Akıl, Nakil ve Kainatın Rolü
Akıl ve Nakil (Vahiy) Çatışırsa Ne Olur?
Bediüzzaman, İslam alimleri arasında kabul görmüş temel bir kuralı hatırlatıyor.
Eğer akıl ile nakil (ayet veya hadisin zahiri/görünür manası) birbiriyle çelişir gibi görünürse, akıl esas alınır. Nakil, akla uygun düşecek şekilde tevil edilir.
Ancak buradaki “akıl”, şahsi görüş veya heves değil; gerçek, selim ve sağlam bir akıl olmalıdır.
Kur’an bir fizik, kimya veya coğrafya kitabı değildir. Kur’an’ın kâinattan bahsetmesi “amaç” değil, “araç”tır. Kur’an’ın dört ana hedefi vardır:
1. Tevhid yani Yaratıcının varlığı ve birliğinin ispatı
2. Nübüvvet yani Peygamberlik müessesesinin ispatı.
3. Haşir yani Öldükten sonra diriliş
4. Adalet (ve İbadet) yani Hukuk ve kulluk esasları.
Kur’an, “Nereden geliyorsunuz?”, “Nereye gidiyorsunuz?”, “Sizi kim yönetiyor?” gibi büyük varoluşsal sorulara cevap verir. Kâinattaki düzen, yıldızlar, dünya gibi konular; bu dört esası ispatlamak için dolaylı olarak anlatılır. Amaç, sanatın mükemmelliğini gösterip Sanatkâr’a yani Allah’a ulaşmaktır.
Kur’an penceresinden bakıldığında, kâinattaki her varlığın atomdan galaksilere dört manevi görevi vardır:
Düzen ve uyum içinde Allah’ın saltanatını göstermek.
Her varlık bir bilim dalının fizik, biyoloji vb. konusu olduğu için, İslamiyet’in hakiki ilimlerin özü olduğunu ispatlamak.
İslam’ın getirdiği prensiplerin, doğadaki yaratılış kanunlarıyla sünnetullahla tam uyumlu olduğunu göstermek.
İnsanları, gafletten uyandırıp düşünmeye ve araştırmaya sevk etmek. Kur’an’ın yıldızlara yemin etmesi buna örnektir; “Bakın ve düşünün” der.
Kur’an Bilimsel Detaylara Girmez.
Bediüzzaman, “Kur’an neden açıkça yerçekiminden, mikroplardan veya kuantum fiziğinden bahsetmiyor?” sorusuna şöyle cevap veriyor.
Kur’an herkes için inmiştir ve insanların çoğunluğu avam yani bilim adamı değildir. Kur’an, en kısa ve en açık yolu seçmek zorundadır.
Bir şeyi ispat ederken kullandığınız delil, iddia ettiğiniz şeyden daha açık olmalıdır.
Örnek: Kur’an Allah’ın büyüklüğünü anlatmak için o dönemde kimsenin bilmediği “yerçekimi kanununa bakın” veya “bir damla sudaki milyonlarca mikroskobik canlıya bakın” deseydi; insanlar bu delili anlamayacaklardı. Delil, iddianın kendisinden daha bilinmez olacaktı. Bu da irşad ve belagat kurallarına aykırıdır.
Kur’an, insanların gözüyle gördüğü, akıllarının yattığı genel düzeni güneşin doğuşu, yağmurun yağışı vb.delil olarak kullanır ki herkes Allah’ın kudretini anlayabilsin.
Kur’an’ın bazı ifadelerinin bilimsel gerçeklere zahiren ters düşüyor gibi görünmesi örneğin “Güneş dönüyor” gibi ifadeler edebi sanatlardan kaynaklanır.
Bir sözün, asıl manasının değil, dolaylı manasının kastedilmesidir. Örnek: “Falanın kılıcının askısı uzundur” denildiğinde, o kişinin boyunun uzun olduğu kastedilir. Adamın kılıcı hiç olmasa bile bu söz “yalan” sayılmaz. Çünkü kastedilen ikinci mana boy uzunluğu doğrudur.
Kur’an da bazen insanların bildiği dilden konuşarak Güneş doğdu/battı diyerek hakikate Dünya’nın dönüşüne veya kozmik düzene işaret eder. Önemli olan lafzın ilk manası değil, sevk ettiği hakikattir.
Bektaşi’ye “Neden namaz kılmıyorsun?” demişler. O da “Kur’an’da ‘Namaz’a yaklaşmayın’ yazıyor” demiş. “Devamını oku, sarhoşken yaklaşmayın” dediklerinde, “Ben hafız değilim, o kadarını bilmem” demiş.
Kur’an’ın ayetlerini bütünlüğünden koparan, amacını, maksadını bilmeyen, edebi sanatlarını ve hitap ettiği kitlenin seviyesini göz ardı eden kişi; hakikati göremez ve gülünç duruma düşer.
“Kur’an bir bilim kitabı değildir, bir hidayet kitabıdır”. Kur’an, bilimsel gerçeklerle çelişmez; ancak amacı bilim öğretmek değil, kâinattaki düzeni delil göstererek Allah’ı tanıtmaktır. Bunu yaparken de her çağdaki insanın anlayabileceği ortak, açık ve gözle görülür delilleri kullanır.
Akıl ile nakil çatışırsa, bilimsel kesinlik esas alınır ve ayet bu doğrultuda yorumlanır.
Çetin KILIÇ
Kaynak : Muhakemat








