Bireysel Yardımdan Toplumsal Kalkınmaya İktisat Ahlakı
İhsan ve iyilik toplumsal bir faydaya dönüşmediği sürece gerçek değerini bulamaz. “İhsan ihsandır, eğer nev’e olsa veya fakire ve muhtaca olsa; fert muztar olmazsa hiçtir.” Yapılan iyiliğin ve ihsanın geçerli olabilmesi için temel şartlar.
Yapılan yardımlar genel bir toplumsal sorunu çözmeli veya bir insan grubuna fayda sağlamalı. Eğer bir birey “muztar” çaresiz, gerçekten yardıma muhtaç değilse, ona yapılan yardımın manevi veya toplumsal bir değeri yoktur; hatta “hiç” hükmündedir.
“Sehavet o vakit sehavettir, eğer millet için olsa; yahut milleti tazammun eden bir ferde olsa güzeldir.” Cömertlik, sadece para saçmak değildir. Gerçek cömertlik, kamu yararını gözetmektir. Yardım ya doğrudan millete vakıf, okul, yol gibi hizmetlerle yapılmalı, Ya da “milleti tazammun eden” milletin yükünü omuzlayan, topluma hizmet eden bir şahsa yapılmalıdır ki o şahıs aldığı destekle yine topluma hizmet edebilsin.
“Şayet muhtaç olmayan şahsa olsa, şahsı tenbel eder, dilenciliğe alıştırır.” İhtiyacı olmayana verilen karşılıksız para veya imkan, o kişiyi üretmekten alıkoyar. Emek sarf etmeden elde edilen kazanç, kişiyi çalışmaktan soğutur. Bireyler geçicidir, ancak toplum, millet süreklidir. Bu yüzden yapılan yatırımlar ve yardımlar, geçici olan şahsın keyfine değil, kalıcı olan toplumun bekasına ve gelişimine yönelik olmalıdır.
“Kime yardım ettiğin, yardımın kendisi kadar önemlidir”. Eğer yardım, kişiyi topluma faydalı hale getirmek yerine onu topluma yük haline getiriyorsa tembelliğe alıştırıyorsa, bu yardım aslında o kişiye ve topluma yapılmış bir kötülüktür.
Modern sosyal devlet anlayışında rastgele yardım değil, ihtiyaç analizi esastır. Devletin kaynaklarının gerçekten ihtiyacı olan “dezavantajlı gruplara” yönlendirilmesi gerekir. Eğer devlet veya vakıflar, çalışabilecek durumdaki kişilere sürekli karşılıksız kaynak aktarırsa, böyle bir durum bir sosyal yardım tuzağıdır. Balık vermek değil, tutmayı öğretmeli.
Bireysel yardımlar geçicidir, fani olan ferdi besler ama onu üretken kılmaz. Kurumsal ve milli yardımlar kalıcıdır baki olan millete yatırımdır. Okul açmak, teknoloji geliştirmek veya bir meslek edindirme kursu kurmak, milleti tazammun eden, milleti kapsayan bir ihsandır. Bir dahiye, bir bilim insanına veya bir lidere verilen destek; aslında o şahsın şahsına değil, onun millet için üreteceği katma değere yapılan yatırımdır. Bu, modern dünyada yetenekli öğrencilere verilen başarı bursları ile aynı mantıktır.
Eğer bir toplumda “çalışmadan kazanma” veya “sürekli başkasından bekleme” kültürü yaygınlaşırsa, o toplumun ekonomik dinamizmi ölür. Bireyi çalışmaya ve üretmeye teşvik eden bir toplumsal ahlak geliştirilmeli. Yazılanlar “Veren el alan elden üstündür” hadisinin sosyolojik bir tefsiri gibidir; ancak burada vurgu “veren elin” parayı nereye koyması gerektiği üzerinedir.
Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin İktisat Risalesi özellikle cömertlik, israf ve bereket konularına ışık tutmakta, ahlaktan toplumsal kalkınmaya uzanan bir köprü kurmaktadır. Cömertliği savunurken, bunun ancak iktisat ve tutumluluk ile mümkün olacağını bilmemiz gerekir. İktisat, izzet getirir. Kendi kaynaklarını savurmayan bir fert veya millet, başkasına el açmaz. El açmayan kişi, hürriyetini ve izzetini korur. Nimetin kıymetini bilmek, onu en verimli şekilde kullanmaktır.
“Millet bâkidir, ferd fâni” ilkesi, İslam medeniyetindeki vakıf sisteminin temel felsefesidir. Bu anlayışa göre, sermayenin toplumsallaşması gerekir. Bir şahıs ölür ama onun kurduğu bir medrese, hastane veya çeşme millet için yapılan ihsanlar yüzyıllarca yaşar. Zekat ve sadaka, zengin ile fakir arasındaki uçurumu kapatan, toplumsal barışı sağlayan bir sigortadır. Bugün dünyada “Etki yatırımı” denilen bir kavram var. Bu, sadece para kazanmak için değil, aynı zamanda bir toplumsal sorunu çözmek için yatırım yapmak demektir.
Rızık ve çalışma arasındaki ilişki, pasif bir bekleyiş değil, aktif bir esbaba riayet yani sebeplere sarılma sürecidir. Bu yaklaşım, insanı hem hür kılan hem de toplumsal hayata değer katan bir çalışma ahlakı inşa eder. Çalışmak, sadece para kazanmak için yapılan mekanik bir eylem değildir, çalışmak aynı zamanda fiili bir duadır. Kavli dua dille istemek, fiili dua çiftçinin tarlayı sürmesi, bir öğrencinin ders çalışması veya bir esnafın dükkanını açmasıdır. Allah rızkı bu fiili dualara yani emeğe bağlamıştır, dolayısıyla çalışmayanı rızık kapısını çalmamıştır.
Rızık ikiye ayrılır, rızk-ı mutlak ve rızk-ı mecazi. Bu ayrım, bireyin çalışma motivasyonunu dengelemektedir. Rızk-ı tahhüt altındaki mutlak rızık, hayatı sürdürmek için gerekli olan temel ihtiyaçlardır. Bu her canlıya bir şekilde ulaşır. Rızk-ı mecazi yani gayretle kazanılan, insanın emeği, zekası ve kabiliyetiyle elde ettiği, hayatını güzelleştiren ve topluma fayda sağladığı kısımdır. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” ayetini bu eksende düşünmek gerekir.
Atalet yani tembellik en büyük düşmandır. Yatmakla rızık aranmaz. Rızkı bekleyen ama aramayan kişi tembeldir, gevşektir. Elinden gelen tüm emeği sarf edip, sonucu Allah’tan bekleyen kişi tevekkül edendir. Gerçek tevekkül ancak ter döktükten sonra başlar.
Bereket ihlasla ilişkilidir, başarı sadece “çok çalışmakla” değil, “bereketle” ilgilidir. Az ama iktisatlı ve ihlaslı samimi bir emek, israflı ve hırslı bir çokluktan daha üstündür.
Modern dünyadaki tüketim çılgınlığı ve kısa yoldan zengin olma hırsına karşı bilmemiz gerekenler: Emek kutsaldır, çünkü o bir ibadettir. Kazanç paylaşıldıkça bereketlenir, çünkü millet bâkidir. İktisat bir zorunluluktur, çünkü israf, emeğe hürmetsizliktir. Yazılanları hayata geçirebildiğimiz nispette günümüzün ekonomik karmaşasında, bizlerde sağlam bir duruş kazanabiliriz. Ne kadar kazandığın değil, ne kadarını tutabildiğin önemlidir. Birikim yap, yatırım yap, finansal özgürlüğünü kazan. İktisat et ki, izzetini koru. Başkasına veya borca esir olma. İktisat sadece para biriktirmek değil, kaynak yönetimini bir yaşam felsefesi haline getirmektir. İsraf, sadece parayı değil, o parayı kazanmak için harcanan ömür sermayesini de çöpe atmaktır.
Bugün ekonomistler tüketim odaklı büyüme yerine üretim odaklı büyümeyi savunuyor. Hırs, kısa yoldan, emek harcamadan kazanma arzusudur. Günümüzdeki karşılığı, spekülatif hareketler, kumarvari yatırımlardır. Emek, helal dairesinde ter dökerek üretmektir. Gerçek bereket ancak üretim ve meşru bir gayretle gelir. Bereket, verimlilik az girdi ile yüksek ve hayırlı çıktı almaktır. İktisat, finansal disiplin, gereksiz maliyetleri sıfırlamaktır.
Esbaba riayet, Ar-Ge ve Stratejidir, sonuca ulaşmak için gerekli tüm bilimsel adımları atmaktır. Kanaat, sürdürülebilir memnuniyet, elindekini en verimli şekilde kullanma becerisidir. Zekat ve sadaka, seküler yaşamdaki adı sosyal etki fonu. Sermayenin tabana yayılmasını sağlar ve toplumsal huzuru getirir.
Şirketler nesiller boyu yaşamalı çünkü millet bâkidir, ferd fâni. Eğer bir iş adamı sadece kendi lüksü için çalışıyorsa ferdi odaklıdır, o sermaye o ölünce biter. Ama eğer bir vakıf mantığıyla veya millete hizmet odaklı bir kurum inşa ediyorsa, o işletme baki kalır. İnsan paranın kölesi olmaktan çıkmalı, para topluma hizmet eden bir hizmetkar haline gelmeli. Çalışmayı ibadet, tasarrufu izzet, paylaşmayı ise toplumsal bir borç olarak bilmeliyiz.
Çetin Kılıç
Bu yazı Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Risale-i Nur Külliyatından ilham alınarak yazılmıştır.








