Bitarafane Muhakeme Denilen “tarafsızlık” Mümkün Müdür?

Bitarafane muhakeme denilen tarafsızlık mümkün müdür?

“ben ortada duruyorum” veyahut “tarafsız bir bakış açısı ile bakıyorum” gibi söylemlerin gerçekliği ve günlük hayatımızda ki karşılığı nedir acaba?

Bugün hayatımızın her anında önümüze çıkan iki yoldan birini tercih etme mecburiyeti bulunan insanoğlunun, elbette bu “tarafsızlık” meselesini gerçekler ışığında en çıplak haliyle sorgulamaya; dünden daha çok ihtiyaç hâsıl olmuştur.

Kendimizi ciddi bir muhasebeye çekelim ki, hangi tarafta durduğumuzun bir anlamı olsun..

Zira böylece zarar veya menfaat, sevab veya günah, iyi veya kötü gibi ortası mümkün olmayan zıtların, kâinatın her tarafını kuşattığı bir dünyada; bir tarafa dâhil olmak ile tarafsız olmak gibi düşüncelerin gerçek anlamını bulmasının zamanı geldi de geçti..

 

İşte biz de başlıyoruz..

Bediüzzaman hazretleri, hususan yaşadığımız bu asra bakan şeytanın bu dehşetli desisesini gündemimize getirip ifşa etmek suretiyle, bu müthiş desiseye karşı uyanık olmaya davet ediyor.

 

Bîtarafane muhakeme içinde şeytanın müdhiş bir desisesini kat’î bir surette reddeden bir vakıada; Bediüzzaman hazretleri kendi ifadesiyle, Ramazan-ı Şerifte İstanbul Bayezid câmi-i şerifinde hâfızları dinlediği esnada birden şahsını görmediği, fakat manevî âlemde sesini işitmek suretiyle şeytan ile yaptığı bir münazarayı; Risale-i Nur’un Sözler kitabında Onbeşinci Söz’ün zeylinde gayet beliğane mukni bir izahta bulunuyor. Arzu eden oraya müracaat edebilir.

 

“Bîtarafane muhakeme” yani “tarafsızlık”; iki taraf ortasında bir vaziyettir.

Hâlbuki şeytan ve şeytanın insanlar içindeki şakirdlerinin dedikleri bîtarafane muhakeme ise; taraf-ı muhalifi iltizamdır.

Bîtaraflık değildir, muvakkaten bir dinsizliktir.

Zira tarafsız bir nazar ile meselelere bakmak ve öyle muhakeme etmek, şıkk-ı muhalifi esas tutmaktır. Bâtılı iltizamdır, bîtarafane muhakeme değildir. Belki, bâtıla tarafgirliktir.

Çünkü; ortada durup güya tarafsızlık ilkesiyle hareket etmekle; maalesef haklı tarafa destek olmadığı için, haksız tarafın güç kazanmasına dolaylı olarak sebep oluyor..

Terazinin iki kefesi gibi..

Bir tarafında hayırlar, iyilikler, menfaatler; diğer tarafında da şerler, kötülükler ve zararlar olduğunu hayal edersek..

Görülecek ki ortada durmakla; sözgelimi iyilikler tarafını yalnız bırakmak suretiyle, kötülükler tarafına dolaylı olarak destek olduğumuz anlamı çıkacaktır.

 

Her bir zamanın bir hükmü vardır.

Ahirzaman, bazı ihtiyarlanmış örf ve adetlerin ölümüne ve iptal edilmesine hükmediyor.

Bu zamanda “tarafsızlık” diye bir davanın hükmü kalmamıştır.

Mazarratlarının menfaatlarına olan tereccuhu(menfaatlerin zararlara tercihi), böylesi bir düşüncenin i’damına fetva veriyor.

Bundan dolayıdır ki; Asr-ı hazırın hususiyeti ve ehemmiyetine binaen, bitarafane muhakemeye cevaz vermemekle birlikte, ikab-ı ilahi ve manevi mes’uliyeti icab ettirmiştir.

Yani “tarafsız kalalım veya olalım” gibi bir sözü, zaman nesh etmekle hükmünü iptal etmiştir.

 

Delil mi istersin..

İşte bak.. Küfür ile iman ortası yoktur.

Bu memlekette İslâmiyet’e karşı komünistlik mücadelesinin ortası olamaz.

Sağ ve sol, ortası üç meslek îcab ettirir.

Eğer İngiliz, Fransız deseler hakları var.

Sağ İslâmiyet, sol komünistlik, ortası da Nasraniyet(Hristiyanlık) diyebilirler.

 

Fakat bu vatanda küfr-ü mutlaka karşı iman ve İslâmiyet’ten başka bir din, bir mezheb olamaz.

Olsa, dini bırakıp komünistliğe girmektir.

Çünki hakikî bir Müslüman hiçbir zaman Yahudi ve Nasranî olamıyor.

Olsa olsa dinsiz olup tam anarşist olur.

 

Sıdk ve kizb, küfür ve iman kadar birbirinden uzak.

Öyle ise yol ikidir, üç değildir.

Ya doğru, ya yalan, ya sükût değildir.

Evet, her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değil.

Bazan zarar verse sükût etmek..

Yoksa yalana hiç fetva yok.

 

Hem Mesela; İman ve İslamiyetin ortası yoktur.

Yani tabiri diğerle iman ve İslamiyeti birbirinden ayrı tevehhüm edip, birini tutup diğerini bırakanlara; dolayısıyla iman ve İslamiyet arasında orta bir yol bulmak çabasında olanlara deriz ki; Cennet ve cehennemin arasında orta bir yol yoktur.

Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.

Cennet adam istediği gibi, cehennem dahi adam ister.

 

En zor şartlarda bile, İslamiyet “ehven-üş şerre taraf” olmayı bize tavsiye ve emir vermiştir.

Yani kötünün iyisine taraf olunuz ki, en kötünün şerrinden emin olasınız.

Mesela, bir tarafın parmak kestiği, diğer tarafın kol kestiği bir ortam veyahut zamanda; elbette parmak kesene taraf olmak; akıl ve mantık icabıdır.

Hiçbir zaman ve zeminde, kesinlikle ortada durmaya İslamiyet cevaz vermemiştir.

Demek taraf-ı hak ve hakikattır bizim tarafımız, dolayısıyla tarafı ilahidir.

 

“Her iki tarafta haksız” veyahut “iki tarafta haklı” gibi safsatalarla kendimizi ve de bu milleti kandırmaya gerek yok..

Her hadisenin mutlak “bir iyi” ve “bir kötü” olmak üzere iki tarafı vardır..

Eğer ki taraflar fiilleriyle birbirine çok benziyorsa, o vakit delil ve akibete bakmak gerekir.

Evet, birbirine benzeyen iki ağacın arasında hüküm vermek için, meyvelerine bakmak yeterlidir.

 

Bir meselenin mutlak iki tarafı olur.

Ve bu iki tarafında sevabı ve günahı olacaktır.

Büsbütün günahsız bir taraf mümkün değildir.

Bir tarafı tamamen günahsız görenlere, biz anarşist diyoruz.

İki tarafında günahıyla, sevabıyla meydanda olduğu bir durumda; hüküm Adalet-i İlahiye noktasında olmalıdır.

Yani bir teraziye her iki tarafın ayrı ayrı, günah ve sevabını teraziye koyup tartacak; neticede hangi tarafın sevabları günahlarına velev zerre dahi olsa ağır basarsa, işte o taraf bizim tarafımızdır.

 

Bir taraf düşünün ki; sözde kendisini bu milletin tek temsilcisi gösterip, diğer taraftan bu millete en ufak bir menfaati olmamış; dahası yaptıkları kirli siyaset ve yalan propagandalarla bu perişan ve cahil millete hep canı pahasına zarardan başka hiçbir katkıları olmamış zalim, bedbaht tahribatçı bir grup..

Diğer tarafta ise, yaptıkları sessiz sedasız devrimlerle mukaddesat başta olmak üzere maddi-manevi alanlardaki sayısız hizmetleri ve yüzyıllardır gasb edilerek görmezden gelinen bir milletin insani en temel hak ve hürriyetleri noktasında yaptıkları çetin mücadelelerle elde ettikleri kazanımları bu milletin ayağına götüren mazlumların koruyucusu, bahtiyar tamirci bir grup..

 

Şimdi manzaranın hiç olmadığı kadar net olduğu bir dönemde; bu tarafların mahiyetlerinin anlaşılması ile eserleriyle en şeffaf bir surette meydan da durdukları halde; hala tarafsızlıktan dem vuranlar veyahut bahtiyar gruba destek olmamakla bedbaht gruba iltihak edenlerin aklına şaşarım..

Acaba ne zamana kadar; hangi mazeret veyahut bahanenin arkasına saklanmakla, deve kuşu misali gündüzü kendinize gece yapmaya devam edeceksiniz..

Beşyüz senedir yattığınız yeter..

Kur’anın sabahında uyanınız..

Artık zarar ve menfaatinizi; dost ve düşmanınızı tanıma vakti daha gelmedi mi?.  

 

İslamiyet’te, görünene bakarak hüküm ve karar verilir.

Bir tarafta tahribatlarıyla memleketi yıkıp yakarak, hak-hukuk tanımayıp fitne ve bozgunculuk yapan zalim bir topluluk;

diğer tarafta asayişi te’min etmeye çalışmakla tamircilik yapan ve mazlumların maddi-manevi hukukunu bu çapulculardan muhafaza etmeye çalışan bir yapı..

Şimdi böyle bir ortamda hala tarafını netleştirmeyen, hangi safta duracağını bilmeyen veyahut “tarafsız bir gözle bakarak, iki tarafa da acıyoruz” gibi safsata ve yalanlarla propaganda yapanlara bir çift sözümüz var..

Yıllardır canıyla, malıyla bedel ödeyen bu Millet; uyandı ve uyanıyor.

Fenalığı fena, iyiliği iyi olarak gördüler.

Daha artık yalan ve propagandalarınızla bu kahraman milleti kandıramazsınız..

 

Hak ve Batılın ortası yoktur ve muhaldir ve olamaz.

En büyük hidayet, gözlerdeki perdenin kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak görmektir.

Bir tarafta hiç bir şeyden haberi olmayan yabani ahmaklar; diğer tarafta aldatıcı zekâlarıyla; hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösteren nefis ve şeytanın yol arkadaşları..

En doğrusu ise şudur ki; hakkı hak bilir tabi olup taraftar olur; bâtılı bâtıl bilerek uzak durur.

Demek hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez.

Zira hakkın hatırı âlîdir. Hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir.

Demek artık dünyevi hayatımızın, hiçbir hadise ve meselesin de “Bîtarafane muhakeme et, öyle bak..!” diyemezsiniz ve diyemezdiniz ve diyemeyeceksiniz.

 

Malum yaşamakta olduğumuz elim hadiselere binaen; ortada durmak suretiyle sağını solundan fark edemeyen nadanlara ve henüz mevcut taraflar arasında “hak-batıl” “yapan-bozan” “menfaat-zarar” ayrımını yapamamış ahmaklara son olarak diyoruz ki; doktora gidip gözünüzü tamir ettiriniz..

Ve illaki su testisi, su yolunda kırılır..

Uğruna, mukaddesatınız dahil olmak üzere neyiniz varsa feda ettiğiniz bu yol, çıkmaz sokaktır..

Beyhude yoruldunuz ve emekleriniz heba oldu..

Netice de müstehak olduğunuz feci akıbet –dünyada hüsran, ahirette azab- sizi bekliyor..

Gelen neslin kapısında durmayın, ey iki ayaklı yaşayan ölüler..!

İstikbal yalnız ve yalnız İslam’ın olacaktır..

48

Sende yorum yazabilirsin