Takva Nedir?
İnsanın dört temel duygusu vardır. İrade, Zihin, His ve Latife. İrade duygusunun en yüksek amacı, Allah’a ibadet etmektir. Zihnin ve aklın nihai amacı, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanımaktır. Kalbin ve hislerin en yüksek gayesi, Allah’ı sevmek ve O’nun sevgisiyle dolmaktır. İnsandaki manevi latifelerin, sezgilerin zirvesi ise Allah’ın huzurunda olduğunu hissetmek, O’nun tecellilerini izlemektir.
Bu dört duygunun birden tam bir teslimiyetle Allah’a yönelmesine ubudiyet-i mutlak yani tam kulluk denir. İşte Kur’an’ın sıklıkla nazara verdiği “Takva” kavramı, bu dört duygunun irade, zihin, his, latifenin hepsini birden içine alan, bütünü kapsayan bir ibadet halidir.
Şeriat yani İslam hukuku ve ahlakı, bu dört duyguyu eğitmek, büyütmek ve temizlemek için vardır. Hem rehberdir hem de bu dengenin terazisidir. Kâinatta Allah’tan başka hiçbir gerçek etken, yaratıcı güç yoktur.
Dünyada gördüğümüz sebepler mesela ağacın elmaya vasıta olması, anne-babanın çocuğa vesile olması sadece görünüştedir. Eğer bu vasıtaların gerçek bir yaratma gücü olsaydı, her sebebe bütün kâinatı görecek külli bir şuur verilmesi gerekirdi.
Kâinatta en küçük şeyden en büyüğüne kadar her şey muazzam bir sanat kemaliyle yapılmıştır. Eğer yaratma işi sebeplere verilseydi, sanatta eksiklikler, rütbe farkları ve kusurlar olacaktı. Halbuki evrende hiçbir bakış kusur bulamaz. Her şeyin elbisesi tam boyuna göre biçilmiştir.
Allah için bir atomu yaratmakla bir galaksiyi yaratmak aynıdır. Bazı şeyler vasıtalı, bazıları vasıtasız yaratılıyor denemez; her şey doğrudan doğruya O’nun kudretiyle var olur. İnsanda cüz-i ihtiyar yani özgür irade vardır, çünkü insanın elinden çıkan işlerde kusur vardır. Yaratılış kusursuzdur ama insanın ürettiği şeyler kusurludur.
İnsanlar akıl ve zekalarıyla, hür iradeleriyle bir şehir kurarlar. Ancak o şehirdeki toplumsal düzen, intizam ve yardımlaşma; vahiy ve ilhamla hareket eden küçücük bir arı kovanındaki düzene hiçbir zaman yetişemez. Çünkü insanın iradesi işin içine girince düzen bozulabilir.
Arıların hür iradeleriyle, birer sanat sergisi gibi inşa ettikleri o petekler bile; doğrudan doğruya ilahi kudretle şekillenen bir narın içindeki o muazzam hücre diziliminden, tanelerin nizamından çok geridedir.
İnsanların iradesiyle yaptığı işlerde kusur bulunması, kâinatta insanın rüzgarda savrulan yaprak gibi iradesiz olmadığını, insana gerçekten seçme hakkı verildiğini gösterir. Ancak bu irade sadece nisbî ve itibari işlerde bir vesiledir. Kâinatı bir arada tutan o devasa genel çekim kuvvetini hangi ilahi kalem yazmışsa; atomların, zerrelerin içindeki o küçücük çekim kuvvetlerini de o kalem zerrelere serpmiştir.
Yani, galaksileri döndüren güç ile atomu ayakta tutan güç aynı mühre, aynı tek kaleme aittir. İnsan ise bu azametli nizam içinde iradesini takva ile süsleyerek Allah’a kulluk etmekle görevlidir.
Çetin Kılıç
Kaynak: RNK








