Geç Kalma, Genç Gel

Geç kalma, gitmen gereken hiçbir yere geç kalma, geç gitme, zamanında git. Evine, işine, okuluna, derse, davete, yemeğe, sıla-i rahime, iftara, umreye, hacca, namaza, camiye…gitmen gereken yere, yapman gereken işe, geç kalma, zamanında git..Kazanan sen olursun. Geç kalırsan kaybedersin. Hayat geç kalmayı affetmiyor.  Herkes kendi alemine bakarak, geç kaldığı için neleri kaybettiğini görebilir.

Hayatta değişik durumlar karşısında geç kalırsak, iş işten geçmiş olabilir. Biz toplum olarak, geç kalmayı hayat tarzı haline getirmişiz. Yumurta kapıya gelince, dayanınca  işlerimizi yapıyoruz. Faturaları ödemek için son günü bekleriz. Bir okula kayıt yaptıracaksak son günü bekleriz. Vergi ve sigorta borçlarımızı ödemek için son günü bekleriz. Sınavlara son gece çalışırız. Otobüse, trene,  son dakikada yetişiriz. Yaşımız genç deriz, camiye gitmek namaz kılmak içinde geç kalırız. O kadar geç kalırız ki, müezzinin günde beş defa ezan ile gel çağrısına kulak tıkarız, duymayız. Bir gün salamız verilir. Camiye götürüler. İş işten geçmiştir, geç kalmışız, namaz kılamayız, namazımızı kılarlar. Camiye mutlaka geliriz. Canlı, elbisemiz ile gelmemiz gereken camiye, ölü olarak, kefenle geliriz.

Çekme dünyanın nazını, kıl beş vakit namazını,

Yarın yaparım diyenin, az önce kıldık namazını.

Seven sevdiğini belli eder. Sevdiğimiz bir arkadaşımız, dostumuz çağırdığında, davet ettiğinde, davete icabet ederiz. Genç, sevdiği ile görüşmek için ne hazırlıklar yapar, ne hazırlıklar. En güzel elbiselerini giyer, en güzel parfümleri sürünür, kısacası sevdiğini memnun etmek için, onun sevgisini kazanmak, onun hoşlandığı her şeyi yapar. Şarkıda ne diyor, “ Sakın geç kalma erken gel,  Aman geç kalma erken gel.” Sevdiğinden, eşinden, dostundan bu mesajı alan, geç kalır mı? Kalmaz.

Bize sorsalar, en çok kimi seviyorsun? Tereddütsüz Alemlerin yaratıcısı Allah’ı ve Peygamber Efendimizi (sav) seviyoruz deriz. Seven sevdiğinin sevgisini kazanmak için, onu memnun etmek için, onun istediği gibi olmaya çalışır. Sözlerini, mesajlarını  dikkate alır, yerine getirir. Bunu hepimiz yapıyoruz. Yapmayan var mı?

En çok sevdiğimiz Allah’ımız ve Peygamberimiz (sav) bizi günde beş defa Ezan ile namaza, camiye çağırıyor. En çok sevdiklerimize nasıl cevap veriyoruz. Her birimiz bunun cevabını kendisi versin. Doğru cevap veren dünyada da ebedi alemde de huzura ve kurtuluşa erecektir. Sevdiğimiz “Hayye ale’l-felâh” (Haydi kurtuluşa) diye bizi çağırıyor. Bu çağrıya kulak verelim, sevdiğimizi belli edelim. Bilhassa gençlerde bu mesaja, “Geç kalma genç gel anlayışı içinde cevap verilerse ne güzel olur. Bütün İslam dünyasının gençleri ezan davetiyle bir araya gelseler, namazda saf tutarlar ki, aralarına insi ve cinni şeytanların girmesine fırsat vermezler. Gencin camide saf tutup namaz kılması, bir umuttur, barışın, huzurun, kaynaşmanın, güzel günlerin müjdesidir. Namaz sonrası yüzler bir başka güler gencin elini uzatılıp da “Allah kabul etsin” denildiği zaman. Sonra gelirim diyen gençlere, incitmeden, kırmadan “Geç kalma genç gel”  diyebilmeliyiz.

İstanbul, Şirinevler meydanındaki Cengiz Topel Camisine asılan büyük afişte, Şehrin kalbinde buluşalım, Cami seni çağırıyor: Geç kalma genç gel, mesajı uzun zamandır meydanı süslüyor.Şirinevler’e gelenleri bu mesaj karşılıyor.  Gençler imana, namaza, Kur’an’a, Sünnete,  camiye davet ediliyor.

Geç kalmak insana hem dünyada hem ebedi alemde kaybettirir.

Genç, geç kaldıkça, günahlara dalacaksın, gerçekleri göremeyeceksin.Geç kaldıkça, şeytan ve nefis hayatını işgal edecek, bir daha toparlanma imkânını elinden alacaktır.Esfel-i safilin çukurlarına doğru sürükleneceksin.Unutma…
Genç, geç kalma ki, Hz. Peygamber Efendimizin (sav)’in “Gençlik çağını ibadetle geçiren kişi, başka hiçbir sığınağın olmadığı kıyamet gününde Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenecektir.”  Müjdesine nail olabilesin.

Genç, geç kalanları dinle bak ne diyorlar? “Ah keşke hayatımızı boş işlerle tüketmesek, gençliğimizi haram yollarında heba etmesek, ah ne olaydı gençlik bir geri gelse… Keşkeler anlamsız, ahlar vahlar boşuna…Geç kalmanın telafisi yok. Yapılması gereken zamanında yapılacak. İmtihanı kazanmak için, derslere zamanında çalışmak gerek, geç kalırsak kaybederiz.

Geç kalanların ebedi alemdeki durumları telafisi olmayan bir pişmanlıktır.

“Günahı hayat tarzı haline getirenleri Rablerinin huzurunda utançtan başlarını öne eğmiş olarak “Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri gönder de iyi bir şeyler yapalım; artık kesin olarak inandık” derken bir görsen.” (Secde suresi 12. ayet)

 

İnsan gençken zaman hızla akar, günler su gibi akar gider. Okul sonrası, iş, güç, askerlik, evlilik, eş dost muhabbeti derken bir de bakmışız ki akşam olmuş, başımız  beyaz kefene bürünmüş. Gençliğin bu hızlı akan kanına kapılıp kapılarını açan mekânlar çok olur.  Bu mekanların çoğu tuzaktır. Zamanımız boşa akıp giderken, duygularımızın kurbanı olabiliriz.

 “Evet, gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, akıbeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder; bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker. Ve bir saat sefahet keyfiyle, bir namus meselesinde binler gün hem hapsin, hem düşmanının endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur. (On Dördüncü Şuâ,On Altıncı Mektup, Gençlik Rehberi’nin Küçük Bir Haşiyesi)
Duygu ve heveslerinin esiri olmayan gençler, meşru dairede vaktin boşuna akıp gitmediği yerlerde zamanlarını geçirirler.Bu mekanlar, kütüphaneler, ilim meclisleri ve camilerdir.

Camiler, geçen zamanların ebedî gençlik günlerine bir sermaye olacağı mekânlardır. Sadece cumadan cumaya ve bayramdan bayrama ve ihtiyarlığımızda değil, gençliğimizde de beş vakit dolduracağımız mekânlar. Ebedi gençliği elde etmenin yolu camiden, ibadetten geçiyor. Camiler manevi erzak yerlerimizdir. Manevi erzakını alan genç, sigara, alkol, uyuşturucu, müstehcenlik, zina tuzaklarına düşmez. Ebedi bir gençlik elde eder.

Sizdeki gençlik kat’iyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup, başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette, kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak. ” (Sözler, 13. söz)

Bediüzzaman, Eskişehir hapishanesinin penceresinden dışarıyı seyrediyordu.. Şualar adlı eserinde gördüğü manzarayı şöyle anlatıyor:

“Bir zaman, Eskişehir hapishanesinin penceresinde bir Cumhuriyet bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı. Birden manevi bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü.

Ve gördüm ki: O elli-altmış kızlardan ve talebelerden kırk-ellisi kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş/seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar… Kat’i müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: ‘Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.’ ” Manzara manevi gıdalarını almayan gençlerin akıbeti… Geç kalan gençler.

Bir insanın kendi evlatlarına ağladığını çok görmüşsünüzdür. Ama bir insanın başkasının evlatlarına ağlaması nadirdir. İşte Bediüzzaman o nadirlerden biridir. Kendi evlatlarına değil bütün bir milletin evlatlarına ağlıyordu O. Yine bir felakete maruz kalanlara ağlandığına şahit olmuşsunuzdur. Ama gülüp eğlenenlere ağlandığına şahit olmamışsınızdır. Bediüzzaman işte böylelerine ağlıyordu. Başkalarının günahlarına ağlıyordu…Kurtulmaları için…Doğruyu bulmada geç kalmamaları, gençliklerini meşru dairede geçirmeleri için…

Talha bin Ubeydullah (r.a.) Peygamber Efendimizin (sav) şöyle buyurduklarını rivayet ediyor:

İbadete, namaza, camiye geç kalmayan, genç gelene. Peygamber Efendimizin (sav)şu müjdeyi veriyor.

“Allah, ibadete düşkün gençle meleklere karşı iftihar ederek şöyle buyurur: “Kuluma bakın. Benim rızam için nefsani isteklerini terk etmiştir.”

Ahir zamanda genç olmak, ateşler içinde olmaktır. Yanmamak için, Yusuf olmak gerek.Yusuf olabilmek…Geç kalmayan genç olmaktır. Hz Yusuf’un ahlakı ile ahlaklanmaktır.Zinaya hayır demek, zorlukları, sıkıntıları sabırla aşmaktır. Yusuf olabilmek, kuyulara, zindanlara düşülmeden, zirvelere çıkılmaz gerçeğini anlamak demektir. Dünya saltanatının zirvesindeyken ölümü istemektir… Yusuf olabilmek, esaret içinde iffetli olmayı, özgürlük içinde iffetsiz kalmaya tercih etmek demektir.

Geç kalmayan genç olmanın yolu; iman, ihlas, ihsan, haya ve salih amellerden geçmektedir. Yusuf Peygamber gibi kuyuya gireceksin, çileyi çekeceksin, affetmeyi öğreneceksin. Züleyha’nın karşısında iffetli, hayalı olacaksın…

Eyvah! Geç kaldık, aldandık dememek için, İmana, ihlasa, meşru daireye, salih amele, hayaya, doğruya, güzele, helale, namaza, camiye, Geç kalma, Genç gel

 

“Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi’ ettik. Evet şu güzeran-ı hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider…” (Sözler, 17.söz)

Mehmet Abidin Kartal

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin