Ateşi Kor Etmek!

Çocuk, sabır, rahatlık kelimelerini yan yana kullandığım vakitlerde, genelde “Ne yapacağız yani, hiç mi bir şey söylemeyeceğiz?” gibi sorular gelir hemen ardından. Oysa yanlış olan; okunan ya da dinlenen cümlelerin, direkt çocuk üzerinden algılanmasıdır. Ebeveynlik çocukluğumuzun ellerinden tutup çocuğumuzla arkadaşlık ettirmektir biraz da. Tüm yara berelere ve tüm hatalara rağmen…

Bir diğer husus da, öğrendiklerimizden hatasız bir ebeveynlik modeli çıkarma ısrarımızdır. Bu da aslında çocuk eğitimini, salt çocuk ve ebeveynlik ilişkisi üzerinden değerlendirmeye çalıştığımızın bir başka göstergesi.

Halbuki anlatmaya ya da yapmaya çalıştığım şey; çocuk üzerinden sahip olduğumuz rolün, diğer tüm rollerimize sirayet etmesi gereken yanlarının altını çizmek. Çocuğu eğitmek değil, çocukla eğitilmek yani…

Bu sebeple yapacağımız ilk şey, problem çözerken bizi  sabırsız olmaya iten örtülerimizi kaldırmak olmalıdır. Böyle baktığımızda sağlamayı çocuk üzerinden değil,  kat ettiğimiz yol üzerinden yapabiliriz ancak.

Sabırsız yanlarımızla yüzleşmekte atılacak öncelikli ve en önemli adımın, muhatabımızın çocuk olduğu gerçeğini unutmamak olduğunu düşünüyorum. Üstelik çocuğumuz kaç yaşında olursa olsun üzerindeki emanetçi sıfatının sorumluluğundan da sıyrılıyor değiliz. O sebeple, kriz anlarının en önemli cümlesi, ilk olarak: “O sadece bir çocuk.” Demek olmalı. Bu cümleyi söyleyebilme iradesinden sonra, daha makul adımlar atmak zor olmuyor çünkü.

İkincisi, kitap okuma sürecinin devam etmesi gerektiği gerçeği. İnsan o zaman hatadan geri dönebilme “erdem” ine kavuşuyor ve unuttuğu bir cümleyle kendine geliyor. Mesele hatasız olmaya çalışmak değil zaten, mesele hep aynı hatayı tekrarlamak.

Üçüncüsü, kendimize düşünme zamanları bırakmak… Sessiz ve sakin bir zamanda içimizden konuşan sesten kaçmak yerine; anlattıklarını dinlemek, sesin sahibini keşfetmek gerekiyor. İnsan yıllardır içinde konuşan o sesin, geçmişten bugüne taşırdıkları olduğunu anlıyor bir süre sonra.

Benim için en rahatlatıcı şeylerden biri de içimi kemiren her kareyi, her cümleyi yazmaktı. Basit ya da önemli, bilinçaltımın yüzeye çıkardığı her şeyi yazdığımda gördüğüm şuydu:  Bazen içimde ateş olduğunu sandığım şey, onu dışarı çıkarıp elime aldığımda çoktan kora dönüşmüştü.

Uzun yürüyüşler yapmak, düşünmek, etrafı okumaya çalışmak da sakinleşmek için atılması gereken adımlardan. Hızlanan dünyamızda,  bu sükûneti yakalamamız zor olabiliyor. Bazen başka hayatlara şahitlik etmek, kendi sorularımızın cevabını buldurabiliyor bize.

Ve en önemli adım, dua elbette… Tüm adımları attıktan sonra, duanın gücüne sığınmak, kafamıza gelen soruları dua saymak, dertlenmek ve şifayı duada bulmak insanın değişimi için atabileceği en büyük adımlardan. 

Salt davranışa odaklanılmış bir ilişki ağında sabır aramak çok mümkün olmayacaktır elbette. Oysa bir öfke anını, geçmişe götüren bir film karesi gibi görürse insan, içinde biriken o öfkenin kaynağına da ulaşabiliyor. İşte o zaman, kaynağı kurutmak uzun bir yol olsa da o yolculuğa çıkıyor.

Diğer türlüsü… İşte onu bilmiyorum. Yaşadıklarımdan çıkardığım, o yolu seçmemekti…

Tuğba Akbey İnan

gazetevahdet.com

Sende yorum yazabilirsin