Cemaat halinde olmak farkındalığı, hissetmeyi ve şükretmeyi artırıyor!

“Aylar, yıllar koşturarak geçiyor, hiçbir şey anlamıyoruz” diye yakınıyoruz pek çoğumuz. Geçen zamanın hızı aynıyken bizler yaşadığımız tempolu hayatlarda kimi zaman hayatın kendisine fırsat tanımadan hesapsız bir koşturmaca içerisinde olabiliyoruz. En küçüğünden en büyüğümüze herkesin çok yoğun olduğu, daha doğrusu yoğun olduğunu iddia ettiği bu çağda hiç bir şeye fırsat bulamadan, hayatı anlamak için vakit ayırmadan, en acısı fark etmeden, hissetmeden ve şükretmeden yaşıyoruz.

Oysaki ömrümüzün tekrarının olmadığını hatırlamak, hayatın içerisindeki sayısız konuyu, kavramı, insanı anlamak için “ara vermeliyiz”. Sürekli koşturmamız gerektiğini işaret eden hislerimiz olsa da, kalbimizin asıl ihtiyacı olan fark etmeyi yaşatmak, buna zaman ayırmak gerekiyor. Farkındalığı yaşayarak hislerimizin kuvvetleneceğini, bakış açımızın değişerek şükrümüzün artacağına inanmak ve bunu uygulamak gerekiyor.

Fark etmek için yavaşlamak gerek

Sosyolog ve Uzman Aile Terapisti Nazlı Özburun “Hayatı fark etmek için önce başımızı kaldırıp etrafımızda olup bitenlere bakmak gerektiğini” söylerken Moral Dünyası okuyucularına hayatı, toplumu fark etmenin ipuçlarını veriyor. “Hayatı koşturmaca içinde alelacele yaşıyoruz” diyen Özburun, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hayat felsefesi olarak eskiden bizlere büyük balığın küçük balığı yediği öğretilirdi. Şimdiyse hızlı balık yavaş balığı yutar diye inandırıldık. Sanıyoruz ki daha fazla olan, daha hızlı olan, daha çok olan her zaman en iyisidir. Ama modern hayat, durumun öyle olmadığını mutsuz insanlar üreterek her geçen gün gözümüzün içine sokuyor” diyor.

Özburun, farkındalık kavramının yitirildiğini belirtirken, internetle beraber değişen hayatımızın farkındalığımızı da değiştirdiğini söylüyor. “Farkındalık sadece aklımızla yakalayabileceğimiz bir hal değildir” diyen Özburun “Farkındalık tüm duygularımızla, bedenimiz ve ruhumuzla hayatın içinde olduğunu hissedebileceğimiz bir içinde olma halidir. Mesela duygularımızın ne kadar farkındayız. Her bir duygumuzun kendimizle ilgili yaşadıklarımızla ilgili neler söylediğini okuyabiliyor muyuz? Herkes bunu düşünmeli” şeklinde konuşuyor. Özburun, fark ederek yaşamanın yolunun önce yavaşlamaktan geçtiğini, kendi duygularımıza döndüğümüz zaman sonrasının geleceğini savunuyor.

Toplumdan uzak yaşamak yalnızlaştırıyor

Toplumu, çevreyi anlayarak yaşamak aslında yaşamak tabirinin karşılığı gibi düşünülebilir. Kendi halinde, çevresinden habersiz olmanın tercih edilmesinin revaçta olduğu günümüzde toplumdan haberdar olmanın gerekliliğini ise Özburun şöyle ifade ediyor: “İnsan içinde yaşadığı toplumdan etkilenir ve toplumu kendi duruşuyla ve tercihleriyle etkiler. Ben cemaat halinde yaşamanın çok önemli olduğuna inanıyorum. Farkındalık açısından kim olduğunu ve ne olmak istediğini anlama açısından cemaat halinde olmak çok önemli, canlandırıcı etkilere sahip. Apartmandaki komşulardan haberdar olmak, toplumun aktüel meseleleriyle ilgilenmek günümüzde çok daha önemli. Toplumdan yalıtılarak yaşamaya çalışmak insanı yalnızlaştırır ve yorar. İnsanı içinde yaşadığı gerçeklikten koparır. İlişkilerde doğru duruş sergileyebilmeye engel olur. Bu nedenle insanın içinde yaşadığı toplumu ve toplumsal dinamikleri bir yere kadar takip edebilir, algılayabilir olması önemlidir.”

Özburun, “Gündemdeki olayları yorumlamak, anlamak için neler yapılabilir” sorusuna “Selçuklularla başlayan Osmanlıyla devam eden bir tarihsel sürekliliğimiz var ve her daim olaylar farklı görünse de temelde aynı dinamiklerden besleniyorlar. Bunları görebilmek insanın olayları değerlendirirken ve olaylara tepki verirken daha gerçekçi olabilmesini sağlıyor” diye cevaplıyor. Özburun, gerçekçi değerlendirme olduğunda günübirlik manipülasyonlara gelinmeyeceğini, olayları değerlendirirken duygularını yönetebilmeyi, durumu toplumsal sağduyunun lehine çevirecek bir söylem ve duruş sahibi olabileceğine de işaret ediyor.

Farkındalık Twitter ve Facebook ile sağlanmaz

“Toplum içerisinde derneklerle bağlantılı olmayı farkındalık için bir adım sayabiliriz. Memleketli olma ruhu insanın ait olma ihtiyacına iyi gelen bir duruş” diyen Özburun, tarafgir olmaya ve her şeyi memleketçilik paydasında değerlendirmeye ve bir süre sonra konservatif olmaya doğru gitmemek şartıyla dernek faaliyetlerinde olmayı öneriyor. Özburun konu ile ilgili olarak memleketle ilgili bağlantıların koparılmamasının ve yeni bağların kurulmasının da insanın farkındalığa katkıda bulunacağını ve insanların mutluluk nedenlerinden olacağını söylerken, memleketten haberdar olmak ile dünyadan haberdar olmanın ayrı düşünceler olmadığının da altını çiziyor.

Dünya üzerine yaşanan olaylara karşı kayıtsız kalınamayacağını belirten Özburun, “Dünyadaki her şeyle ilgili bir ruhumuz var. Dolayısıyla hiçbir şeye kayıtsız kalamıyoruz. Darbelerle üzülüyor, güzel haberlerle seviniyoruz. Hayvanat bahçesinde yeni doğan bir ayı yavrusunun biberonla beslenmesine memnun olurken Afrika’daki aç bir insanı gördüğümüzde mutfaktaki kurumuş ekmekler ve şükürsüzlüğümüz geliyor aklımıza. Yanardağ patlasa yanımızda patlamış kadar üzülüyoruz. Demek ki her şeyle alakadar bir yapıya sahibiz. Haberlerle ilişkimiz sadece verilen haberlerin yönlendirdiği gibi kalırsa sürekli üzülen ve bir süre sonra da duyarsızlaşan canlılara dönüşme tehlikemiz var. Bazen bizim başımıza gelmez sandığımız bir duyarsızlıkla sanki film seyrediyormuş gibi olabiliyoruz” diyor. Özburun, farklı bir beslenme kanalımız yoksa ve yaşamsal farkındalığı haber kanalları üzerinden veya Twitter, Facebook gibi sanal ortamlar üzerinden yaşıyorsak bir süre sonra gerçeklik algımızın bozulabileceği uyarısında bulunuyor.

Nurşen Şentürk

Moral Dünyası Dergisi

Sende yorum yazabilirsin