Erkeklik ve Kadınlık Üzerine
Hevesat-ı nefsaniye ile erkeklerin karılaşması, karıların hayâsızlıkla erkekleşmesine sebebdir.
Bediüzzaman Said Nursi’nin bu tespiti, toplumsal cinsiyet rollerinin ötesinde, insanın fıtratıyla olan bağının kopmasının getireceği sosyolojik ve ahlaki sonuçları ele alan derin bir hikmet içerir. “Nefsi arzular doğrultusunda erkeklerin kadınlaşması, kadınların ise hayâyı terk ederek erkekleşmesi” üzerine kurgulanan bu düşünce, bir toplumun temel taşı olan aile yapısının ve bireysel kimliğin nasıl aşındığını çarpıcı bir şekilde ifade eder.
Kimliksizleşme ve Ahlaki Erozyon
İnsan, sadece biyolojik bir varlık değil, aynı zamanda manevi ve sosyal bir şahsiyettir. Toplumsal huzurun devamlılığı, her bireyin kendi fıtratına uygun bir vakar ve nezaket içinde yaşamasına bağlıdır. Ancak modern dünyanın nefsi arzular ve gelip geçici hevesler olarak adlandırabileceğimiz baskın kültürü, bu dengeyi altüst etme eğilimindedir.
Erkeğin vakarını, ciddiyetini ve koruyucu vasfını bırakıp nefsani arzuların esiri olması, onu fıtratındaki metanetten uzaklaştırır. Bediüzzaman’ın “erkeklerin karılaşması” tabiri, fiziksel bir değişimden ziyade, manevi bir yumuşama, sorumluluktan kaçış ve karakter zayıflığını ifade eder. Nefsinin her istediğini yapan, iradesini şehvete veya lükse teslim eden bir erkek, toplumun ihtiyaç duyduğu “direk” olma vasfını kaybeder.
Öte yandan, kadının en güçlü kalesi ve zineti olan “hayâ” utanma duygusu ve edep, fıtri bir korumadır. Hayâ duygusunun zayıflaması, sadece bireysel bir tercih değil, toplumsal bir dönüşümün işaretidir. Kadının hayâsızlıkla “erkekleşmesi , erkeğe öykünerek sertleşmesi ve fıtratındaki şefkat, nezaket ve edep gibi değerleri terk etmesi; aile yapısındaki dengeyi bozar. Bu durum, kadını özgürleştirmekten ziyade, onu fıtratına yabancılaştırarak ağır bir manevi yüke mahkum eder.
Erkek ve kadın, birbirini tamamlayan iki farklı kutup gibidir. Erkeğin kadınsılaşması ve kadının erkekleşmesi, bu kutupların itici gücünü yok eder. Aradaki hürmet ve muhabbet perdesi yırtıldığında, aile bir yardımlaşma kurumu olmaktan çıkıp bir rekabet veya çatışma alanına dönüşür. Hayâsızlık ve nefsaniyetin hakim olduğu bir ortamda, ne erkeğin saygınlığı ne de kadının nezaketi korunabilir.
Bediüzzaman’ın bu uyarısı, bir cinsiyet ayrımcılığı değil, bir denge muhafazası çağrısıdır. Toplumun selameti, erkeğin erkek gibi vakarlı ve sorumlu; kadının ise kadın gibi hayâlı ve şefkatli kalmasına bağlıdır. Nefsin geçici arzuları uğruna bu doğal dengenin bozulması, uzun vadede sadece bireyleri değil, tüm bir medeniyeti ruhsuz ve kimliksiz bir yığına dönüştürme riski taşır.
“Her şey kendi mahiyetinde güzeldir. İnsan, fıtratına uygun yaşadığı müddetçe hem kendi iç dünyasında huzuru bulur hem de topluma huzur verir.”
Çetin KILIÇ
Kaynak: Asarı Bediye(RNK)








