Cehalet Cehenneminde Hapsolduk

“Tefsirde mezkûr olan herbir emir, tefsirden olmak lâzım gelmez. İlim ilme kuvvet verir. Tahakküm etmemek şarttır. Şöyle müsellemattandır ki: Hendese gibi bir san’atta mahir olan zât, tıb gibi başka san’atta âmi ve tufeylî ve dahîl olabilir. Ve kavaid-i usûliyedendir ki: Fakîh olmayan, velev ki usûlü’l-fıkıhta müçtehid olsa, icma-ı fukahada muteber değildir. Zira o, onlara nisbeten âmidir”

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Muhakemat adlı eserinde, “Bir kitabın “Tefsir” veya “Şeriat” kitabı olması, içindeki her bilginin mutlaka dini bir hakikat olduğu anlamına gelmez.” Diyor.

Üstad, bir alanda dâhi olan birinin başka bir alanda “sıradan biri” olabileceğini söylüyor. Harika bir mühendis, tıp konusunda tamamen cahil olabilir. Fıkıh usulünü çok iyi bilen biri, eğer bizzat fıkıh pratiğinde uzman değilse, onun fıkhî icmalardaki görüşü bağlayıcı değildir. Çünkü o, o alanda “dışarıdan biridir.

İnsan zihninin sınırlıdır , “Her şeye el atan, hepsini kaybeder”. Bir fende gerçekten uzmanlaşmak, o fenni bir “ruh” gibi kuşanmayı gerektirir. Eğer bir kişi kendi ana uzmanlık alanını merkeze alıp diğer bilgileri ona yardımcı yapmazsa, ortaya “garip ve tutarsız bir görüntü” çıkar. Farklı hayvan parçalarını birleştirip ortaya hayat belirtisi göstermeyen bir ucube çıkaran ressamın durumuna düşmemek gerekir.

Üstad, tefsir kitaplarının sadece “ayet meali” olmadığını, içinde coğrafyadan tarihe, felsefeden astronomiye kadar pek çok yan bilgi bulunduğunu söyler.

Tefsir başkadır, tefsir kitabı başkadır, bir tefsir kitabında geçen coğrafi bir hata, tefsir ilminin veya Kur’an’ın hatası değildir. O, müellifin o dönemdeki kişisel bilgisidir. Bir tefsir kitabında bilimsel bir yanlış görünce “Şeriat yanlıştır” diyen düşman ya da “Buna inanmayan dinden çıkar” diyen cahil dost, aynı hatayı yapmaktadır.

Bir dükkânda mücevher satılıyor diye, oradaki her eşyanın mobilya, ambalaj vs. mücevher olması gerekmez. Üstad, İslam dünyasının geri kalmasını “iş bölümü kanununa” uymamaya bağlar. Allah’ın evrene koyduğu “tekemmül” kanunu, iş bölümünü gerektirir. Bizler, herkes her şeyi yapmaya çalıştığı için ve uzmanlığa saygı duymadığımız için “cehalet cehenneminde” hapsolduk. Saati bozulanın terziye gitmesi ne kadar komikse, bir dini alimin fen bilimleri hakkında uzmanlığı yoksa kesin hüküm vermesi de o kadar yanlıştır.

Beyzavî, bir ayeti tefsir ederken Zülkarneyn’in seti için “Ermenistan ve Azerbaycan arasındadır” der. Üstad diyor ki, bu bilgi Beyzavî’nin şahsi coğrafya bilgisidir, Kur’an’ın bir hükmü değildir. Bu küçük coğrafi ayrıntıyı bahane edip koca bir tefsir dâhisini veya İslam’ı eleştirmek “insafsızlıktır”.

Dinî ilimlerle fenni ilimleri birbirinden tamamen koparmayın ama birbirine de karıştırmayın. Uzmanlığa saygı duyun; bir fakihten tıp dersi, bir coğrafyacıdan fetva beklemeyin. Eleştiri yaparken adaletli olun; müellifin şahsi hatasını, temsil ettiği ilmin veya dinin hatası sanmayın.

Çetin Kılıç

Kaynak: Muhakemat

Sende yorum yazabilirsin