Bir suizan olayı nasıl çözüldü?

Ulu Cami’deki vaiz, az fakat öz konuşuyordu: “Sakın suizanda bulunmayın. Hatta hüsnüzan mümkün oldukça suizanna yönelmeyin…” Şunu da ilave etmişti: “Olabilir ki, suizanda bulunduğunuz kimse sonunda zannettiğinizden başka türlü çıkar da mahcup olur, günaha girersiniz.”

Bunları dinledikten sonra cami avlusunda eski bir dostu ile karşılaştı Vehbi Bey. Hal hatır sorup dertleştikten sonra dostu ayrılınca bir başka tanıdığı yaklaştı yanına: “Sen,” dedi. “Bu sapıkla samimi olma. Bu herif itikadı bozuğun biri. Namazlarını abdestsiz kılıyor!”

Şaşırmıştı Vehbi Bey. Ne diyeceğini bilemez halde biraz düşündükten sonra kendini toparladı: “Ben dedi, zatı çok eskilerden tanırım. Hizmet ehli, takva sahibi bir Müslüman’dır. Namazını abdestsiz kılacak biri değildir. Suizanda bulunma. Bak hocaefendi ne söyledi camide. Suizan kötü şey. Yanılma ihtimali çok fazla. Sormadan karar vermeyin…”

“İyi de benimki suizan değil. Sanki bir müşahede” diye diretti iddiacı.

Bu defa iyice şaşırmıştı, Vehbi Bey.

“Nasıl bir müşahede?” diyebildi.

“Geçen gün” dedi, “Caminin tuvaletinden çıktım. Hemen yanımdakinden de o çıktı. Ben abdest alma yerine gittim. O da camiye gitti. Sonra birkaç defa daha gördüm. Hep tuvalete giriyor, sonra da abdest almadan camiye gidiyor.”

Bununla kalmadı, bir teklifte de bulundu:

“İstersen ikindi namazına erken gel, avluda bekle, sen de gör. Tuvalete gidecek, sonra çıkıp abdest almadan camiye yönelecek.”

İnanılacak gibi değildi. Ama başka çare de yoktu. İster istemez ikindiye erken gelip cami avlusunda beklemeye başladı. Nitekim az sonra o da geldi. Tuvalete girdi, sonra pantolon kemerini bağlayarak çıkıp doğru camiye girdi…

Dünyası yıkılmıştı. Nasıl olup da namazını abdestsiz kılacak duruma düşmüştü bu hizmet ehli? Karmakarışık duygular içinde ikindiyi kıldıktan sonra cami avlusunda koluna girip şuradan buradan konuşmaya başladı:

“Sularınız akıyor mu, abdest işini nasıl yapıyorsun?” dedi.

Derinden bir nefes alan dostu:

“Sorma,” dedi. “Abdestte vesveseye kapılıyorum.”

“Neden vesveseye kapılıyorsun?”

“Çıbandan, çıbandan” dedi ve başladı anlatmaya:

“Bir süreden beri göbeğimin altında bir çıban çıktı, bir türlü iyileşmedi. Yolda beni bir vesvesedir alıyor. Çıbanın üzerindeki sargı çözülmüş olabilir, yara kanayıp abdest bozulmuş olabilir, diye. Ben de bu vesveseyi yenmek için camiye girmeden önce tuvalete giriyor, açıp bakıyorum. Çıbanın kanamadığını, abdestimin bozulmadığını görüyor, bundan sonra emin bir şekilde camiye gidip huzur içinde namazımı kılabiliyorum. Malum ya, abdest ihmale gelmez. Abdestsiz ne namaz olur, ne niyaz!”

Vehbi Bey, döndü, kulak misafiri olan iddiacıya baktı. Bir şey söylemeye gerek kalmamıştı. Çünkü gözyaşlarını tutamıyordu iddiacı. Yaklaştı:

“Şimdi anlıyorum hatamı” dedi. Ve devam etti: “Ben de geriden görünüşe göre hüküm vermeyip Vehbi Bey gibi sormalı idim. Sormadan hüküm vermekte ne kadar yanlış yaptığımı şimdi daha iyi anladım. Said Bey ver elini öpeyim, bana hakkını helal et, senden özür diliyorum.”

Kucaklaşıp helalleştiler.

Mehmet Dikmen

Sende yorum yazabilirsin