Erkekler Âciz Kadın mı İster?

“Huzur Bulalım Diye” kitabından bir bölüm

Erkekler güçlü olmak isterler ve ailede de gücün temsilcisi olmak isterler. Erkeğin güçlü olma arzusu, bir ego tatmini ya da eziklik hissi değildir. Bunu bir kompleks olarak gören kadınlar var. Erkeğin güçlü olma arzusu genetik kodlamalarında var. Yaradan öyle yaratmış.

Fakat bu demek değildir ki “Erkekler güçlü, akıllı kadından hoşlanmazlar, vur eline al ekmeğini âciz, saftirik kadınlar isterler hayatlarında.” Yok öyle bir şey. Tam aksi, erkekler güçlü ve akıllı kadınları severler, yeter ki kadınlar bu güçlerini ellerinde bir silah olarak kullanmasınlar.

“Güçlü kadın” tabirini bu yazıda kadının kadınlık güçlerini dışarıda tutarak, günümüzde algılandığı şekilde kullanacağım.

Güç: Zekâ, akıl, maddi güç, ilim (dinî ve beşerî ilim olabilir) kariyer, beceriklilik, güzellik… Bu güçlerden bir kısmına ya da hepsine sahip olan kadından erkek rahatsız olur mu?

Hayır, olmaz. Yeter ki kadın bu güçleri ile kibirlenmesin, erkekle yarışmasın, erkeği gölgede bırakmaya çalışmasın. Erkekler; âciz, saftirik, aptal kadınlardan hoşlanmazlar. Böyle bir kadının yanında erkek, kendini güçlü hissetmez, tam aksi “Benim bu kadınla ne işim var, niye bununla evlendim?” diye kendine kızar.

Erkek karısının güçlü olmasını, akıllı olmasını ister, zira karısı iyi ve kötü günlerini paylaşacağı yol arkadaşıdır ve çocuklarının annesidir. Erkek karısının kendi aklı ve zekâ seviyesine yakın olmasından mutlu olur. Zira öyle olduğunda birbirlerini anlarlar, aynı şeylere gülüp aynı şeylerden zevk alırlar.

Allah Rasûlü’nün hayatı boyunca en çok sevdiği, en çok değer verdiği iki kadın: Hz. Hatice ve Hz. Aişe’dir. İkisi de güçlü kadınlardır. Hz. Hatice asil, çok varlıklı, çok akıllı bir kadındı. Akıllı bir kadın olduğu için gücü ile kocasının karşısında değil yanında yer aldı. Eşine karşı son derece saygılıydı, ona ilk inanan kişi oldu, peygamber olduğuna hiç tereddüt etmeden iman etti. Hem kocası için süslenen bakımlı bir kadın oldu hem de kocasının yol arkadaşı oldu.

Hz. Hatice evde pek çok hizmetçisi olduğu hâlde Peygamberimizin işlerini hep kendi gördü. Ona o kadar değer veriyordu ki kocasının devesine bile yemini kendi eli ile veriyor, kimseye bırakmıyordu. Peygamber Efendimiz peygamberlik gelmeden önce Hira mağarasına gittiğinde Hz. Hatice’nin gönderebileceği pek çok çalışanı olmasına rağmen yiyeceklerini sevgili eşine kendi eli ile götürürdü.

Hz. Aişe de çok akıllı, zeki bir kadındı. İlimde çok ilerlemişti. Hz. Aişe de ev işlerini kendisi yapardı; minder, yatak ve sergilerini kendisi serip kaldırırdı. El değirmeninde un öğütür, çoğu zamanda ekmeği ve yemeği kendisi pişirirdi. Sevgili eşine hizmet etmekten mutluluk duyardı. Giysilerini yıkardı. Peygamber efendimizin abdest suyunu da kendisi hazırlardı. Bazen eşinin mübarek saçlarını tarar, kokusunu sürerdi. Eşinin dişlerini temizlemek için kullanacağı misvağı yumuşatıp hazır hâle getirmekten hoşlanır ve misvağı temizleyip tekrar kullanacağı zaman hazır bulması için temiz bırakırdı. Resulullah’ın kurbanlık develeri için gerekli olan ipi de o eğirirdi.

Hz. Aişe her daim talebeydi. Rasulullah’tan ne öğrenebilirim, diye bakardı. Anlamadığı her şeyi tek tek sorardı. Rasulullah’ın vefatından sonra ümmete muallimelik (hocalık) etmiştir. Hz. Peygambere naz yaptığı olmuştur; fakat bunların hiçbirinde ukalalık edip Peygamberin önüne geçmeye çalışmamıştır. Hz. Aişe zekâsını aklıyla ve kadınlık güçleri ile dengelediği için bir problem yaşamamıştır. Onun zekâsı, hazırcevaplığı eşini memnun etmiştir. Hz. Peygamber Hz. Aişe’nin nazını seve seve çekmiştir. Onu çok sevdiğini her zaman söylemiştir. İki hanımı da hiçbir zaman eşi ile güç yarışına girmemiştir.

Kadınların pek çoğu gücü taşıyamıyorlar ve sahip oldukları gücü kullanıp erkekle rekabete giriyorlar. Ellerindeki güç keskin bir kılıç gibi sevgilerinin aşklarının katili oluyor. Güçlü kadın, evde iktidara talip oluyor ve erkeği yönetmeye hevesleniyor. Erkek kadını yönetmek istese “ben köle değilim, kimseye boyun eğmem” diye razı olmuyor fakat kendi erkeği köle hâline getirmekte bir mahzur görmüyor. İşte erkek o zaman bu güçten rahatsız oluyor. Kocaya hizmet etmek bile güçsüzlükmüş gibi algılanıyor.

Kadın gücünü tevazuyla, yumuşaklıkla, nezaketle birleştirse, erkek o güçten rahatsız olmaz. Sahip olduğu hiçbir gücün erkeğin eksikliğini doldurmayacağını bilen kadın erkeğin gözünde değerli olur.

Erkek, karısının her şeyi yapabileceğini bilir; fakat karısının ona ihtiyacı olduğunu da bilmek ister. Fakat kadınların pek çoğu güçlü olduğunu göstermek, her şeyi yapabildiğini ispat etmek için her şeyi yapıyorlar. Kadın hem kendi işlerini hem de erkeğin ailede üstlenmesi gereken sorumlulukları üstleniyor. Kadın yaptıkça erkeğin onu takdir etmesini bekliyor. Oysa erkek bu durumda kendini o evlilikte gereksiz hissediyor. Fazla minnet gizli düşmanlığa yol açar.

Erkek karısının hayatını kolaylaştırdığında, ağırlıklarını aldığında mutlu olur, kendini iyi hisseder. Güçlüklerle baş etmek, sevdiği kadını memnun edecek şeyler yapmak erkeğe kendini iyi hissettirir. Karısı tarafından korunup kollanmaya çalışıldığında kendini çocuk gibi hissetmekten hoşlanmayacağı için buna tepki gösterir, onun güç göstermesinden rahatsız olur.

Bir erkek kadına “Bu kadar güçlü durma!” diyorsa ‘zayıf ol, ezik ol’ demek istemiyordur. “Gücünle beni ezme, gölgede bırakma.” demek istiyordur. “Sen prenses ol ki ben kahramanın olayım” demek istiyordur.

Erkekler bilgiç kadınlardan nefret ederler.” (Tennyson)

Sema Maraşlı- “Huzur Bulalım Diye” kitabından

Sende yorum yazabilirsin