İlimde Tekâmül Kanunu

Evrende bir olgunlaşma/mükemmelleşme eğilimi vardır. Her şey, bir kemal noktasına doğru hızla ilerlemektedir. İnsan da âlemin bir parçası olduğu için, onda da bu olgunlaşma eğiliminin bir yansıması olarak ilerleme arzusu mevcuttur. Bu ilerleme, fikirlerin birbirini izlemesi ve birikmesi ile gelişir. Biriken fikirler de, başlangıç ilkelerinin olgunlaşması bilimlerin tohumlarının zamanla ve deneyimlerle büyümesi neticesinde ortaya çıkar.

Bediüzzaman, bu tekâmül kanununa dayanarak, bir zamanlar çok derin ve ispata muhtaç olan pek çok konunun, günümüzde açık ve sıradan bilgiler hâline geldiğini belirtir. Coğrafya, kozmoğrafya, kimya ve geometriden birçok meselenin, başlangıç ilkelerinin ve araçların gelişmesiyle, günümüz çocukları için bile oyuncak gibi basit hâle geldiğini söyler.

İbn-i Sina gibi bir dâhinin bile zamanında bu konuları nazarî görmesi, İbn-i Sina’nın noksanlığından değil, onun yaşadığı zamanın yetersizliğinden kaynaklanmıştır. Yeni Dünya’nın keşfinin Kolomb’u meşhur ettiğini, ancak bu keşif günümüze kalsaydı, basit bir kayık sahibinin bile sıradan bir pusula ve küçük bir gemiyle bunu yapabileceğini; zira ilk kâşifin dehasına artık gerek kalmadığını, tecrübe birikiminin yeterli olduğunu vurgular.

Büyük bir taşı kaldırmak için birden fazla kişinin yardımı nasıl gerekliyse, maddiyata ait ilimlerin çoğu da böyledir; bilgi birikimi ve ortak çaba ile gelişir. Bir uçurumdan atlamak veya dar bir yerden geçmek gibi, topluluk ve tek bir kişi arasında fark yoktur; yardımlaşma fayda vermez. Bir şeyde aşırı derecede derinleşmek, genellikle başka bir alanda “gabileşmeye” cahilleşme, sığlaşmaya sebep olur.

Buna göre, maddiyatta derinleşen kişi, maneviyatta sığlaşır ve yetersiz kalır. Maddiyat konusunda mahir olan birinin, maneviyat konularında vereceği hüküm delil olamaz; hatta çoğu zaman sözü dinlenmeye değer değildir. Bir hastanın, tıp yerine mühendise başvurup, verdiği ilacı kullanması, kendi ölüm raporunu istemesi gibidir.

Saf gerçeklikler ve soyut olan maneviyat konularında, maddiyatçıların hükümlerine başvurmak, kalbin durmasını ve akıl cevherinin can çekişmesini ilan etmek demektir. Maddiyatta her şeyi arayanların aklı gözlerindedir; oysa göz, maneviyatı göremez. Bediüzzaman, bilginin zamanla birikerek ilerlediğini, bu ilerlemenin özellikle maddi ilimlerde gözlendiğini; ancak manevi ilimlerin mahiyetinin farklı olduğunu ve maddeye aşırı odaklanmanın maneviyatı anlamada körlüğe yol açacağını söylüyor.

Çetin Kılıç

Kaynak:Muhakemat

Sende yorum yazabilirsin