Dünya Üzerindeki Devrimler ve Dini Liderler

Bugün birçok kişi tarafından devrim kelimesi pek çok şeyi ifade etmek amacıyla kullanılır oldu. Siyasetçiler yaptıkları bir yeniliği devrim olarak sunabiliyor. Herkes kendi görüşüne göre birilerine devrimci ismini takıyor. Hatta İslami kanattan bazı yazarlar da Peygamberimize en büyük devrimci gözüyle bakıyor, Bediüzzaman’a da devrimci diyorlar. Peki bu ifadeler doğru mudur? Yoksa vicdanlar, bu kelimelerden rahatsız mı oluyor?Bedizzaman


Devrim kelimesinin tarihsel gelişim süreci nasıl başlamıştır? Bu kelimenin doğru kullanılıp kullanılmadığını anlamak için kısaca dünyadaki devrimlere bir göz atmakta fayda vardır.

Devrim deyince akla “kitle halindeki bir toplumsal hareketin başlatılması, var olan bir rejimin şiddet kullanarak yıkılması ve yeni bir hükümet biçimi oluşturan bir politik değişim süreci” akla gelir. Hükümet darbesinden farklı bir şeydir.

Devrimde şiddet vardır, baskı vardır, savaş vardır, kan dökülmesi vardır. Bunun tek istisnası vardır o da 18. ve 19. yüzyıllarda önce İngiltere’de başlayan sonra batı Avrupa, kuzey Amerika ve Japonya’ya yayılan Sanayi devrimidir. O yüzyıllarda yeni buluşların üretime etkisi ve buhar gücüyle çalışan makinelerin önce makineleşmiş endüstriyi doğurmasına bağlı olarak meydana gelmiştir. Bu devrimin bunun sonucu olarak da belli ellerde sermaye birikimini olmuştur.

Devrim deyince birçoğumuzun aklına ilk gelen 1789 Fransız devrimidir ama aslında ilk devrim Amerikan devrimidir.1775-1783 yılları arasında İngiltere ile Amerika’daki 13 koloni arasında başlayan savaş Birleşik krallıktan ayrılarak yeni bir devletin kurulmasıyla son bulmuş ve Amerikan devrimi gerçekleşmiştir.

Tarihte en çok bilinen Fransız devrimi ise 1789-1799 yıllarını kapsar. Mutlak bir Monarşiyle yani krallıkla idare edilen Fransa’da sonunda krallık yıkılır yerine Cumhuriyet kurulur ve Kilise reform yapmaya zorlanır. Kral ve ailesi başta olmak üzere birçok kişi idam edilir. Devrim kan dökülerek gerçekleştirilir. Hatta devrim kendi evlatlarının da başını yer. Devrimin liderlerinden Robespierre de terör döneminin bir kurbanı olarak 28 Temmuz 1794’te giyotin ile idam edilir.

Fransa’da 1793 – 1794 arası “Tribunal Revolutionaire” adı verilen İstiklal Mahkemesi, yalnız Paris’te 2774 kişiyi idam cezasına çarptırır; aynı yıl içinde Fransa’da 17 bin kişi hakkında ölüm cezası verilir, sokak ortasında öldürülenlerle birlikte bu sayı 400 bine ulaştığı söyleniyor.

Önemli bir devrim de Çarlık Rusya’da 1917 de yapılan Bolşevik devrimdir.1922 yılında iç savaşın bitmesi üzerine kurulmuştur. Önce Lenin onun ölümünden sonra da Stalin’in liderliğinde yürüyen kanlı bir devrimdir. İktidar yanlılarıyla karşıtlar arasında şiddetli çatışmalar olmuş, devrim adına binlerce insanın kanı akmıştır. Bu devrim yüz binlerce kişinin ölümleriyle sonuçlanmıştır.

Osmanlı imparatorluğu 1.Dünya savaşında yenilince ülkemizde de İmparatorluğun yıkılma süreci başlar. 1920 de Ankara’da ilk meclis açılır. 1922’de Saltanatın kaldırılması ile 1937’de laikliğin anayasaya girmesine kadar devam eden ve sonucunda  çok uluslu Osmanlı Devletin tek partili ulus devlete dönüşme süreci başlar. Bu yapılan Kemalist bir devrimdir. Bu süreçte daha sonra 1923 de Cumhuriyet ilan edilir.1924 Medreseler, kapatılır, tevhid-i tedrisat kanunuyla ülkedeki bütün okullar milli eğitim bankalığına bağlanır.1925 de Tekke ve Zaviyeler kapatılır ve şapka kanunu çıkarılarak herkese zorla şapka giydirilir, kıyafetler düzenlenir.

1928 yılında yapılan harf devrimi ile yüzyıllardan beri kullanılmakta olan Arap harfleri esaslı Osmanlı alfabesi son buldu ve bunun yerini Latin harflerini esas alan alfabe yürürlüğe kondu. 

Türkler 10. yüzyıldan itibaren İslam dini ile birlikte (eskiden İslam kültürünün vazgeçilmez ögesi sayılan) Arap alfabesini de Türkçe ses sistemine uyarlayarak benimsemişlerdi. Bunu izleyen 900 yıl boyunca Türkçenin gerek Batı (Osmanlı) gerek Doğu lehçeleri, Arap alfabesinin Türkçeye uyarlanmış bir biçimi ile yazılmıştı. Bu yeni uygulama bir toplumun geçmişiyle, kültürüyle ilgili bütün ilişkisinin kesilmesinin ilk adımını atmış oldu.

1932 de ezana müdahale edilir, Arapça ezan yasaklanır, Türkçe okutulur. 1933 de İslam peygamberi Muhammed’e hürmet ve saygı ifade eden sözlerin yer aldığı salanın da Türkçe okunmasına karar verilir. 1941 yılında çıkarılan 4055 sayılı kanunla Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesine bir fıkra eklenir, değişikliğe göre, Arapça ezan okuyanlar ve kamet getirenler, üç aya kadar hapsedilecek ve 10 liradan 200 liraya kadar para cezası ödemeye mahkum olacaklardır.

1921-23 yılları arasında kurulan 2. ve 1923-27 yılları arasında  kurulan 3.İstiklal mahkemeleri devrim mahkemeleri olarak yargısız infazlar yapmıştır. Yeni rejime muhalif bütün kişiler bu şekilde temyizi olmayan mahkemelerce idam edilerek ortadan kaldırılmıştır.

Bu mahkemeler hakkında Uğur Mumcu şu ifadeleri kullanır: İstiklal Mahkemeleri “mahkeme” sayılmazlar. Bunlar, savaş ve ihtilal dönemlerinde rastlanan anti-demokratik “infaz kurulları”dır.

Bir başka devrim Küba devrimidir. 26 Temmuz 1953 de başlamış ve 1 Ocak 1959 tarihine kadar yapılan savaşlar sonucu Castro ve Guevara başkanlığındaki gerillalar savaşı kazanmış ve Batista rejimi yıkılarak yerine sosyalist bir rejim kurulmuştur.

Bir başka devrim de Çin Devrimidir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda, 1934’te imparatorluk içinde başlayan ve Çin-Japon Savaşı ve II. Dünya Savaşı’nı da içine alarak sonuca ulaşan Maocu bir devrimidir. Mao, Çin’de gerilla savaşının örgütleyicisi, planlayıcısı ve lideridir. İç savaş biçiminde başlayan mücadele ve dökülen onlarca kandan sonra Mao’nun galibiyetiyle ve 1 Ekim 1949’da Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda yaptığı açıklamayla Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuştur.

Bir başka devrim de İran İslam devrimidir. Fransa’da yıllarca kalan Humeyni’nin 1979 da İran Şahı Rıza Pehlevi’yi devirerek kurduğu Şii mezhebine dayalı bir rejimdir. Burada da binlerce insanın kanı akmıştır.

Allah, Hz. Âdem ile başlayan Hz. Muhammed ile son bulan peygamberler aracılığıyla insanlara devirlerine göre uymaları gereken emirleri ve yasakları bildirmiştir. İsteyenler bunlara uymuş, istemeyenler de uymamıştır. Kimse peygamberler aracılığıyla zorla Müslüman yapılmamıştır. Şiddetle, baskıyla kimse dinin emir ve yasaklarına uymaya zorlanmamış bilakis Peygamberler ve onlara inanalar, inanmayanlar tarafından şiddet ve zulme uğramışlardır.

Hz.Muhammed islamı tebliğ ettiği Mekke’de kötü muamelerle karşılaştı, gittiği Taif’de taşlandı. Amcası Ebu Leheb ve karısı Ümmü Cemil tarafından çok kötü muamelere uğramdı. O, gittiği Mekke dışındaki panayırlarda hep İslamiyeti anlatıyordu. Sonunda uğradığı baskılar yüzünden Müslümanların bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişlerdi.

Sonra önce kendisi sonra da diğer Müslümanlar Mekke’den Medine’ye hicret etmişlerdi.

Kur’anda peygamberimize gönderilen bazı ayet mealleri şöyledir:

“Biz Kur’ân’ı bir nur yaptık ki, onunla kullarımızdan dilediklerimize yol gösteriyoruz. Sen de, hiç şüphesiz, dosdoğru bir yola rehberlik ediyorsun.”(ŞURA,52)

“Sana bu Kitâb’ı, her şey için bir açıklama ve Müslümanlar için bir hidâyet, bir rahmet ve bir müjde olmak üzere indirdik.”(NAHL, 89)

Öğüt ver, hatırlat! Çünkü sen ancak öğüt vericisin.” (ĞÂŞİYE, 21)

“Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.” (ĞÂŞİYE,22)

“Resul’ün görevi sadece tebliğ etmektir. Allah neyi açıklayıp neyi gizlediğinizi bilir.” (MÂİDE: 99)

“Sana düşen ancak tebliğdir. Hesap görmek ise bize düşer.” (RA’D, 40)

“Peygamber’e düşen sadece apaçık tebliğdir.” (NÛR, 54)

“O halde kim hidayete ererse, ancak kendisi için ermiş olur. Kim de saparsa, de ki: ‘Ben sadece uyarıcılardanım.” (NEML, 92)

“Eğer Rabb’in dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. Öyle iken iman etmeleri için insanları sen mi zorlayacaksın?” (YUNUS, 99)

“O dileseydi elbette hepinizi hidayete kavuştururdu.” (EN’ÂM, 149)

“Resul’üm! Bırak onları! Tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynayadursunlar.” (MEÂRİC, 42)

“Eğer yüz çevirirlerse, biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen yalnız tebliğ etmektir.” (ŞÛRÂ, 48)

“Resul’üm! Onların söylediklerine sabret ve güzelce onlardan ayrıl.” (MÜZZEMMİL, 10)

“Eğer yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter!” (TEVBE, 129)

Bu ayetlerde de anlıyoruz ki Hz.Muhammed bir Peygamberdir, Allah’ın resulüdür. O bir tebliğcidir yani emirleri ve yasakları bildirir ki bu görevi 23 yıl devam etmiştir. Her şey bir anda olmamıştır. Kimseye zorla ve baskıyla bir şeyler kabul ettirilmemiştir. O, yalnızca tebliğ edicidir,hidayete erdirici değildir.

Kur’an bunu şöyle açıklar:

“Bir de o kâfirler dediler ki: “Bu Kur’ân ona toptan, bir defada indirilmeli değil miydi?” Halbuki Biz vahiyle senin kalbini pekiştirmek için böyle ara ara indirdik ve onu parça parça okuduk”(FURKAN, 32) 

“(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(ENBİYA,107)

“ Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin” (KALEM, 4)

O, alemlere rahmet olarak gönderilmiş, yüce bir ahlak sahibidir. Alemlere rahmet olarak gönderilmiş birinin 18.yüzyıla ait kavramlarla anlatılmaya ihtiyacı var mı? Ona “devrimci” demek onun sahip oldukları bu vasıflarla hiç bağdaşıyor mu?

Peki Bediüzzaman gibi İslam alimlerine böyle bir yakıştırma sizce doğru mu? Onlar için kullanılan ”müceddid” yani yenileyici sözcüğü varken onlara da devrimci demek sizce ne kadar doğru?

Bilgi olmadan fikir sahibi olunmazmış, bu kadar tarihsel bilgi bu konuyu açmak için yeter mi?

Dr.Selçuk Eskiçubuk

1 tane yorum yapılmış

  1. erdem diyor ki:

    Selçuk bey, önemli bir konuya temas etmişsiniz.Tebrik ederiz. Burada İslamiyet fıtrat dini yaradılışa en uygun din , çünki aslı semavi, semaviliğini Kur’an-ı Kerim’imiz ve Hazreti Peygamberimizin sünneti canlı tutup devam ettiriyor. Kıyamete kadar da Rabbimiz’in muhafazasında,şu şekilde bu şekilde muhafaza edecek,ettirecek, İnşaallah, önemli olan bu semavi kaynaktan bizim hissemizin çok olması.Beşerin devrimleri kanunları ve idareleri ise suni geçici,baskı ile kurulup devam ettirilen, aldatmaya yönelik,insanın fıtratına zıt unsurlar taşır. Adeta meyvenin büyümesi için bıçakla kesip büyümesini sağlamaya çalışmak gibi birşey…Rabbimizin sanat-ı ilahisinde(Tabiatta) koyduğu kanunla ne güzel tedricen büyütüyor. İnsanoğlunun müdahalesi yaparım derken kesip, dağıtıyor, fıtratı bozuyor. İşte Peygamberimiz (S.a.V.)ın yaptığı inkılaba bak 1500 sene geçtiği halde tazeliğini nasıl koruyor. Biz müslümanlar Rabbimizin emrini Peygamberimizin sünnetini hakkıyla yaşamadığımız için maddi ve manevi sefaletleri çekmiyor muyuz.?Beşeri devrimler insan yaratılışına aykırı, insanlar maddi ve manevi, erkek kadın, zengin fakir, süper zeki ve kısman zor anlayan tarzında farklı farkı yaratılmışlar. Üstad eşitliğin ancak kanun karşısında ve hukukta olabileceğini söylüyor.Kadınların miras hukukunda bir hisse almaları kocalarından gelecek iki hisseyi birleştirip aile bazında eşitliğin sağlanmasıdır. Ayrıca erkek kardeşlerinin yanındaki kredilerinin ,muhabbetlerinin artmasına sebeptir.İslamiyetin ailenin geçim yükü ile idare edilmesini de erkeğe verdiğini gözden uzak tutmayalım . Rabbimiz vermediği nimetlerden sorumlu tutmuyor.Selamlar

Sende yorum yazabilirsin