil, Allah’ın izniyle Bismillah diyerek o yükü kaldırıyorlar. İpek gibi Kökler sert taşı ve toprağı delip geçiyor. Hz. Musa’nın asası gibi “Allah namına” diyerek zorlukları aşıyorlar. Yeşil Yapraklar şiddetli sıcakta kurumuyor, Hz. İbrahim’e ateşin serin olması gibi, onlar da Allah’ın emriyle sıcağa meydan okuyorlar.
Hayvanlar süt çeşmesi gibi bize rızık sunuyor, “Bismillah” diyerek Rezzak olan Allah adına ikramda bulunuyorlar. Tüm bunlar sömürülecek birer meta değil, saygı duyulması gereken birer İlahi Sanattır. İnsan, yaşamı boyunca sayısız nimetlerle karşılaşıyor. Allah, bizden bu nimetler karşılığında bir “fiyat” istiyor. Ancak bu fiyat para değil manevi amelle ödenir. İşin başında Allah’ı hatırlamak gerek, başta “Bismillah” demeli, İşin sonunda minnettarlığı ifade etmek için “Elhamdülillah” demeli, arada geçen süreçte, o nimetin üzerindeki sanat inceliklerini, rahmet tecellilerini ve Allah’ın bir mucizesi ve hediyesi olduğunu derinlemesine düşünmeliyiz.
Bir padişahın elçisine mesela bir garsona veya satıcıya aşırı minnettar olup, asıl hediyeyi gönderen Allah’ı tanımamak ne büyük bir akılsızlıktır.
Modern insan, her şeyi kontrol edebileceği yanılgısı ve her an her şeyi kaybetme korkusu ile titreyen dilenci arasında sıkışmıştır. Bunu ancak “Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle.” düsturu ile çözebilir.
Bu teslimiyet, bir pasiflik değil; aksine kâinat kadar geniş bir kuvvete sırtını dayamanın verdiği bir özgüven ve sükûnet halidir.
Eğer her işe Allah’ın adıyla başlarsak, yaptığımız sıradan işler dahi ibadet hükmüne geçer ve dünyanın ağır yükü omuzlarımızdan kalkar.
Çetin Kılıç
Kaynak : RNK Sözler








