Bu Necip Milletin Evladını Sev, Yolunu Bıraktı İse Acı Ve Yardımına Koş

Yermeye değil her haliyle övmeye değer, şerefli ve necip bir milletin evladıyız. Mademki öyleyiz ve bütün dünya bizi öyle biliyor. Öyle ise ne pahasına olursa olsun tekrar o şerefe sahip olmak için gayret sarf etmemiz icab ediyor. Yoksa gizli düşmanlarımız sefaletten kurtulmayalım diye uğraşıyorlar, yalınız manen değil maddeten de yerimizde sayıp terakki etmeyelim diye gece gündüz uğraşıyorlar. İlk önce imansız bırakmak için, çok türlü entrikalarla gayelerine ulaşmak maksadıyla halkımızı gayesiz bırakmak emelindedirler. Ondan sonra günlük zaruri ihtiyacımızdan başka hiçbir şey düşünmemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Biz bu yazılarımızla bazı hakikatleri açıklamaya çalışırken, Allah’ın kanunu olan dini ölçülere ters düşmeden mantıki ölçüleri elden bırakmamaya gayret ediyoruz. Bugün vatandaşımızın ana problemi, sağlam bir amaçtan uzak bir gaye sahibi olmamasıdır. Bu problemi çözmesi için de, vatandaşımın ilk önce kitap okuma meraklısı olması lazımdır. Bu yolda ilerlerken  yalnız  sınıf geçme peşinde değil, her şeyi değerlendirebilmek için, din ile dünyası hakkında sağlam  bilgi sahibi olması icap eder. Çünkü dinimiz insana ilmi tahsil müddetini beşikten mezara kadar uzun bir müddet içerisinde tayin etmiştir. Halbuki, memleketimizde, kariyer sahibi olma peşinde koşan bazı ehli dünyanın dışında, kitap okuma meraklıları, yok denecek kadar azınlıktalar. Bana inanmazsanız, bakın  kaç Müslüman’ın evinde kütüphane var. Kitap okumaya merakları yok ki kitap alıp kütüphane kursunlar.

Öyle ya: Hiç muayenehane açmadan herhangi kimseyi tedavi etmeden ben doktorum diyen beyefendi, doktor olduğunu hiç kimseye yutturamazken. hiç kimsenin saçını kesip sakalını tıraş etmeyen kimsenin de berberlik iddiasında bulunması, boşa gider. Aynen bunlar gibi, memleketimizde beş vakitte ezan okunurken bizimki hiç kılını kıpırdatmazsa? Veya başka, dini vecibelerden herhangi bir alamet kendisinde görünmezse, bu vatandaş dinden ne kadar nasiplenmiş siz söyleyin. Hatta, bazıları dıştan gelen fikirlerin tesiri altında bırakıldığı için, en ufak bir şüphe götürmeyen imanın ana prensiplerinden bazısını inkâr edebiliyor.

Şimdi, şehit dedelerin torunları olan bir kısım vatandaşlarım, ne kadar zararda olduklarını sizin anlayışınıza havale ediyorum. Bahsini ettiğim kimseler, az olmakla beraber, onlardaki bazı hallerden ben çok rahatsız oluyorum. Çünkü gönül isterdi ki onlar da ötekiler gibi, içlerinden gelen vicdani ses ve arzularını yerine getirmek için çaba sarf etsinler. Sağdan soldan sık sık aldığım müjdeli haber gibi, onlar da öyle sevinçli haberlerle beni sevindirsinler. Her ne kadar yalan dünyaya çeken şebekeler onları çekmeye son hızıyla çalışıyorlarsa da; aklını kullanan tahsilli, tahsilsiz, memur ve işçilerimiz her gün küme küme içlerinden gelen sese kulak vererek, zaruri ihtiyaçları olan hak  dinlerine sarılıyorlar.

İşçilerini dindar görmek isteyen patronda çalışanlar şöyle dursun, dininden nasibini almayan patronda çalışan bacılarımın da, patronuna posta koyup, beni cinsime layık ve yakışır kıyafet ile kabul edersen çalışırım yoksa çıkar giderim diyenler ise, ya mesleğinin erbabı olduğu için, patronu işten atamıyor. Veya şartları kabul etmeye mecbur oluyor. Veya çıkıp gittiği başka yerde fazla ücretle ve daha rahat iş bulduklarının güzel haberlerini her gün işitiyoruz. Bu kardeşlerim Fatih devrindeki kızları çok geride bırakıyorlar. Bunlar “Batırılan geminin mallarıdır” kendini kurtarmayı başarana ne mutlu, tebrikler onlara.

Abdülkadir Haktanır

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin