Asrın Dahisi Bediüzzaman Hazretlerinin Vefatı

Asrın Dâhisi, Risale-i Nur’un Müellifi, Bediüzzaman Hazretlerinin Vefatı

Bediüzzaman Said Nursî, 1878’de Bitlis’in Hizan ilçesinin Nurs köyünde doğmuş, ilk eğitimini küçük yaşta ağabeyi Molla Abdullah’tan almış. Tağ köyündeki medresede sarf ve nahiv kitaplarını “İzhar”a kadar okudu, daha sonra Doğubayazıt’ta bulunan Şeyh Mehmet Celâlî’nin medresesinde üç ay süren bir eğitim görür. İcazetini on dört yaşında iken alır.

Doğudaki ilim merkezlerini tek tek dolaşan Said Nursi Hazretleri, o dönemin medrese âlimleri arasında ilmî münazaralara katılır. Şarktaki âlimlerin karşısında rüştünü ispatlayan Said Nursî, genç yaşta ulaştığı ilim seviyesi herkesi hayrete düşürür. Zamanın âlimleri ona “Bediüzzaman” (zamanın eşsizi) unvanı takarlar.

Bediüzzaman, üç devir görmüş: Meşrutiyet, İttihat ve terakki, Cumhuriyet.

1878 den 1916 ya kadar gençlik hayatı. (mutlakıyet ve meşrutiyet dönemi)

1916–1923  “Eski Said” dönemi.(Risale-i Nur’a yoğunlaştığı dönem)

1923–1949 Risale-i Nur’un telif dönemi ve “Yeni Said” dönemi. (istibdad dönemi)

1949–1960 “üçüncü Said” dönemi.

“Her asır başında hadisçe geleceği tebşir edilen dinin yüksek hâdimleri, emr-i dinde mübtedi’ değil, müttebi’dirler. Yani, kendilerinden ve yeniden birşey ihdâs etmezler, yeni ahkâm getirmezler. Esâsât ve ahkâm-ı diniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (a.s.m.) harfiyen ittibâ yoluyla dini takvim ve tahkim ve dinin hakikat ve asliyetini izhar ve ona karıştırılmak istenilen ebâtılı ref’ ve iptal ve dine vaki tecavüzleri red ve imhâ ve evâmir-i Rabbâniyeyi ikame ve ahkâm-ı İlâhiyenin şerâfet ve ulviyetini izhar ve ilân ederler. Ancak tavr-ı esâsîyi bozmadan ve ruh-u aslîyi rencide etmeden, yeni izah tarzlarıyla, zamanın fehmine uygun yeni iknâ usulleriyle ve yeni tevcihât ve tafsilât ile ifâ-i vazife ederler.” (Şuâlar, s. 563.)

Müceddidliğin bu tarifi ışığında, Risale-i Nur’u inceleyen müdakik bir kimse, külliyatın 6 bin sayfasından Müceddidin mührünü görecektir.

Bediüzzaman kendini yenileyen bir müceddid’dir. Eski Said, Yeni Said ve üçüncü Said tabirleri, hayat devrelerini tekâmül seyri olarak görmek lazımdır. Örneğin: ilk hayat devresi olan Eski Said, sonraki hayatı için bir hazırlık zamanı (mukaddemat-ı ihzariye) mahiyetindedir. Keza diğer iki devrelerde ayni.

Mesela, gençlik döneminde Miran aşiret reisi Mustafa Paşayı, yöre halkına yaptığı baskı ve zorbalıktan vazgeçirmek için Cizre’ye, sosyal faaliyetleri takip etmek ve içinde bulunmak üzere 1894 yılında Mardin’e gider. Böylece cesaret ve ilmi sahadaki yeri belli olur. Hata sosyal faaliyetlerini hazım edemeyen ve rahatsız olan Mardin Valisi, onu Birtlis’e sürgün eder.  Kaderin cilvesi adeta sürgün hayatı Mardin’den başlar…

Bediüzzaman’ın ilmî vukufiyeti ve farklı kişiliği, Bitlis Valisi Ömer Paşa’nın dikkatini çeker. Ömer Paşa Bediüzzaman’a vilâyet konağında kalmasını arzu eder. Bitlis vilâyet konağında geçirdiği iki yıl müdetinde, din ilimlerine olduğu kadar fen ilimlerine de vakıf olur.

Bediüzzaman, davet üzerine Van’a gider, 10 yıl kadar kalır. Osmanlı toplumunun içinde bulunduğu sıkıntıların aşılmasında eğitime çok önemli bir rol düştüğü fark eden Bediüzzaman, medreselerde din ilimleriyle birlikte müspet ilimlerin de okutulması gerektiğini düşünür. İşte o zamandan itibaren zihninde, “üniversite projesi”  “Medresetüzzehra” teşekkül eder.

Said Nursi Hazretleri gibi bir ulemanın, Van’ın çok yetersiz kaldığını düşünen Osmanlı paşası Van Valisi Tahir Paşa, İstanbul’a gitmesi için teşvik eder, nihayet Bediüzzaman, 1907 yılının sonlarında İstanbul’a gitmeye karar verir.  Niyeti, fen ilimleriyle din ilimlerinin beraber okutulacağı, idealindeki üniversite düşüncesini hükümete iletmekti. Van valisi Tahir Paşa’nın, Sultan Abdülhamid’e yazdığı referans mektubu ile İstanbul’a gider, yaptığı müracaat ve görüşmelerde umduğunu bulamayan bediüzzaman, birçok meşakkatlerden sonra tekrar Van’a döner.

1915’te 1. Dünya harbine, doğu cephesi gönüllü alay komutanı olarak savaşa katılır. Savaş esnasında ayağında aldığı yara neticesinde 2,5 yıl Rusya’da esir kalır. 1917’deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanarak firar eder. 1918’de İstanbul’a gelir. Osmanlı’nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Dar-ül Hikmet-il İslamiyye’de arkadaşlarının ısrarı üzerine görev alır. İngilizlerin İstanbul’u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla risaleyi neşreder.

Bediüzzaman, 1922’de Ankara Hükümet’i tarafından meclise ısrarla davet edilir. Mebusların çoğunun namaz kılmadığını gören Bediüzzaman, namazın ve ibadetin önemini içeren bir konuşma yapar. Meclis başkanı M. Kemal bundan rahatsız olur.

Bediüzzaman, hiddetlenerek şöyle cevap verir:

 “ Paşa paşa! Kâinatta en büyük hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin hükmü merduttur.” der.

M. Kemal tarafından kendisine teklif edilen şark umum vaizliği, mebusluk ve daha birçok cazip teklifleri reddederek 17 Nisan 1923’te Van’a döner.

1925 yılında Van’da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı halde tedbir olarak önce Burdur’a, ardından 1926 yılında Isparta ve Barla’ya gönderilir. Barla’da 9 yıl kaldığı süre içerisinde Risale-i Nur eserlerinin çoğunu burada yazar. Hizmet-i Kur’an’iyeden rahatsız olan zamanın hükümeti Bediüzzaman’ı 1934 yılının yaz aylarında Isparta’nın merkezine getirilir. 20 Nisan 1935’te oturduğu evde arama yapılır, kitaplarına el konur. Hakkında soruşturma başlatılarak Eskişehir hapishanesine 120 talebesiyle gönderilir. Eskişehir ağır ceza mahkemesinin 19 Ağustos 1935’te verdiği kararla 11 ay hapis ile birlikte Kastamonu’da mecburi ikamete tabi tutulur.

20 Eylül 1943’te Isparta savcısından gelen talimat üzerine tutuklanır ve Isparta’ya gönderilir. Risale-i Nur ile ilgili davaların Denizli’deki dava ile birleştirilmesi kararının alınmasıyla 25 Ekim 1943’te Denizli’ye sevk edilir. 15 Haziran 1944 günü mahkemenin beraat ve tahliye kararına rağmen zamanın hükümeti Afyon’un Emirdağ ilçesine mecburi ikametini emreder. 17 Ocak 1948 günü evinden alınarak Afyon hapishanesine gönderilir. 16 Aralık 1948’de mahkeme, 20 ay ağır hapis cezasına hükmeder.

Karar daha sonra temyiz edilir ve Yargıtay kararı Bediuzzaman’ın lehine bozar. Yargıtay’ın beraat kararına rağmen Afyon ağır caza mahkemesi yargılanmayı uzatarak 20 aylık sürenin hapiste geçmesini sağlar. 20 Eylül 1949’da serbest bırakılır. Ancak Ankara’dan gelen emirle Afyon’da mecburi ikamete tabi tutulur. En son,1952’de gençlik rehberi için İstanbul’da açılan davaya katılarak beraat kararı ile son bulur.

27 yıllık sürgün hayatının önemli kısmı ceza evlerinde geçen Bediüzzaman’a 19 defa zehir verilmesine rağmen en ağır şartlar altında 6000 sayfa, yani yüz otuz risaleyi, yirmi üç sene de tamamlar. Din-i Hak olan İslâmiyet’i ve âlem-i insaniyetin hidayet güneşi olan Kur’an’ın mucizeliğini bütün dünya efkârı muvacehesinde ve bütün fikir ve felsefe sahasında cerhedilmez kat’î deliller göstererek ispat etmiştir.

1950’de çok partili hayata geçildiğinde hürriyet ve demokrasi genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı. 2 Aralık 1959’da Ankara’ya yaptığı ziyaret artık Bediüzzaman’ın veda seyahatlerinin başladığı dönemdir. Ankara, Emirdağ, Konya, Isparta, İstanbul seyahatlerinde bulunur, talebeleriyle görüşür.

En son 31 Aralık 1959 günü Ankara’ya gider. Ancak, bu defaki gelişi basında tartışmalara yol açar. Demokrat Partili milletvekillerinin kendisini davet ettiği yönünde asılsız haberler yayınlanır.  Ertesi gün İstanbul’a hareket eder. İstanbul’da bir gece kalarak talebeleriyle görüşüp vedalaşır. 3 Ocak 1960 gününün akşamı tekrar Ankara’ya gitmek üzere İstanbul’dan ayrılır. Ankara’da, Beyrut Palas Oteli’nde kalır. Ertesi gün talebeleriyle görüşür ve son dersini yapar. “Vasiyetnamem Hükmündedir” dediği son dersinde Bediüzzaman; kendi hayatından, sahabelerden ve Resulullahın (a.s.m.) hayatından örnekler vererek, talebelerine istikametten ayrılmamalarını, müspet hareket etmelerini, iman hizmetine ihlâsla devam ederek asayişi muhafaza etmelerini tavsiye eder.

6 Ocak 1960 günü Konya’ya, oradan da Emirdağ’a, 11 Ocak’ta gene Ankara’ya gitmek için yola çıkar. Ancak bu kez Bediüzzaman’nin şehir merkezine girişi polis tarafından engellenir. Ankara’ya girmesi engellenen Bediüzzaman, Emirdağ’a geri döner. Buradaki bir haftalık ikametinden sonra 20 Ocak günü Isparta’ya döner.

Bediüzzaman ağır hasta, 19 Mart 1960 tarihinde yanındaki talebelerine Ş.Urfa’ya gitmek istediğini söyler. 82 yaşındaki Bediüzzaman ağır hasta haliyle yola çıkar. 20 Mart’ta yağmurlu bir havada başlayan bu yolculuk, onun son yolculuğuydu. 21 Mart günü Ş.Urfa’da, İpek Palas Oteli’ne ikameti sağlanır. Bu arada otele gelen polisler, İçişleri Bakanı’nın emriyle derhal Isparta’ya geri dönmeleri gerektiğini tebliğ ederler. Bunu duyan Ş.Urfa halkı otelin önünde toplanır ve gitmesine razı olmazlar. Bu baskı sürerken asrın dahisi, Risale-i Nur’un müellifi, Bediüzzaman hazretleri 23 Mart 1960 günü, 27 numaralı odada sabaha karşı vefat eder.

Büyük bir kalabalıkla kılınan cenaze namazından sonra Bediüzzaman’ın naaşı Halilürrahman Dergâhı’nda defnedilir. Kaderin cilvesi iki ay sonra 27 Mayıs 1960 ihtilali olur. İhtilal komitesi tarafından, Bediüzzaman’ın kabri nakledilmesine karar verilir. 12 Temmuz 1960 gecesi Ş.Urfa’daki mezarını kırdırarak naaşı askeri bir uçakla, Afyon askeri havaalanına indirilir. Bir iki talebesi dışında bilinmeyen bir mezara defnedilir. Hayatta iken O’nun varlığını istemeyenler, vefatından sonra da rahat bırakmamışlar. Allah Rahmet etsin. Âmin…

Rüstem Garzanlı/Diyarbakır

18.3.2014

 www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin