Çocuğuna sahip çıkan kazanır

Takke düşünce kel görünürmüş ya…  Karneler alınınca da eğitim sistemimizin keli göründü. Ama maşallah kimse üzerine alınmıyor.

Herkes hesabı çocuklara soruyor.

Şu dersin ortalaması niye düşmüş;  bu ders niye zayıfmış; eğer zayıflarını düzeltmezsen yazın karne hediyesi alınmayacakmış…

Sanki karnedeki notlar sadece çocuklara aitmiş gibi, çocuğun eğitiminden sorumlu herkes kenara çekiliyor, ortada kala kala Paris soytarısı gibi çocuklar kalıyor.

Hâlbuki çocukların ellerindeki karneler onların kendisinden daha çok, o çocuğun anne babasının karnesidir. Ve o çocuğa ders anlatan öğretmenin bizzat kendisinin karnesidir. Ve daha da ötesi, bu çocukların eğitim almaları için kitaplar ve ders notları hazırlayan milli eğitimin karnesidir o karne…

Açın bakın lütfen çocuklarınızın okul kitaplarını, okuyun örnek sorulardan birkaçını ve siz bu yaşta çözebilecek misiniz bir bakın.

Bakın ben açtım… Kendi çocuklarımın matematik kitaplarını açtım ve kitaplar çocuklara ne kadar hitap ediyor diye bir uzman gözü ile kontrol edeyim dedim.

Sayfaları çevirdikçe, içim burkuldu. “Bu anlatılan konuların hepsi benim çocuğumdan mı isteniyor?” diye, yatakta masumca uyuyan çocuğumun yüzüne bakarken gözlerim doldu.

Nasıl dolmasın rica ederim, şu soruya siz de bakar mısınız?

“Cüneyt’in hesap makinesinde 5 tuşu çalışmamaktadır. 355 – 252 işlemini hesap makinesinde yapabilmesi için Cüneyt’e yardım edebilir misiniz? Hangi tuşlara basarak nasıl işlem yapması gerektiğini Cüneyt’e kısaca açıklayın.”

Soru bu…

Ne anladınız Allah aşkına bu sorudan?

Çekinmeyin söyleyin lütfen.

Ben arka arkaya 3 defa okudum ve soruyu anlayamadım.

Anladıysanız lütfen bana bir e-mail gönderin. Küçük düşürün beni.  “Bu kadar basit bir soruyu da anlayamıyorsan nasıl pedagog olmuşsun?” deyin, hafife alın. Ben anlayamadım; ama eminim siz de anlamadınız ve soruyu anlayabilmek için bilmem kaç kez okudunuz Allah bilir…

Bu soruyu ilköğretim 5’inci sınıfların matematik kitabından aldım; yani daha 10–11 yaşındaki bir çocuğun matematik sorusu… Siz bilmem kaç yaşındasınız ve hâlâ “Bu soru ne demek istiyor?” diye düşünüyorsanız, ya bir de 10 yaşındaki bir çocuk ne anlasın bu sorudan rica ederim siz söyleyin…

Sadece böylesi anlamsız sorular değil; sayfaları karıştırdıkça ülkemiz çocuklarının “sizi eğitiyoruz diye” nasıl ezildikleri gözlerimin önüne geldi.

Bir örnek daha vereyim… Bu örnek de ilköğretim 4 üncü sınıf yardımcı kitaplarından alınmış bir soru:

“Sıvı etil alkol ile bütan gazın ortak özellikleri nedir?

a.    Belirli bir şekillerinin olması.

b.    Belirli bir hacimlerinin olması.

c.    Bulundukları kabı tamamen doldurması.

d.    Akışkan olmaları.”

Evet soru bu.

İnanabiliyor musunuz, ilköğretimin 4’üncü sınıf öğrencisine, “sıvı etil alkol” ve “bütan gaz” arasındaki farkı öğretiyorlar bu ülkenin eğitim kitaplarında ve bu çocukların yaşları henüz 9.

Yani Allah’tan korkmak lazım…

Yazık değil mi bu çocuklara rica ederim siz söyleyin. Daha oyun çağındaki bir çocuğa “bütan gazın özelliklerini” öğretmeye çalışmak hangi eğitim anlayışı ile bağdaşır, anlamakta zorluk çekiyorum. Ben kırk küsur yaşındayım ve hayatımda ne “sıvı etil alkol” ile işim oldu ne de “bütan gazının” özelliklerini bilmem gereken bir olayla karşılaştım.

Çocuk ne anlasın bu anlamsızlıklardan, söyler misiniz lütfen?

Sonra da çocuğun eline bir karne tutuşturun. Zavallı çocuk da bütün masumiyeti ile koşa koşa karnesini size getirsin ve başlayın bakalım bütün eğitim sisteminin hesabını çocuğunuzdan sormaya: “Bu zayıflar ne böyle? Seni cezalandırıyorum. Bir daha zayıf getirirsen, tatil hediyesi almayacağım sana.”

Bozun bakalım çocuklarınızın kişiliğini… Yükleyin bakalım bütün eğitim sisteminin sorumluluğunu minicik omuzlara…

Hayır! Eğer azıcık vicdanınız var ise, koca bir sistemin sorumluluğunu çocuklarınızın omuzlarına yükleyin. Karne davası yüzünden onu mahcup etmeyin.  Sahip çıkın çocuğunuza ve tebessümle sarılıp, “Boşver karneyi marneyi oğlum. Sen benim aslan oğlumsun. Karnen ister zayıf olsun, ister takdir getir, benim için fark etmez. Ben seni koşulsuz seviyorum.  Ben seni, sen olduğun için seviyorum.” diyerek ona teselli verin ve usulca da kulağına fısıldayın, “Sana bir sır vereyim mi, ben de senin zamanında iken zayıf aldığım derslerim vardı. Kafana takma. Hadi gel seninle biraz dışarıda dolaşalım.”

Çocuklarınıza sahip çıkın…

Zira günümüzde çocuğuna sahip çıkan kazanır…

Adem Güneş / Aksiyon Dergisi

 

Sende yorum yazabilirsin