Bahaneler işe yaramaz, sorumlusun!

Birşeyi yapmayı unuttuğumuzda veya yapmak istemediğimizde ilk sığındığımız şey bahane üretmek. Belki de böyle yapmak suretiyle üzerimizdeki yükten kurtulduğumuzu sanıyoruz. Oysa bahane üretmekle yapmadığımız şeyin sorumluluğundan kurtulmuyoruz aslında. Yani bahanelerimiz işe yaramıyor…

Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emre Dorman, Nesil Yayınları arasında çıkan “Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu” isimli kitabında bahanelerin işe yaramadığını anlatıyor. Kitabında dini vazifelerimizi yerine getirmediğimizde ürettiğimiz kırk bahanenin aslında ne kadar temelden ve dayanaktan uzak olduğunu anlatan Yrd. Doç. Dr. Dorman, bahanelerin insanı sorumluluktan kurtarmadığını söylüyor.

Kitabında kırk bahaneyi kaleme alan Yrd. Doç. Dr. Dorman’ın anlatımıyla bazı bahanelerin işe yaramama nedenleri şöyle:

İleride nasıl olsa yaparım

Gerek okul, gerekse iş ortamında bir arada olduğunuz insanlarla dinî konularda konuştuğunuz zaman, genellikle çoğu kişinin inancının gereğini yerine getirmediğinin farkında olduğunu, bunun için çeşitli bahaneler öne sürmelerinin yanında dinî vazifelerini ileriki yıllarına ertelediklerini görebilirsiniz. Sanki ölümün yaşı varmış ve her gün pek çok genç, gözlerimizin önünde ölüp gitmiyormuş gibi, “Henüz yaşım genç; ileride nasıl olsa yaparım” diyerek kandırır insan kendini. Şeytan da boş durmaz, “Acelesi yok; daha ömrün çok” gibi süslü sözlerle destekler hemen kişiyi. Şüphesiz bu yanılgı ve gaflet şeytanın insana kurmuş olduğu tuzaklardan biridir. Hatta bazı aileler bile çocuklarının gençken hovarda bir yaşam sürmesini gayet normal olarak karşılarlar. “Biz zamanında neler yaptık, gençtir yapacak tabiî” ya da “Biz zamanında yapamadık, bari o çıkarsın hayatın tadını” mantığı ile çocuklarının gözlerinin önünde kayıp gitmesine seyirci kalırlar.

Nasıl olsa Allah affeder

Neleri yaparsam Allah affeder ya da affetmez şeklinde hesaplar yaparak iman edilmez Allah’a. Bu şekilde hesaplı, kitaplı, planlı teslimiyet olmaz. Peygamberler dahi affedilmeyi umarlarken, örneğin Hz. Yusuf Allah’a “Rabbim, sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan bana bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada da ahirette de Velîm Sensin. Beni Müslüman/Sana teslim olmuş olarak öldür ve beni barışsever, hayırlı kullar arasına kat diye dua ediyorken, kimse nasıl olsa Müslümanız, bir şekilde kurtuluruz ya da Allah nasıl olsa affeder zihniyeti ile günahlara cesaretle dalamaz. Bu, şeytanın insanı aldatma yollarından bir diğeridir. Şeytan, “Sen yap Allah nasıl olsa affeder,” “Baksana millet neler yapıyor,” “Herkes iyi de bir sen mi kötüsün,” “Bu fırsat bir daha ele geçmez,” “Yap sonra tövbe edersin,” “Sen yapmazsan bir başkası nasıl olsa yapacak,” “Sen de cennete girmeyeceksen kim girecek cennete,” “Bu son” şeklinde vesveseler ile tuzaklar kurar insana. Kur’an bu konuda da uyarır insanları:

“Ey insanlar, Allah’ın vaadi gerçektir; sakın dünya hayatı sizi aldatmasın, o aldatıcı, sizi Allah(ın affına güvendirmek sureti) ile aldatmasın.” (Fatır Suresi, 5. Ayet)

“O yaman aldatıcı, sizi Allah ile aldattı.” (Hadid Suresi, 14. Ayet)

Herkes böyle yaşıyor

Esasen çok büyük bir mantık hatası yapıyor insanlar. Çoğunluğun bir şeyi yapıyor olması o şeyi doğru kılmayacağı gibi yapılan bir hatanın da çok kişi tarafından yapılıyor olması kişiyi bu hatadan muaf tutmaz. İnsan etrafındaki çoğunluktan güç alarak kendini kandırsa da Allah’ı kandıramaz. Kandıramayacağı gibi güç aldığı kalabalıklar ahirette ona yardımcı olamaz. Hüküm sürdüğünüz hayatı size verene hesap verilir ahirette ve hiç şüphesiz Allah’ın hesabı şaşmaz, zerre ağırlığınca bir şey olsa dahi Allah onu insanın önüne getirir; unutmaz. Bu yüzden bir iş yapmadan önce herkesi kandırsa da Allah’ı kandıramayacağını hesap etmelidir insan. Hesap Günü haklarında hüküm verilip de cehenneme sürüklenenlere sizi buraya sürükleyen neydi diye sorulduğunda verecekleri cevaplardan birinin şu olduğunu haber verir Kur’an ayetleri bize:

“Boş iş ve uğraşlara dalanlarla birlikte dalar giderdik.” (Müddessir Suresi, 45. Ayet)

Bu kadar kötülüğün ve kötünün olduğu yerde ben yine iyiyim

İnsanın kendini kandırma yollarından ve içine düştüğü önde gelen yanılgılardan bir diğeri de, kendini kötü örnekler ile mukayese ederek aklamaya çalışma yanılgısıdır. Bu yanılgı dindar kabul edilen kişilerin oluşturduğu kötü örneklerden farklı olarak dindar ya da dinî uygulamalardan uzak ayrımı gözetilmeksizin insanların geneline yönelik yapılan bir değerlendirmeye dayanır. Daha önceki başlıklarda da gördüğümüz gibi insan kendini aklamak ve kendince haklı gerekçeler ileri sürmek için her yolu kullanır. Kendi iyiliğinin ya da kötülüğünün ölçüsünün başkalarının iyilik ya da kötülüklerine göre belirleneceğini sanarak yanılır. Yeryüzündeki insanların tamamı da kötü olsa bu yine kişinin bireysel durumu için bir şey ifade etmez. Etmez çünkü ahirette herkes kendi yaptıklarından hesaba çekilir.

Bu kadar hassas olma, ince düşünme

Çoğu insan farkında değildir ama insanın yaptığı her şey kayıt altına alınır. Ve zerre ağırlığınca hatta bundan bile daha küçük olan her şey Hesap Günü kişinin karşısına getirilir.

“Sen bir iş ve oluşta bulunsan, Kur’an’dan bir şey okusan; siz herhangi bir iş yapsanız, siz ona dalıp gitmişken biz üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca bir şey, ondan daha küçüğü de daha büyüğü de Rabbinden uzakta/gizli kalmaz; tümü apaçık bir Kitap’tadır.” (Yunus Suresi, 61. Ayet)

İnsanlar bu konuda da aldatıp kandırırlar kendilerini. “Aman canım bu kadardan ne olacak” şeklinde cümleler tutsağı eder insanları. Oysa azımsanan hatalar birikerek insanın boyunu aşar zamanla. Şeytanın tuzağına düşerek açtığınız ufak bir günah kapısı davetiye çıkartır tüm şeytanlara. Bir de bakarsınız o ufak dediğiniz aralık hissettirmeden ardına kadar açılmıştır kolayca. Sonunda günahlarınızla baş başa kalırsınız. Oysa Allah’ın rızasını ve kendi menfaatini düşünen biri küçük-büyük demeden özen göstermelidir hata ve günahlardan sakınmaya. Çünkü şeytan detaylarda gizlidir ve detayları önemsiz görerek gaflete düşmemek gerekir.

Önce geleceğimi garanti altına almalıyım

Şeytanın insanları kandırma ve onları çeşitli vesveseler ile yanılgı ve bahanelere sürükleme yollarından biri de hiç şüphesiz insanların gelecek ile ilgili sahip oldukları endişe ve kaygılardır. Daha annesinin karnındaki çocuğa meslek seçmekle başlarız bu endişelere. Seçilen bu meslekler ise genellikle çok para kazanıp rahat edeceği mesleklerden olur her ne hikmetse. Aileler belki kısmen kendilerine göre haklı gerekçelerle küçük yaşlardan itibaren işlemeye başlarlar çocuklarını; “Aman yavrum ileride çok büyük adam ol,” “İyi bir meslek sahibi ol,” “Ele güne muhtaç olma,” “Kendini ve geleceğini garanti altına al” gibi çeşitli nasihatlere muhatap olmanız kaçınılmaz hale gelir. Daha küçük yaşlardan itibaren bu gelecek kaygı ve endişesi ile büyüyen çocukların da tüm hedefleri geleceğini garanti altına almaya endekslenir. Üstelik geleceği bile garanti olmayan geleceği! Öyle ki çoğu insan kısa yoldan köşeyi dönme mantığı ile girer işlerin içine. Fırsatını bulduğundaysa hak, hukuk ve adaleti terk etmesi işten bile değildir. İnsan farkında değildir ama bu kaygılar da şeytanın insanlara kurduğu tuzaklardan biridir. Kur’an ayetleri bu konuda da uyarılarda bulunur insanlara:

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur, sizi görünür görünmez çirkinliklere sürükler, Allah ise size kendisinden bir bağışlanma ve lütuf vaat eder.” (Bakara Suresi, 268. Ayet)

Günahı benim boynuma

Bazı insanlar hayret edilecek şekilde garip davranırlar. Bu davranışlardan en garip olanlarından biri ise hiç şüphesiz “Sen yap. Günahı benim boynuma” söylemidir. İnsan bu kadar mı kendini bilmez? “Kendi günahları yetmedi mi bir de el âlemin günahına talip olmaya cüret ediyor“ demek gelir içinizden. Günah bu kadar rahat taşınabilir bir şey midir ki, önüne gelenin günahını alır sırtına. Kendince dinî bir hassasiyet taşıdığı için günahlardan uzak kalmaya çalışan birini çeşitli bahaneler ile kötülüğe sürükleyen bu gibi kişiler, etraflarındaki herkesin kendileri gibi günahkâr olmasını isterler. Üstelik sorsanız inançlıdırlar da. Ama nasıl bir gaflet uykusudur ki bu ben zaten nefsime yenilip hata yapıyorum bari şu adam uzak dursun demek yerine kendi gibi suça teşvik eder insanları. Oysa, Kur’an uyarır bu duruma aldanmasınlar ve günahlarını kendilerinden başka kimsenin taşıyamayacağını bilsinler, diye insanları:

“Her benliğin kazandığı kendi üstünde kalır. Hiçbir günahkâr bir başka günahkârın yükünü taşımaz.” (En’am Suresi, 164. Ayet)

Dinî konulara fazla dalmak aklını kaybettirir insana

Bazı insanların dini yaşamamak için ileri sürdükleri bir diğer bahane, dinî konularla fazla ilgilenmenin insanın aklını kaçırmasına sebep olacağı yanılgısıdır. Zaman zaman “Bizim mahallede bir hacı amca vardı, sabah akşam Allah’ı anardı, sonunda kafayı sıyırdı” ya da “Bizim Ahmet yok mu, çocuk dinî meselelere girdi ve keçileri kaçırdı” şeklinde asılsız bahanelerin ileri sürüldüğünü görebilirsiniz. Din adına uydurulan şeylere itibar eden bazı kişilerin işin içinden çıkamayarak dinî konulardan uzaklaştığı ya da ruhsal bir takım sorunlar yaşadığı örneklerin görülmesi mümkündür. Ancak bunun sebebi din değil, yanlış din algısıdır. Allah tarafından indirilen ve Peygamberi tarafından tebliğ edilen din kadar insan tabiatına uygun olan başka bir şey daha yoktur insan için. Dini doğru bir şekilde öğrenip yaşamak isteyen biri için engel nedir? Bunun yanında hangi şey din üzerine düşünmemeye bahane olabilir. Basit ve dayanaksız örnekler ile dinden uzak durmayı çok aklı başında bir iş gibi göstererek bu şekilde dinî gerekliliklerden uzak bir hayat yaşamak kişinin kendini aldatması değil de nedir?

Kerem Altındağ

MoralDunyasi.com

Sende yorum yazabilirsin