Bu Emirlerden Haberin Var mı?

insan.hayatBediüzzaman, hazretleri mesnevi-i Nuriye eserinde diyor ki “Dünyada sana ait çok emirler var. Amma ne mahiyetlerinden ve ne akıbetlerinden haberin olmuyor: 1

Mesela Ceset, hayat, insaniyet, ömür, yaşayış, vücut, bela musibetler, dünya misafirhanesi ve dünyanın lezzetleri gibi sıralanabilir.

Bediüzzaman, bu emirleri şöyle açıklıyor:

“Biri cesettir. Evet, cesedin genç iken latif, zarif ve güzel gül çiçeğine benzerse de, ihtiyarlığında kuru ve uyuşmuş kış çiçeğine benzer ve tahavvül eder.”

İnsanın maddi bedenine işarettir. Üstad, insanın vücudunu zamana göre değişen Bir çiçeğe benzetmektedir. İnsan gençken çok güzel ve zarif bir fiziğe sahiptir. İhtiyar olunca tam tersine bel bükülür, gözler çukurlaşır, yüz çehresinde kırışıklar olur, zamanla vücut iskelesi artık bedeni taşıyamaz kuru ve uyuşuk bir hale gelir.

“Biri de hayat ve hayvaniyettir. Bunun da sonu ölüm ve zevaldir.”

Burada da insanın yaşayışına işaret ediyor. Hayvaniyetteki maksat ise, bedenin hayvani ihtiyaçlarıdır. Yani yemek, içmek ve tenasül gibi hayvani isteklerdir. Her ne kadar ruh baki olsa da; vücut ölümle dünya hayatı ve yaşayışı son bulmaktır.

“Biri de insaniyettir. Bu ise zeval ve beka arasında mütereddittir. Daim-i Bakinin zikriyle muhafazası lazımdır.”

İnsanlığı tekemmül ettiren zikir ve ibadetlerdir. Dolayısıyla, İnsan, ibadet ve zikirleriyle nebat ve hayvanlardan ayrı bir üstünlüğe sahip kılınmıştır. Çünkü hem geçmiş hem de gelecekle alakadardır. Büyük bir istidada sahip olan insan, buna mukabil de nihayetsiz arzuları da bulunmaktadır. İnsanın değeri Allah’a muhatap olduğu nispette yükselir. Onun için şuurlu bir ibadet yapmak ve Allah’ın rızasını kazanmak lazımdır.

Risale-i nur eserleri hakkalyakin derecede imani meseleleri izah ve ispatladığı için Risale-i nur talebeleri de, her biri kabiliyetlerine göre bu imani konuları insanlara anlatmaktadırlar. Gerek birey gerekse cemaat olarak insanlara şefkat ve muhabbetle davrandıkları, millete faydalı olduklarının hikmeti de işte Risale-i nur eserlerini okuduklarındandır.

Bediüzzaman, bu konu ile alakalı şöyle diyor:

“Risale-i Nurun gıda ve taam hükmünde ki hakikatlerinden hem akıl, hem kalp, hem ruh, hem nefis, hem his, hisselerini alabilir.”2

Başka bir eserinde de şöyle diyor. “… Gördüm ki, içinde hem külli zikir, hem geniş fikir, hem kesretli tahlil, hem kuvvetli imani ders, hem gafletsiz huzur, hem kutsi hikmet, hem yüksek bir ibadet-i tefekküriye gibi nurlar var.” 3 

Risale-i nur eserleri hem günümüzü hem de gelecek asırları tenvir eden bir tefsir-i Kur’anidir. İmanı kurtarmak cihetiyle insanlara ekmek ve su gibi zaruri bir ihtiyaçtır.

 “Biri de ömür ve yaşayıştır. Bununda hududu tayin edilmiştir; ne ileri ve ne de geri bir adım atılamaz. Bunun için elem çekme, mahzun olma. Tahammülünden âciz, takatinden hariç olduğun tûl-i emel yükünü yükleme.”

İnsanın dünyada ki sermaye-i ömrü, Cenab-i Allah tarafından tayin edilmiştir; insan ne kadar yaşayacağı elinde olmadığını belirtilmektedir. Bu muayyen olmayan kısa ömür için, dünya işlerine karşı gösterilen aşırı arzu ve isteklere de kapılmamak lazımdır. Her nedense nefis şeytanın telkiniyle zaman zaman kaderi tenkit eder, hakka teslim olmuyor. Güneşin doğuşu ve batışı belirli zamanlarda tayin ve takdir edildiği gibi, her insanın da bu dünyada doğuşu ve ölümüne kadar tüm mukadderatı, kalem-i kader tarafından yazılmıştır. Dolayısıyla nefis ve şeytana değil, “kadere teslim kederden emin” olmak lazımdır.

“Biri de vücuttur. Vücut zaten senin mülkün değildir. Onun maliki ancak Malikü’l- Mülktür. Ve senden ziyade senin vücuduna şefkatlidir. Binaenaleyh, Malik-i hakikinin daire-i emrinden hariç ve vücuda karıştığın zaman zarar vermiş olursun: Ümitsizliği intaç eden hırs gibi.”

Burada ki vücut; cesetten farklıdır. Ceset bir nebati yaşayış gibi belirli bir zaman içinde gelişir ve değişir. Vücut ise varlıktır. Yaşadığı müddetçe yapabileceği işleri görür. Oda hırsla değil, belki meşru dairede ve Cenab-i Allah’ın rıza ve emirleri dâhilinde yapmaktır. Mademki, vücudun sahibi Allah’tır, ondan başka merci de aramamak lazım gelir.

Biri de belâ ve Musibetlerdir. Bunlar zaildir,(yok olandır) devamları yoktur. Zevalleri (ölümleri) düşünülürse, zıtları zihne gelir, lezzet verir.”

“Biri de, sen burada misafirsin,”

“Biri de dünyanın lezzetleridir.”

Üstad, insanın bu dünyada misafir olduğu, beraberinde götüremediği eşyalara kalbin bağlanmamasını, ancak Cenab-i Allah’ın izniyle hareket etmek ve o’na iltica etmekle huzura kavuşacağını vurgulamaktadır. Ayrıca dünyanın lezzetlerine de aldanmamak lazım,”dünyanın akıbeti ne olursa olsun, lezâizi terk etmek evlâdır.”diyor.

Rüstem Garzanlı /DİYARBAKIR
Kamu Yöneticisi 

 KAYNAKLAR

1-Mesnevi-i Nuriye, Habbe

2-a.g.e.

3-Tarihçe-i hayat

Sende yorum yazabilirsin