İnsan Nefsi ve Aklı ile Şeytanın Vesveseleri Arasındaki Savaş
Şeytan, Kur’an’ın mucizevîliğini sarsmak ve akla şüphe düşürmek için büyük taktiklerle saldırır; fakat insan, sarsılmaz mantık kuralları ve iman hakikatleriyle şeytanı her rauntta alt eder.
Tarafsız Bakış Tuzağı
Şeytanın Tezi:
“Kur’an’ı incelerken tarafsız bir gözle bak. Onu ne Allah’ın kelamı ne de insan sözü olarak gör; ortada dur ki mucizesi var mı yok mu hakiki bir hâkim gibi karar veresin.”
İnsanın Cevabı:
“Ey mel’un! İman bir bağlılıktır. Tarafsız kalmak, geçici bir dinsizliği ve imansızlığı kabul etmektir. Bir hâkim, birbirine yakın iki taraf arasında tarafsız kalabilir. Ancak bir taraf Süreyya yıldızı kadar yüce Allah’ın kelamı, diğer taraf ise yerin dibi kadar alçak bir insan uydurması ise, bu iki uç arasında ‘orta nokta’ veya ‘tarafsız bölge’ olamaz!”
Tarafsızlık maskesi altında Kur’an’ı sıradan bir insan sözü gibi farz etmek, aslında tarafsızlık değil, doğrudan inkâr tarafına kaymaktır. İman meselesi laboratuvardaki bir deney gibi “tarafsız” incelenemez; o bir vicdan ve teslimiyet meselesidir.
Kur’an Bir Beşer Sözü Olsaydı…Faraziyesi
Şeytanın Tezi:
“Peki, Kur’an’ın bir insan sözü olduğunu farz edelim. Kelimelerin dizilişindeki, edebi sanatlardaki güzellik yine aynı kalmaz mı? Değerinden ne kaybeder?”
İnsanın Cevabı:
“Eğer Kur’an’ı hâşâ bir insan sözü farz edersen, sözün bütün güzelliği ve manası kışa, hazana döner. Çünkü belâgat, sözün duruma ve söyleyene uygun olmasıdır. Söyleyen Allah, dinleyen insanlık ve amaç ebedi saadet en zirvedeyken; sen bu sözü alıp bir insanın uydurması sayarsan, kelamı minareden kuyuya atmış olursun.”
Gayet şirin, tatlı bir suyu alıp içi zehir ve acılık dolu pis bir kaba, insan uydurması faraziyesine boşaltırsan, o suyun bütün tadı kaçar, acılaşır. Kur’an’ı bir insan sözü farz etmek, hâşâ onu bir yalan, riya ve sahtekarlık metni farz etmektir ki, bu durum kelamın tüm edebi estetiğini i’cazını tamamen yok eder. Bu iğrenç faraziyeye şeytan bile cesaret edemez!
Sonsuz Azamet Sahibi Bir İlah İnsanla Konuşur mu?
Şeytanın Tezi:
“Koskoca kainatın yaratıcısı, nasıl olur da bir insan gibi ve insan diliyle konuşur? Onun sonsuz azameti, böyle küçük bir kulun seviyesine tenezzül etmeye yakışır mı?”
İnsanın Cevabı:
“Yaratıcı olan, elbette yarattığını bilir. Bilen ise elbette konuşur. Dünyayı, insanı, dili, ağzımızdan çıkan harfleri ve sesleri yaratan Allah, bizimle bizim anlayacağımız dille konuşmayacak da kiminle konuşacak?”
Bu bir ‘Tenezzülat-ı Rahmet’tir Rahmetin kulun seviyesine inmesidir. Bir babanın, küçük çocuğu anlasın diye onun diliyle konuşması babanın değerini düşürmez, aksine şefkatini gösterir. Allah’ın insan diliyle vahiy göndermesi (Tevrat, İncil, Kur’an) O’nun rububiyetinin ve sonsuz şefkatinin bir gereğidir.
Kur’an Rahmetse Neden İnsanların Çoğu Cehenneme Gidiyor?
Şeytanın Tezi:
“Siz Kur’an için ‘insanlığa rahmettir’ diyorsunuz. Ama insanların çoğunluğu onu inkâr ederek küfre düşüyor ve cehennem azabına mahkum oluyor. Çoğunluğa azap getiren bir şey nasıl rahmet olabilir?”
İnsanın Cevabı:
Toprağa yüz tane meyve çekirdeği ekseniz; güneş ve yağmur geldiğinde bunlardan seksen tanesi kendi genetik bozukluğu veya toprağın kötülüğü yüzünden çürüse, fakat yirmi tanesi devasa, meyveli, gölgeli ağaçlar haline gelse… Şimdi o çürüyen seksen çekirdek yüzünden güneşe ve yağmura düşman mı olacağız? O yirmi muhteşem ağaç dile gelse, “Ey yağmur, ey güneş! Siz bize hayat verdiniz, tam bir rahmetsiniz” demez mi?
Yeryüzünde çok kıymetli “Hüma” kuşuna ait yüz tane yumurta olsa. Anne kuş onların üzerine kuluçkaya yatsa, o şefkatli sıcaklığıyla seksen tanesi bozularak cılk çıksa, fakat yirmi tanesinden muhteşem Hüma yavruları çıksa… O çıkan yavrular annelerinin ayaklarını öpüp teşekkür etmez mi? Kur’an da böyledir; insanlık nevini adi bir yumurta veya beş paralık çekirdek olmaktan çıkarıp, ebedi sultanlar, evliyalar ve kâmil insanlar üretir.
Kur’an’ın getirdiği sistem sayesinde insanlık içinden Peygamberler, Hz. Ebubekirler, Hz. Ömerler ve evliyalar çıkmıştır. Kalitesiz ve kötü niyetli insanların Kur’an’ı dinlemeyip kendilerini çürütmesi, Kur’an’ın bir rahmet olduğu gerçeğini değiştirmez. Zarar, ilacın kendisinde değil; ilacı reddeden hastanın mizacındadır.
Şeytan bu tokmak gibi cevaplar karşısında tamamen çaresiz kalır. Tartışmayı kazanamayacağını, hatta bu insanın derin ilmi ve sarsılmaz imanı karşısında kendi “şeytanlık” yolundan sapmaktan korktuğunu söyleyerek meydandan kaçar. İnsan, iman imtihanını tam bir zaferle kapatır.
Çetin Kılıç
Kaynak: RNK








