21. Yüzyılda Balık Tutmasını Öğrenemeyenler

İki işçi ormanda kesecekleri her ağaç başına ücret almak koşuluyla bir firmayla çalışmaya başlarlar. Adamın biri ormana sabah erken gider¸ akşam geç dönerdi. Öbür adam da diğer adama göre ormana sabah geç gider¸ uygun zamanlarda dinlenir ve akşam da evine öbür adamdan erken dönerdi.

Bir hafta sonra kesilen ağaçlar sayıldığı zaman, ormana kahvaltısını yapıp¸ yeri geldiği zaman dinlenen ve akşam da evine zamanında gelen adamın diğer adamdan daha fazla ağaç kestiği görülür. Bunu gören öbür adam dayanamayarak:

“Nasıl olur? Ben ormana senden çok erken gidiyorum¸ hiç dinlenmeden sürekli ağaç kesiyorum ve senden sonra eve dönüyorum yine de sen benden çok fazla ağaç kesiyorsun.” der.

Diğer adam da gayet soğukkanlı bir şekilde:

“Evet¸ ben ormana senden geç gidiyorum ve eve de senden erken dönüyorum. Sen dinlenmeden sürekli ağaç keserken ben dinlenme aralarında oturup bir taraftan dinlenirken bir taraftan da baltamı biliyordum. Biliyorsun keskin baltayla¸ daha az çabayla daha çok ağaç kesilir.” der.

Yakın tarihimize baktığımız zaman bizim muasır medeniyetler seviyesine çıkamamamızın sebebinin “Öğrenmeyi öğrenememek” olduğunu düşünüyorum. Bizler Batı devletlerinden daha çalışkan ve gayretli olduğumuz halde onların gerisindeyiz. Çünkü zekâmızı planlı ve mantıklı bir şekilde kullanmak yerine kara düzen dediğimiz babadan görme şekliyle devam ettirdiğimizden¸ zaman ve enerji kaybediyoruz.

Alvin Tofler: “Yirmi birinci yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil¸ öğrenmeyi öğrenemeyenler olacaktır.” demektedir.

Her öğrenci ders çalışır¸ ama “Teşekkür,  Takdir Belgesi” alamaz. İmkânı olan herkes esnaf olabilir; ama satışı artıracak püf noktaları bilemez.

Herkes ziraatçı da olabilir; ama herkes bağ bahçeden istenilen şekilde ürün kaldıramaz. Sonuçta herkes her şey olabilir; ama herkes işin ehli olamaz. İşin ehli olmak için de öğrenmeyi öğrenmek gerekir.

Her işin kendine göre kuralı vardır. Onun için her kuralı her şeye uygulamak zaman ve enerji kaybına sebep olacaktır. Amaç “yapılacak işte en kısa zamanda en fazla nasıl verim almak” olmalıdır.

Her işin kendine göre kuralı vardır. Kuralı bilinmeden yapılacak işte, deneme ve yanılma yöntemi uygulanacağı için bu da, emek ve zaman kaybına sebep olacaktır. Deneme yanılma yöntemi yerine öğrenmeyi öğrenerek yapılmalıdır.

Nedir Bu Öğrenmeyi Öğrene Bilmek?

Hikmet ve ilim müminin yitik malıdır¸ onu nerede bulursa alır.” (Tirmizî¸ İlm¸19), “Kim kendini bilirse rabbini de bilmiş olur.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ)  buyurur Sevgili Peygamberimiz (s.a.v).

balik tutma“Nasıl çalışması gerektiğini bilmek¸ öğrenmeyi öğrenmektir. Bence bu¸ bir insanın kendi kendine verebileceği en güzel hediyedir.” der Ron Fry.

“Metotlu çalışma” der A.Fuat Başgil hocamız öğrenmeyi öğrenmeye.

Konfüçyüs’ün: “Yoksul bir gence gerçekten yardım etmek istiyorsanız ona balık tutup vermeyin¸ balık tutmasını öğretin. Balık vererek bir öğün¸ balık tutmasını öğreterek bir ömür boyu karnını doyurabilirsiniz.” demiştir.

Konfüçyüs’ün dediği gibi başta kendimiz olmak üzere amacımız; çocuklarımızın¸ emrimizde çalışan işçi ve memurların karnını doyurmak olmamalıdır. Amacımız Konfüçyüs’ün ifadesiyle balık tutmasını öğretmek, sizin ifadenizle işin püf noktasını bilmek, bizim ifademizle ise öğrenmeyi öğretmek olmalıdır.

Sonuç olarak öğrenmeyi öğrenmek, her işi bir plan dâhilinde (Nerede¸ ne zaman ve nasıl) yapmaktır.

Mehmet Emin Karabacak

cocukaile.net

Sende yorum yazabilirsin