Din nasihattir, nasihat ise samimiyettir..

Peygamber efendimizin bazı hadisleri vardır ki bu hadisler hadisin özünü oluşturan ana temanın çevrildiği dilde karşılığının tam olarak bulunmamasından dolayı, anlamında değişmeler meydana gelmektedir. Bu gibi durumlarda izlenecek yol peygamber efendimizden bize kadar intikal eden rivayetler bütünü çerçevesinde hadisleri değerlendirmek ve ne anlama geldiğini tespit etmektir. Biz bu çalışmamızda Hz. Peygamber’in dini tanımlayan bir hadisini, Arapçadaki anlam kaymasından ve bu anlam kaymasının dikkate alınmamasından dolayı Türkçe’ye tercüme edilirken hadisin nasıl yanlış anlaşıldığını ortaya koymaya çalışacağız.

Din ve Nasihat

Muteber hadis kaynaklarında geçen ve günümüze kadar dilden dile dolaşarak gelen ve Temim Ed-Dari’den rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Din nasihattır. Biz kime (yahut kim için) diye sorduk O da Allah’a, Kitabına, Rasulüne, Müslümanların (meşru) idarecilerine ve bütün Müslümanlara dedi.

Bu hadiste geçen anahtar kavram “nasihat” kelimesidir. Hz. Peygamberin “nasihat” kelimesinden ne kastettiği belirlenmeden İslam’ın dörtte birine denk kabul edilen bu hadisin doğru bir şekilde anlaşılması mümkün değildir.

Kaynaklara göre “nasihat” kelimesinin manasını birkaç kelime ile izah etmek mümkün değildir. Çünkü bu kelimenin Arapça’da çok geniş manaları bulunmaktadır.

Nasihat, bir şeyi ve bir kimseyi içten ve gönülden sevmek, ona bağlanmak, ihlas sadakat ve samimiyet demektir. Arı, duru, saf oldu demektir. İçinde aldatma duygusu olmayan, kalbi halis kimseler için nasih veya nasuh ifadesi kullanılmıştır. Nitekim Kur’anda içten gelerek yapılan samimi tevbeler için Tevbe-i Nasuh ifadesi kullanılmıştır. Yani sahibini bir daha günaha götürmeyen halis tevbedir. Ayrıca Arapçada bir kumaş parçasının elbiseye dönüştürülmesi olayını ifade etmek için “nasuh” kelimesi kullanılmıştır. Bu sebeple Arapça’da dikiş iğnesinin bir adı “minsah”tır. Eğer biz kelimenin bu anlamını esas alacak olursak içten ve gönülden yapılan tevbeler için “nasuh” kelimesinin kullanılmasının sebebi ‘günahlarla yırtılan dinin tevbe ile yeniden dikilmesi’nden kaynaklanmaktadır.

Ayrıca “nasihat” kelimesi; insanları iyiye ve güzele sevketmek için yapılan güzel konuşma vaaz, öğüt verme, tavsiye etme, ihtar etme, ibret verici ders gibi ifadelerin yerlerine de kullanılmıştır. Bizim dilimize de sadece bu anlamı ile geçmiş ve ‘nasihat edilen kimsenin hayrını istemek’ diye ifade edilmiştir.

Burada esas yapılması gereken Hz. Peygamberin “Din nasihattir” derken bu anlam gruplarından hangisini kastettiğini belirlemek konunun en önemli noktasını teşkil etmektedir. Peygamber efendimizden rivayet edilen hadislerde “nasihat” kelimesi “samimiyet, içten ve gönülden bağlılık” manasında kullanılmıştır.

Bir hadis-i şerifinde Peygamberimiz: “Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır: Selam verdiğinde selamını almak, aksırdığında kendisine dua etmek, hastalandığında ziyaret etmek, davet ettiğinde icabet etmek, öldüğünde cenazesine iştirak etmek ve gıyabında ona karşı samimiyeti elden bırakmamak.

Müslümanların sadece birbirlerinin yüzlerine karşı değil, birbirlerinin gıyabında da samimi olmaları, evli eşler arasında da nasihat (içten ve gönülden bağlılık) özellikle aranmıştır.

Yine bir hadis-i şerifinde peygamber efendimiz: Bir mü’min için takva’dan sonra saliha bir eş kadar hayırlı ve yararlı bir şey olamaz, emrettiğinde itaat eder, yüzüne baktığında sevinç duyar, üzerine yemin içtiğinde yeminini boşa çıkarmaz ve onun gıyabında gerek nefsi ve gerekse malı konusunda samimiyeti ve bağlılığı devam eder.

Din Nasihattır, Nasihat Samimiyettir!

‘Nasihat’ kelimesine; ihlas, samimiyet, içten ve gönülden bağlılık anlamını verdiğimiz takdirde zıt anlamı, aldatmak, kandırmak, ve iki yüzlü davranmak olur. Nitekim kaynaklarda da ‘nasihat’ kelimesinin karşılığı olarak ‘ğışş’ yani ‘aldatmak’ veya ‘adavet’ yani ‘düşmanlık’ kelimesi kullanılmıştır. Deylemi “el-Firdevs” adlı eserinde şöyle demektedir: “Her alimle oturmayın! Sadece sizi beş şeyi terk edip, beş haslete davet eden; yani şekden yakin’e, kibirden tevazuya, riya’dan ihlasa, rağmetten rahbete, adavetten nasihate davet eden alimlerle oturun.” Kurtubi’ye göre nasihatin zıddı ihanettir. Buna göre Allah’a Rasulüne, ve Kitabına karşı nasihat (samimiyet) içinde olmayanlar ihanet içindedirler. Beyhaki’ye göre Müslümanların birbirlerine karşı nasihat (samimiyet) içinde olmanın üç alameti vardır.

Bunlar:

1. Kalbin Müslümanların elem ve kederlerinden dolayı hüzün duyması

2. Müslümanların acılarına katlanmak

3. Müslümanları faydalı olan her işte bilgilendirmek.

Ebu Abdillah Muhammed b. Nasr el-Mervezi, nasihat kelimesinin asıl anlamı kim olursa olsun kalben bağlanmaktır. Nasihat farz ve nafile olmak üzere ikiye ayrılır. Farz olan nasihat Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve haram kıldıklarından kaçınmak derecesinde bağlanmaktır, demektedir.

Bütün bu anlatılanlara rağmen gerek ülkemizde, gerekse İslam aleminin diğer bölgelerinde nasihat kelimesini aldatılmak, kandırılmak, ihanet, adavet ve iki yüzlü davranmanın zıddı olarak “ ihlas samimiyet, içten davranmak, gönülden bağlanmak” anlamı değil de “öğüt vermek, vaaz ve tavsiye, ihtar etme” gibi anlamları ön plana çıkmış ve bu hadis “din samimiyettir” yerine “din vaaz ve irşaddır” şeklinde anlaşılarak, hem dinin dörtte biri olduğu kabul edilen bu hadisin yanlış anlaşılmasına hem de Hz. Peygamberin yaptığı tek din tanımımın gözlerden kaybolmasına yol açmıştır.

Şimdi dinin dörtte birine denk gelen bu hadisin anahtar kelimesi olan ‘nasihat’i yanlış anladığımızda dinin dörtte biri vaaz ve irşad, doğru anladığımızda ise dinin dörtte biri ihlas ve samimiyet olacaktır.

Öyleyse din nasihattir, nasihat ise samimiyettir.

Prof.Dr. Mehmet Görmez

2 tane yorum yapılmış

  1. hamide dedi ki:

    1-Bir hadisin manasını bilebilmek, yorumlayabilmek için Üstadın “ilimde rüsuhu bulunanlar” dediği gruptan “Hadis Alimi” olmak gerekir; başlı başına bir dal olan “HADİS İLMİ”nin de kendi içinde “usul-ü hadis” gibi alt sınıfları vardır, Mektubatta Üstad Hz(RA) bazılarını anlatmış. Bu alanlarda icazet almadan sadece lugat kullanarak Peygamber Efendimiz(ASM)’ın o sözünde neyi kastettiği bilinemez -ki 14 asırdır hadise mana vermek muhaddislerce veya bazı asfiyalar tarafından yapılmıştır.
    Yoksa takvim yaprağından hadis metnini okuyan, arapça bilen biri de hadise mana verirdi; o zaman herkes yorum yapabildiği için bu çok mühim konunun İLMİ olmazdı. Demek bu iş ancak ehlince yapılabilen bir iştir.
    2-Yazıyı yazan profesör büyüğümüz(Allah gayretini artırsın, hizmetini makbul ve müessir etsin) şimdiye kadar alimlerin anladıklarından başka bir mana anlamış hadisten. o zaman ona sorulur, a)icazetin var mı(yani profesör olmak hadis alimliğine denk bir manevi ve maddi altyapı, birikim, donanım mıdır? ) b) bu manaya delilin nedir?
    Kişi hadis veya ayetten kendi bir mana çıkarırsa icma-ı ümmete sorar, bu mana doğru mudur, icmadaki ulema da ona delilini sorar; İmam-ı Azam’ın yaptığı gibi hadisi ya kıyasla, yada başka usulle bulduğu mananın delilini gösterir. o mananın diğer ayet ve hadislerle çakışıp çakışmadığına bakılır.. sonra tasdik olunur.
    3-Risale-i nurda “nasihat” kelimesinin “öğüt verme, hikmeti izah etme, hayra teşvik şerden men etme” gibi manalarda kullanıldığını görüyoruz. Muhakemat ı yazan Üstad Hz. de bu kelimeyi hadisin ilk anlamında kullanmış, bu asrın müceddidi de o kelimeye din ıstılahı içinde selefin söylediği manayı veriyor, bunun karşısına mana o değil budur demek için lugattan daha fazla delil gereklidir, yoksa ümmet ikna olmaz.
    4- Yazarın hadisten çıkardığı mana bir cihette doğrudur, yani dinimiz samimiyet daha doğrusu ihlas üzerine bina edilmiştir. Nitekim Üstadımız(RA):
    “Velayet yollarının ve tarîkat şubelerinin en mühim esası, ihlastır. Çünki ihlas ile hafî şirklerden halas olur. İhlası kazanmayan, o yollarda gezemez.” Mektubat ( 450 )
    Demiş. Öyleyse mana doğru, bir hakikate dayanıyor, yanlış değil ama bu manaya bu hadisle gidilmez. Üstad İşaratül İcaz’da metnin manaya nasıl bağlanacağını anlatmış, makabli mabadi, sukunu, harf-i cer i gibi çok incelikleri var. Hepsine riayet edilerek mi mana verildi?
    Elhasıl: bu yazıda hadis-i şerife verilen manayı ilmi olarak tasdik etmediğim gibi, usul olarak da “hadise mana verme” konusunda hadis ilminden icazetli olmadıkça, yetkimiz olmadığını düşünüyorum. Profesör de olsak bugünün profesörlük eğitimi, öğretimi selefin hadis alimlerinin maddi manevi eğitimine denk olmadığı için, bizi ilim sahasında fazla hareket ettirmez. Buna yetmez. Ama hem profesör olup hem işin manevi sahasında ehlinden ders alıp kendini yetiştirirse insan, Merhum Esad Coşan Hocaefendi gibi, o zaman mevcud hadis kitaplarındaki manaları hafızasından nakledebilir ama yeni mana istihracına kabiliyeti olur mu bilmiyorum. Zira Üstad Hz(RA) :

    Üçüncü kaziye: Bu kelâmda murad budur. Ve bu sadefte olan cevher budur; ben gösteriyorum. Bu kaziye ise teşehhi ile değil, içtihadın neticesidir. Zâten müçtehid olan başka müçtehidin taklidine mükellef değildir. Bu üçüncü kaziyede ihtilafat feveran ederler. Kal u kîl buna şahiddir. Bunu inkâr eden adam eğer içtihad ile olsa, ne mükâbirdir ve ne küfre gider. Zira âmm, bir hâssın intifasıyla müntefî değildir. Muhakemat ( 48 )
    Demiş. Demek hadisten mana da içtihad ile çıkıyor, müçtehid olmak gerekiyor..

  2. Kalem dedi ki:

    Bir bahçeye girdiğimizde en üstteki meyveleri koparamasak da elimiz boş çıkmayız 🙂
    Bu Profesör arkadaşın kendisi Diyanet İşleri Başkanı olur, Risale-i Nur’lara hakimiyeti de sözkonusudur.
    Müçtehid olup olmadığı konusunda elimize herhangi bir bilgi ulaşmadı.
    Fakat sizin yazdığınız kaideler ve esaslar bu işlerin temeli ve olmazsa olmazlarıdır. Yorum için teşekkürler..

Sende yorum yazabilirsin