Esas Korkak ve Zayıf Olanlar Şiddete Baş Vuranlardır

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin akrabalarına ve Nur talebelerine hakaret eden HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’a cevap Bediüzzaman Hazretlerinin akrabası Sabri Okur’dan geldi.

Yıllarca merhum Mustafa Sungur ağabeyle birlikte hizmetlerde bulunan Sabri Okur Risale Haber’e konuştu. Okur, Altan Tan’ın Bediüzzaman’ın hem akraba hem de talebeleri ile alakalı haddini aşan beyanlarda bulunduğunu belirterek, “bu gibi beyanatları şiddetle kınıyor, tamamıyla asılsız olduğunu ifade etmek istiyorum” dedi.

ESAS KORKAK VE ZAYIF OLANLAR MENFİ HAREKET EDENLERDİR

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin hayatı boyunca “müsbet hareketi” esas aldığını asla menfi harekete müsaade etmediğine dikkat çeken Okur, “Bu sırrı anlamayanlar müsbet hareket eden insanları korkak telakki ederler. Halbuki esas korkak ve zayıf olanlar menfi hareket edenlerdir, şiddete başvuranlardır” şeklinde konuştu.

Risale-i Nur’da zayıf kişiliklerin tahripçi olduğuna dair beyanların olduğunu vurgulayan Sabri Okur, “Malumdur ki; bir binayı yirmi adam yirmi günde yapamaz ama bir adam bir günde tahrip eder. Nur talebeleri tamirci oldukları için ancak müsbet hareket ederler. Menfi hareketi kendine düstur yapan bunu anlamaz” dedi.

BEDİÜZZAMAN MEZARINA GELMEK YERİNE ESERLERİNİ OKUMAYI TAVSİYE EDİYOR

İhtilalcilerin Bediüzzaman’ın mezarını gizlice kırıp Urfa’dan götürmesini hiç bir nur talebesinin tasvip etmediğini açıklayan Okur, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mezar meselesinde Bediüzzaman hayatta iken mezarının yıkılacağını şu cümlelerle haber veriyor. “Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Said’den yetmiş dokuz emvat.” Ayrıca mezarına gelmek yerine eserlerini okumayı tavsiye ediyor.

“Allah demenin yasak olduğu bir dönemde, nur talebeleri kefenlerini boynuna almışlar, asla yılmamışlar. Bunu azıcık  da olsa Bediüzzaman’ı tanıyan veya Risale-i Nur eserlerini okuyan herkes bilir. Bir mahkemede 27 Mayıs ihtilalinden sonra, Menderes hükümetini mahkum eden komite üyeleri Bekir Berk’in pervasız müdafaasından sonra kendisine “Bekir, Bekir, neye güveniyorsun” deyince Bekir ağabey çantasından kefenini çıkarıp mahkeme heyetinin yüzüne fırlatır. Gür bir seda ile “buna güveniyorum” diye karşılık verir. Daha bir çok misaller var. Tarihte emsaline rastlanmamış bu ahirzaman devrinde her türlü maddi manevi tazyik ve işkencelere maruz kalmış nur talebelerini korkaklıkla ittiham eden elbette huzuru ilahide hesabını verecektir.

SİZİN BU MİLLETE MENFAATİNİZ NEDİR?

Şimdi bu ittihamı yapan veya onlara uyanlara soruyoruz. Sizin bu millete menfaatiniz nedir? Deccalizmin hükmettiği, herkesin susturulduğu bir dönemde tek başına bütün dünya dinsizlerine meydan okuyan, Kur’an hakikatlarını en keskin hüccetlerle ispat eden Bediüzzaman’ı ve hiç bir maniaya ehemmiyet vermeyerek onun hizmetine koşan talebelerini korkaklıkla ittiham etmek ne kadar hakikat dışı olduğu anlaşılır. 

Bediüzzaman’ın tabiriyle Kur’an bizi maddi müdafaadan, isyandan menetmiş. Bu asırda cihad ancak manevidir. Tahribat manevi olduğu için tamirat da ancak manevi olur. Ehli dalalet İslam gençliğini hile ve şüpheler ile sefahet ve günahlar ile mağlup etmeye çalıştığı bir zamanda en mühim hizmet gençliğin imanını muhafaza etmektir. İşte nur talebeleri bütün kuvvetiyle bu yolda müsbet manada hizmetlerine devam etmektedirler. Milyonlarca insanların İmanına vesile olmuşlardır.

RİSALE-İ NUR’UN HEDEFİ ALLAH’IN RIZASIDIR

Bakın Afyon mahkemesinde idamla yargılanan nur talebeleri Nasıl müdafaada bulunmuşlar. Numune kabilinden bazı bölümleri hatırlatıyorum:

Zübeyir Gündüzalp, Risale-i Nur’da yer alan müdafaasında şöyle diyor: “Yirmi seneden beri milyonlarla insana din, iman, İslâmiyet, fazilet dersi veren ve onları dinsizlikten muhafaza eden Kur’an tefsiri Risale-i Nur uğrunda i’dam edileceksem, sehpaya “Allah Allah! Yâ Resulallah!” sadâları ile koşarak gideceğim. Komünizme kapılıp dininden çıkan, ebedî felâketlere yuvarlanan ve vatan haini olarak kurşuna dizdirecek cürümlerden gençlerimizi koruyan Risale-i Nur uğrunda kurşunla öldürüleceksem, o kurşunlara çekinmeden göğsümü gereceğim. Üstadım Bedîüzzaman için hançerlerle parçalanırsam etrafa sıçrayacak kanlarımın “Risale-i Nur! Risale-i Nur!” yazmasını Rabbimden niyaz ediyorum.”

Mustafa Sungur’un müdafaasından: “Halkı hükûmet aleyhine teşvik edici zannedilen Risale-i Nur, Kur’an’ın hakikî bir tefsiridir. O, bütün eczalarıyla hakaik-i imaniyeyi ders verip, okuyan ve yazanlara en büyük saadeti bahşediyor. Onun hedefi, halkı hükûmet aleyhine teşvik gibi serserilerin, bozguncu ahlâksızların gittikleri fânilikler değil, belki bütün saadet ve bahtiyarlığın en yüce mertebesi olan Allah’ın rızasıdır.”

Bunun gibi daha birçok misaller var. Tafsilatını isteyen Risale-i Nur eserlerine müracaat etsin.

risale haber

Sende yorum yazabilirsin