Ata sporumuz: DARBE

Kendisi ile hukukumuz neredeyse doğumumla başlar. O benimle daha bir yaşımdayken tanışmış ama o tanışmayı ben hatırlamıyorum.

10 yaşıma geldiğimde ise ilk defa kendisini tanıdım.

Bir sabah, rahmetli Hasan Mutlucan’dan kahramanlık türküleriyle açmıştım gözümü.

10 yaşındaydım. 10 yaşındaki her çocuk gibi sokağa çıkmak istedim. “Olmaz!” dediler. Yasakmış! Askerler yakalarsa götürürmüş…

Bundan hoşlanmasam da kedimi bir önceki günden daha güvende hissettiğimi hatırlıyorum. Büyüklerden de, artık zamanının gelmiş olduğunu sıkça duyardım. Ne hale geldiyse memleket!

Şu anda 46 yaşındayım ve kendisinin envaiçeşidiyle tanışma şansım(!) oldu bu süre içinde.

Klasiği, moderni, post moderni hatta internetten yapılanını bile gördüm.

Görünen o ki kuruluşu da darbeye dayanan devletimizin hamurunda var bu iş. Ama artık o hamur değişti. Yok öyle üç kuruşa beş köfte!

Hukukta her suçun bir cezası vardır. Örneğin hırsızlık yaparsanız 2 ila 5 yıl arasında bir ceza yersiniz. Hırsızlık, size ait olmayan bir şeyi sahibinin isteği dışında kendinize almanızdır. Bu işi silah zoruyla yaparsanız adı yağma (gasp) olur ve 6 yıldan başlar. Eğer o silahı sadece tehdit etmek için kullanmayıp zarar da verdiyseniz minimum 10 yıl yatarsınız.

Buna paralel olarak, devlet kademelerini hak etmediğiniz şekilde düzenlenmiş sınavlarla ele geçirmeye kalkışmayı bir çeşit hırsızlık olarak düşünebiliriz. Ya da seçimle gelinen makamları seçilmeden elde etmeye yeltenmeyi…

Eğer aynı şeyi silah tehdidi ile yapmaya kalkışırsanız da bu işin adı darbe olur.

Darbelerde genellikle canlar gider. Eğer darbe başarılı olursa kendisine darbe yapılan, başarılı olmazsa da darbeyi yapan bunu canıyla öder. Adettendir…

Fakat 15 Temmuz’da masum sivillerden yüzlerce can gitti. İşte bu adetten değildi. Belki de darbenin devlete değil millete yapıldığına işaretti. Bunun adı cinayetti, katliamdı…

Yolda hareket halindeki araçları ve yayaları tankla ezip geçecek kadar gözü dönmüş katillerin, nasıl bir ruh haliyle kendilerini devleti yönetebilecek yeterlilikte görebildiklerini anlamak mümkün değil. Bu yapılan savaşta bile suçtur.

Her darbede canlar gitmez ama… Bazen darbelerde hayatlardır giden. Çoğu kimse darbe olduğunu bile anlamazken, binlerce hayatı karartır darbeciler. Sadece ailedeki hanımefendinin başı kapalı diye…

Medeniyeti kabile seviyesinin üzerine çıkmış toplumlarda devletler seçilmiş şûralar eliyle yönetilir. Kur’an’ın emrettiği yönetim şekli de budur. Bugün biz bu yönetimi demokrasi ismiyle tanıyoruz.

Bu sistemde devleti yönetme hakkı seçimle halk tarafından tevdi edilir. Bu hakkı başka yollardan ele geçirmek tüm milletin hakkına tecavüzdür.

Seçimle bu hakka sahip olmayı denemek yerine zor kullanmaya kalkışılması da millet tarafından bu hakkın kendilerine verilmeyeceğinden emin olunduğunun göstergesidir.

Yani halk onlar tarafından yönetilmek istememektedir.

Halkın istemediğini Hakk da istemeyince, bu işe yeltenenler işte böyle zelil duruma düşerler.

Anlaşıldığı üzere darbe ile tüm milletin hakkına tecavüz edilmektedir. Bu boyutta bir kul hakkı ile Rabbinin huzuruna çıkacak olanların hesap vermeleri elbette çok zor olacaktır.

Son söz olarak, iradesi elinden alınmaya kalkışılan bir milletin, canı pahasına topyekûn iradesine sahip çıkışı tüm takdir ve övgü kelimelerinin yetersiz kaldığı bir sahne çıkardı ortaya.

Rabbim milletimizi bir daha böyle bir destan yazmak zorunda bırakmasın. Amin.

Muhiddin Yenigün

Sende yorum yazabilirsin