Asrı Güzelleştiren Adam Bediüzzaman Said Nursi Hayatı ve Mefkuresi

BİSMİLLÂH, HER HAYRIN BAŞIDIR!

Bismillâh’la başlamalı söze.

Çünkü “Bismillâh, her hayrın başıdır!” Bediüzzaman’ın koca bir külliyata giriş yaptığı cümlelerin ilkidir. O külliyat ki, on dört cilt kitaptan müteşekkil bir tefsir olmanın çok ötesinde,

Üstad’ın şimdi meyvelerini topladığı, bir ağacın tohumu olma vazifesinde. Ne büyük bir ağaç olduğunu anlamak isteyen, şöyle bir etrafına baksa yeter. Çünkü Risale-i Nur’da yazılı olanların tamamı, kâinat kitabından okunarak yazılmış birer tamamlayıcı cüzdür aslında.

Bediüzzaman, asrı güzelleştiren adam, kâinat kitabını okumuş ve 14 ciltlik bir cüze dönüştürmüştür. Bunu yaparken de öyle inceliklere, öyle latif nüktelere başvurmuştur ki, o nüktelerle bir defa karşılaşıp özümseyen bir daha bırakmaz; bırakmak istemez.

Bediüzzaman, “Zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşiyor.” demektedir. Evet, onun tahayyülünde Kur’ân-ı, Kur’ân’ın dinamizmini, modern hayatla olan uyumunu birebir yaşayan, bundan utanç değil kıvanç duyan nesiller vardır. Ve eserlerini kaleme alırken, o neslin çocuklarının hayatlarına rehber olacak kıstaslar ortaya koymuştur.

O kıstaslar, kimi son derece kısa ve net, kimi de uzun, girift ama yine net mesajlar içerir. Hiçbiri nasihat değil, hepsi Bediüzzaman’ın kendi nefsine yönelik uyarılarıdır. Her biri “Said’in” nefsini aşıp, yükselip, çoğalıp milyonların hayatlarına ulaşan uyarılar.

Kimdir Bediüzzaman?

Bazılarının “Seyda,” bazılarının “Üstad” bazılarınınsa “Kürt Said” dediği Said Nursi kimdir?

Osmanlı’ya doğup meşrutiyeti yaşayan, cumhuriyet döneminde meyvelerini veren bir “hoca”, bir “âlim”, bir “mürşit”…

Ömrünün çoğu sürgünde ve zindanda geçmiş bir çile insanı. Yetiştirdiği talebelerinden başka hiç kimsesi olmayan yalnız bir insan.

Şam’da Emeviye’nin kürsüsünden Müslümanlara seslenen bir ilim insanı. Selanik Meydanı’nı dolduran kalabalıklara seslenen bir aksiyon insanı. Esiri olduğu Rus komutanın önünde, ölümü pahasına eğilmeyen bir vakar insanı.

Yaşadığımız ülkenin temel sorununun; ‘cehalet-zaruret-ihtilaf’ olduğu gerçeğinden hareketle çözümü ‘eğitim’de gören ve bunun için dönemin padişahı Sultan II. Abdülhamid’e Doğu’da bir üniversite kurulması teklifini sunan bir proje adamı.

Ve gördüğü haksızlıklar karşısında İstanbul’un sokaklarını “Zalimler için, yaşasın cehennem!” diye inletecek kadar hür, hürriyet insanı; özgürlük abidesi.

Dünyaya dair bütün sermayesi bir sepetten ibaret olan bir adamı, kim, hangi belaya sebebiyet vermekle suçlayabilir ki? Ne zenginlik, ne makam mevki, ne de şöhret sevdasında olan bir bahtiyarı, kim başkalarını bedbaht etmekle itham edebilir? Ama ettiler. Suçladılar. İftiralar attılar. Zehirlediler, aç bıraktılar, eziyet ettiler.

Sonuç, kendisine çektirilen her cefanın, edilen her ezanın altından kalkıp büyüyen, devleşen, güçlenen Bediüzzaman. Sürgün gönderildiği Barla’da iman çiçekleri açtıran, hapis edildiği zindanların ardında Hz. Yusuf medreseleri kuran Bediüzzaman.

Bu çalışmanın muradı, Bediüzzaman’ı sevsin yahut sevmesin, ilgilensin yahut ilgilenmesin, herkesin onun bakış açısından faydalanabilmesine imkân sağlamaktır.

Zira tek bir vecizesiyle bile insanların, hayatlarının genel prensiplerini oluşturabilecek olan Bediüzzaman, sofistike olduğu kadar basit, dolaylı olduğu kadar net ve rahat bir dil kullanmıştır.

Bediüzzaman, yaşadığı çağı çok aşan küresel vizyona sahip yepyeni paradigmalar sunmuştur insanlığa. Kalemini, günümüzün en problemli meselelerine karşı kullanılabilecek çareler için oynatmıştır. Âdeta ‘Doğrudan doğruya Kur’ân’dan aldığı ilhamı, asrın idrakine sunmuştur’. Bu sunum; Kur’ân’ın evrensel mesajlarıyla gelecek nesilleri de kuşatan, bir misyonun habercisi niteliğindedir.

Yaz kardeşim.” diyerek başlattığı iman hareketinin bugün geldiği noktaya bakılırsa, hayal ettiklerinin tamamını başarmıştır. “Dua, ubûdiyetin ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir.” diyen Bediüzzaman’ı dualarla anıyoruz bugün.

Sadece biz, Türkiyeli Kur’ân talebeleri değil, 50 farklı dünya diline çevrilmiş eserlerini yüze yakın ülkeden Risale-i Nur talebeleri okuyor; onun sözleriyle kâinatı okuyor, onun bakış açısıyla kendilerini onarıyor.

Üstad Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı, içinde bulunduğumuz çağın ihtiyacı ile ortaya çıkan, imana ve İslam’ın temel meselelerine dair her çeşit soru ve şüphelere, en ikna edici ve aklimantıki cevapları, Kur’ân’dan ve Hadisler’den alıp göstermiştir.

Dinimize dair tılsımları-sırları keşfetmiş ve Kur’ân’ın bir mucizesi olarak hem aklı hem kalbi ikna ve terbiye eden bir büyük yol gösterici mürşit olmuştur. İnsanlığın imanlarının kurtuluşuna ait reçeteleri bizlere bedelsiz ve karşılıksız armağan etmiştir.

Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir.” diyen, tek başına millet olan, milletin sesi, ışığı, rehberi olan Bediüzzaman’ın anlamlı, güzel, özgün ve örnek hayatını, mefkûresini, idealini, hülyalarını, misyon ve vizyonunu, kainatı kuşatan ve kucaklayan gelecek projeksiyondan oluşan bir demet gülü bu çalışmamızda dikkatlerinize sunuyoruz.

Faydalara vesile olması temennisiyle…

27 Haziran 2012, İstanbul
MUSTAFA ÇALIŞAN

Sende yorum yazabilirsin