Diktatör Kimdir? Yargının Siyasallaşması Nedir?

Sabahattin Ali (1907-1948), bu memleketin yetiştirdiği Cumhuriyet dönemi edebiyatçılarından biridir. Biz onu daha çok bestelenen şiirleriyle tanıyoruz. Aldırma Gönül, Leylim Ley, Dağlar, Çocuklar gibi, Melankoli, Karayazı ve Eskisi gibi şarkılarda onun imzası vardır. Geçtiğimiz 25 Şubat onun doğum günüydü. Bu nedenle eskileri şöyle bir karıştırdık ki ibret alalım, unutmayalım. Tek parti dönemindeki aydınlar üzerindeki baskıları ve aydınların tepkilerine, ne kadar dik durabildiklerine bir pencere açıp bakalım dedik.

1932 yılında Konya’da Öğretmenlik yaparken evde arkadaşlar arasında okuduğu “Memleketten Haber”  isimli bir şiir yüzünden 12 ay hapse mahkum edilir. Konya hapishanesinde iken mahkemeden tahliyesini talep eder, ancak tahliye beklerken 2 ay daha ceza verilerek cezası 14 aya çıkarılır. 5 ay Konya ve 5 ay da Sinop cezaevlerinde kalır. Cumhuriyetin 10. yılı nedeniyle çıkarılan bir afla çıkar ama memuriyetten de atılır.

Yeniden göreve gelebilmek için Milli Eğitim Bakanı Hikmet Bayur’un ikna edilmesi gereklidir ve o da mecburen “Benim Aşkım” isimli Ulu gazi’ye aşkını ifade eden bir şiir yazar ve bu şiir 10 Ocak 1934 tarihli Varlık dergisinde yayınlandıktan sonra memuriyete alınır.

Sabahattin Ali bir şiir yüzünden hapse girmiş ve memuriyetini kaybetmiş, sonra yine yazdığı övgü şiiri sayesinde yeniden memuriyete atanmıştır. Ama bir daha da şiir yazmamıştır. Şiir defterini 15 Nisan 1935 de yine Varlık dergisinde yayınladığı “Ruhumun Dalgaları” ile kapatır.

1944 yılında yine görevden alınır, serbest gazetecilik yapmaya başlar. Siyasal mizah dergilerinde yazılar yazar, iktidarı eleştirir, zaman zaman hapse girer çıkar.1948 yılında hapisten çıkınca yine işsiz kalır. Bulgaristan’a kaçmaya karar verir. Ali Ertekin isimli hem insan kaçakçısı hem de devletin ajanı birisi tarafından kaçırılma esnasında başına sopa vurularak öldürülür, cesedi Bulgaristan sınırına yakın yere atılır. Ali Ertekin yargılanır ama adam öldürme suçundan değil milli hisleri tahrik suçundan ve ona 4 yıl gibi bir komik bir ceza verilir. Birkaç hafta sonra çıkarılan af ile de dışarı çıkarılır.

Devlet bunu hep yapar, sayısız örneklerinden biri de şudur. Dönemin Genel Kurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet,16 Ekim 1945 de Ankara’da muayenehanesinde bir doktoru öldürür. Haşmet, Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ın Haşmet’in sınıf arkadaşı Reşit Mercan’ı ayağına getirtir ve onu suçu üzerine almaya ikna eder. Mahkeme Reşit Mercan’a 20 yıl, silah temin ettiği için de Haşmet Orbay’a 1 yıl ceza verir. Ancak Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı Fahrettin Karaoğlan temyiz eder ve cezalar bozulur. Ancak tanık olan 17 yıllık Ankara valisi, Belediye Başkanı ve CHP il başkanı Nevzat Tandoğan bu sefer sanık olur.

 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Karaoğlan 16 Haziran 1946 da otomobili içinde ölü bulunur. Vali Tandoğan da yargılanmayı onuruna yediremez  9 Temmuz 1946 da silahla başına ateş ederek intihar eder.

Şimdi bir de tek parti döneminde Bediüzzaman’ın hayatına bakalım. Onun çektiği eziyetlere rağmen başını hiç eğmeden dik duruşuna bakalım.

O, 1936-1943 yılları arasında mecburi ikamet için Bakanlar Kurulu kararıyla Kastamonu’ya sürgün edilir.1943 yılında Kastamonu’dan alınarak önce Ankara’ya getirilir. Vali Tandoğan onu vilayete getirtip başına şapka giydirmek ister, ancak Bediüzaman Vali Tandoğan’a ’’Ben sizin ecdadınızı temsil ediyorum. Münzevi yaşıyorum. Kıyafet kanunu münzevilere tatbik edilmez. Ben dışarı çıkmıyorum. Beni icbarla siz çıkarıyorsunuz. Bu sarık bu başla beraber çıkar, başından bul diyerek odadan çıkar, sonra da Denizli hapishanesine doğru yola koyulur.

 Bediüzzaman Said Nursi(1878-1960) de Padişahlık, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerini yaşamış bir din alimidir. O da fikirlerinden dolayı gerek Padişahlık döneminde tımarhaneye konmuş, eziyet çekmiş Divanı Harplerde yargılanmış ama Bitlis, Van ve Diyarbakır gibi Doğu illerinde “Medreset’üs Zehra” adını verdiği 3 dilde eğitim önerdiği Üniversiteleri kurdurma sevdasından asla vazgeçmemiştir.

Cumhuriyet döneminde de aynı sevdanın peşini bırakmamış, 1925 yılında M.Kemal’in daveti üzerine Mecliste onunla görüşmüş, kendisine teklif edilen Şark Vaiz-i Umumîliği görevini kabul etmeyip Van’a gitmiştir. Ondan sonra da Şeyh Said isyanı bahane edilerek daha Batıya sürgün  edilecek ve zulüm içinde geçecek yeni dönem başlamış olacaktır.

“Büyük memurlardan birkaç zat benden sordular ki: “Mustafa Kemal sana üç yüz lira maaş verip Kürdistan’a ve vilayat-ı şarkiyeye Şeyh Sünusi yerine vaiz-i umumi yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilal yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun” dediler.

Ben de onlara cevaben dedim ki: Yirmişer, otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüz binler vatandaşa, herbirisine milyonlar sene uhrevi hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye alet olamayan ve tabi olmayan ve sırr-ı ihlası taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. Hatta ben, hapiste muhterem kardeşlerime demiştim: Eğer Ankaraya gönderilen Risale-i Nurun şiddetli tokatları için beni idama mahkum eden zatlar, Risale-i Nurla imanlarını kurtarıp idam-ı ebediden necat bulsalar, siz şahit olunuz, ben onları da ruh u canımla helal ederim.”(EMİRDAĞ LAHİKASI)

O, Cumhuriyet döneminde diğer İslam alimleri gibi çok sıkıntılar çekmiş, hapishanelere konmuştur. Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanmış ve ömrünün 35 yılını hapisler ve sürgünler ile geçirmiştir. Bu arada 20 kez de zehirlenmiştir. Devlet, mezarını bile Urfa’dan kaldırıp bilinmeyen bir yere nakletmiştir.

Dava adamı olmak zordur, para, makam, şöhret cazip şeylerdir. Herkesin harcı değildir onları elinin tersiyle itip hapis yatmak, sürgüne gitmek. Ve ölünce Devletin mezarının yerini kaybetmesini bile göze almak.

Sabahattin Ali’nin doğum günü nedeniyle yakın tarihin penceresinden içeriye bir bakalım demiştik. Karşımıza bir aydının duruşuyla bir din adamı olan Bediüzzaman’ın duruşu çıktı. Tek partinin demokrasi anlayışı ve yargı bağımsızlığının nasıl uygulandığını hatırlamış olduk.

Günümüzde çok partili rejime, serbest seçimlere rağmen istedikleri parti seçimleri kazanamayınca Diktatörlükten bahseden, Yargının siyasallaştığından, hukuktan adaletten dem vuran günümüz insanlarına geçmişte yaşanmış birkaç örnek gösterdik. Diğerlerini de tek tek yazsak herhalde din adamlarının kahramanlık destanı ortaya çıkar.

Dr. Selçuk Eskiçubuk

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin