Batman’dan Bir Portre: Hacı Dervîş Yalçın!

Hacı Derviş Yalçın, 1943 yılında Mardin/Savur’a bağlı Soylu (Dêrîş) Köyünde doğmuş. İlkokul mezunu yedi kız, üç erkek olmak üzere on çocuk babasıdır. Köydeki işlerin yoğunluğu, daha küçük yaşta iken evlenmesi yüzünden, ilkokuldan sonra okuyamamıştır. Her şeye rağmen köyün cami imamından Kur’ân dersi alarak kısa bir zamanda Kur’ân’ı hâtim etmiştir.

Askerlik dönüşünden sonra 1966 yılında Batman’da TPAO, işletmesine işçi olarak çalışmaya başlamış, 1992 yılında yirmi beş hizmet yılını doldurduğu için emekli olmuştur. Derviş Abi, iki kardeşini ve 10 çocuğunu bir işçi maaşı ile iktisat ve kanaati elden bırakmadan okutmuştur.

Biz de Derviş Ağabeyimizle bir röportaj yapalım ve değerli fikirlerinden ve hatıralarından tarihe bir not düşelim dedik.

Derviş Ağabey; Risale-i Nur’larla ne zaman kimin vasıtası ile tanıştınız?

Batman müftüsü Rahmetli Selahattin Kaplan vasıtasıyla 1970 yılında Risale-i Nur eserleri ile tanıştım. Merhum Müftü Efendi, medrese ilminin tamamına vakıf, Batman’da olduğu gibi bütün Şark âlimleri tarafından da sevilen ve sayılan birisiydi.  1960’larda imamlık yaptığı köyde medrese öğrencilerine fıkıh, hadis, şeriat ve nahiv dersleriyle birlikte Osmanlıca Risale-i Nur’dan ders verirdi. Mekânı cennet-i âlâ olsun. Âmin… İşte, o günden bugüne kadar yani 45 seneden beri hiçbir cereyana kapılmadan iman hizmeti dairesinde ağabeylerin hizmet rahlesi altında diz çökerek, şahs-ı manevî ile birlikteyim.

Derviş Ağabey, hizmete olan sevgi ve sevdanızı biliyorum, gene de merak ettiğim bir konu, yani günlük çalışma programınızdan (okuma, dershane, ev işleri vs.) söz eder misiniz?

Efendim, malûmunuz olduğu üzere şu anda emekliyim. Herhangi bir iş yapmıyorum.  Mutad Risale-i Nur sohbetlerine günlük devam ediyorum. Ayrıca emekliliğimden beri her gün işe gider gibi Ulu Cami yanındaki dershanemize düzenli gidiyorum. Keza, benim durumumda olan çok değerli kardeşlerimizden Sait Güzel (muhtar), Tahir Akçakaya, Şeyhmus Uçar, Nuri Erin, Mahmut Datlı ve isimlerini sayamadığım daha birkaç kardeşle çok muntazam bir şekilde Külliyatı takip ederek okuyoruz. Şimdiye kadar bir tahdis-i nimet olarak belirtmek isterim ki arkadaşlarımla birlikte Külliyatı iki defa bitirdik. Hâlen bu okuma programımız devâm ediyor. İnşallah ömrümüz kifayet ettiği müddetçe okumaya devam edeceğiz.

Derviş Ağabey, 45 sene gibi bir ömrü bu iman dâvâsında tüketmişsiniz, her halde anlatacak ve söyleyecek birçok hatıraların vardır. Kısaca bir iki hatıranızdan söz eder misiniz?

Rüstem kardeş elbette anlatılacak söyleyecek birçok hatıralar ve sözler vardır. Başta şunu ifade edeyim ki: Risale-i Nurları okumak, anlatmak, mü’minlerin imanlarını bu eserlerle kurtarmak en güzel hatıra olsa gerek, öyle değil mi?

Amenna, değerli ağabeyim! Öyledir, gene de Risale-i Nur ekseninde varsa bir hatıranı anlatırsan iyi olur. 

O zaman hatıra yerine çok manidar bir rüyayı anlatmak istiyorum, şöyle ki:

Efendim, başta dediğim gibi Risale-i Nurları, 1970 yılında Batman Müftüsü merhum Selahattin Kaplan tarafından tanımıştım, fakat cemaati ve Risale-i Nurları pek bilmiyordum. Bir akşam rüyamda bir zat büyük bir cemaatin önünde namaz kıldırdığını gördüm. O sıralarda Mahmut Aydın isminde bir arkadaşım beni Urfa Bedîüzzamân Mevlidine dâvet etti, beraber Urfa’ya gittik. Mevlitteki kalabalığı görünce hemen gördüğüm rüya aklıma geldi. Rüyada gördüğüm kalabalık, Urfa Mevlidindeki kalabalığa benziyordu. Bu manzaradan çok etkilendim, hem de Risale-i Nur ve onun müellifi Bediüzzaman’a çok bağlanmaya da başladım. Batman Risale-i Nur cemaatinin sohbetlerine gidip gelmeye başladım. Batman o sırada çok karışıktı, birçok koldan tahrip güçleri ortalığı yıkıp yakmaktaydılar. Sohbetlere gidip gelmek cesaret işiydi…

İki kardeşimle birlikte derslere gider gelirdik, Batman’ın karışık olması ağabeyimi tedirgin ediyordu, bize, “sohbetlere gitmeyin, giderseniz başkası tarafından öldürüleceğinize, ben sizi öldüreceğim” diyordu.

Ağabeyim, bir gece rüyasında Üstadı görür. Üstad iki parmağını gözüne uzatarak ona: “Bunlara karışırsan iki gözünü çıkaracağım.” der. Abim, bu rüyadan sonra bize karışmadı. Kardeşlerimle beraber dersleri aksatmadan devam etmeye başladık.”

Hacı Derviş Ağabey, mutlu musun? 

Evet, hem de dünyanın en mutlu insanıyım. Her bir çocuğumuz dünyaya geldiğinde Rezzak-ı zülcelâl evimize bereket, hayatımıza neşe ve mutluluk verirdi. Çocuklarım dinlerine bağlı insanlara ve dolayısıyla şahsıma saygılı oldukları için mutluyum, Elhamdülillah… Bir de şunu da belirtmeden geçmek istemiyorum. Refika-i hayatım Aklîme Hanım her zaman ev işlerinde, çocukların terbiyesinde yanımda olmuş, ondan büyük destek görmüşüm. Evimizin huzur kaynağı, ailenin medar-ı iftiharıdır. Cenâb-ı Allah, ondan ebeden razı olsun.

Derviş Ağabey; bu güzel temenni ve duânıza biz de gönülden âmin diyoruz  Derviş Ağabey; genç kardeşlerimize söyleyecek bir sözün varsa alayım.

Sadâkatle Risale-i Nur eserlerini okusunlar, okusunlar okusunlar. Mesleğimiz haliliyedir, muhabbettir, sevgidir, kucaklamadır. Bedîüzzamân’ın bu prensiplerinden asla şaşmasınlar diyorum, herkese selâm!…”

25.09.2015

Rüstem Garzanlı

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin