Hüsnü Bayramoğlu ağabeyim deyince ilk aklıma gelen bazı hakikatlar!

Hüsnü Bayramoğlu ağabeyim deyince ilk aklıma gelen bazı hakikatlar….!

Bu aşağıda belki onda biri dercedilen ve sıddıkıyetin en yüksek meretebelerinde tayeran eden bir sahib-i velayet-i kübra ve hizmetkarlık kisvesinde bir mahviyetkarın mahiyetini ehil olanlara bir nebze beyan eden Risale-i Nur’un bazı hakikatları…

Evet şahsen mukaddesat üzerine yemin ederimki bu aşağıdaki hakayıkın ve daha fazlasının bütün meratibinin mazharıdır..!

İçimi bazen acıtanda sathilerin en sathisi manevi gabavetin en gabisi mesbuk hakayıkın binde birini ruhunda uzaktanda bir defa dahi hissedememiş adamların bu emanet-i müceddid-i ekber hakkında fikir beyan etmeleri güya tartmaları ve bazı tenkitleri..!

Hey haat..!

Bediüzzaman’ın rahlesinden yıllarca geçmiş bir evladına karşı kim ne dava ederse mağlubtur..
Zaman gösterecektir…
Her ne ise…!

“sizlere bakıp içinizde mahviyet ve tevazu ve hizmetkârlık kisvesiyle görünen şakirdleri âdi, âmi adamlar görür ve der: “Bunlar mı hakikat kahramanları ve dünyaya karşı meydan okuyan? Heyhat! Bunlar nerede, evliyaları bu zamanda âciz bırakan bu kudsî hizmet mücahidleri nerede?” diyerek dost ise inkisar-ı hayale uğrar, muarız ise kendi muhalefetini haklı bulur.”
Said Nursî
Şualar – 317

“O cüz’-i ihtiyarîden dahi vazgeçip, irade-i İlahiyeye işini bırakıp, kendi havl ve kuvvetinden teberri edip, Cenab-ı Hakk’ın havl ve kuvvetine iltica ederek hakikat-i tevekküle yapışmaktır. Ya Rab! Madem çare-i necat budur. Senin yolunda o cüz’-i ihtiyarîden vazgeçiyorum ve enaniyetimden teberri ediyorum.”
Sözler – 212

şu her şeyi doğrudan doğruya Cenab-ı Hak’tan bilir, esbabı bir perde telakki eder fakir adam, o da “Reşha” olsun. Öyle bir “Reşha” ki, kendi zâtında fakirdir. Hiçbir şeyi yok ki, ona dayanıp “Zühre” gibi kendine güvensin. Hiçbir rengi yok ki, onunla görünsün. Başka şeyleri de tanımıyor ki, ona teveccüh etsin. Hâlis bir safveti var ki, doğrudan doğruya Güneş’in timsalini gözbebeğinde saklıyor.
Sözler – 339

İşte Reşha-misal üçüncü arkadaşınız ki, hem fakirdir, hem renksizdir. Güneş’in hararetiyle çabuk tebahhur eder, enaniyetini bırakır, buhara biner, havaya çıkar. İçindeki madde-i kesife; nâr-ı aşk ile ateş alır, ziya ile nura döner. O ziyanın cilvelerinden gelen bir şuâa yapışır, yanaşır. Ey Reşha-misal! Madem doğrudan doğruya Güneş’e âyinedarlık ediyorsun, sen hangi mertebede bulunsan bulun, ayn-ı Şems’e karşı aynelyakîn bir tarzda, safi bakılacak bir delik, bir pencere bulursun. Hem o Şems’in âsâr-ı acibesini ona vermekte müşkilât çekmeyeceksin. Ona lâyık haşmetli evsafını tereddüdsüz verebilirsin. Saltanat-ı zâtiyesinin dehşetli âsârını ona vermekte, hiçbir şey senin elinden tutup ondan vazgeçiremez. Seni ne berzahların darlığı, ne kabiliyetlerin kaydı, ne âyinelerin küçüklüğü seni şaşırtmaz; hilaf-ı hakikate sevketmez. Çünki sen safi, hâlis, doğrudan doğruya ona baktığın için anlamışsın ki, mazharlarda görünen ve âyinelerde müşahede olunan Güneş değil, belki bir nevi cilveleridir, bir çeşit renkli akisleridir. Çendan o akisler onun unvanlarıdır, fakat bütün âsâr-ı haşmetini gösteremiyorlar.
Sözler – 340

Risale-i Nur’un erkânları gibi herşeyini, enaniyetini bıraksın.
Kastamonu – 233

“Risale-i Nur’un hakikî şakirdleri hizmet-i imaniyeyi herşeyin fevkinde görür, kutbiyet de verilse ihlas için hizmetkârlığı tercih eder”
Kastamonu – 251

Hakikat-i ihlas, benim için şan ü şerefe ve maddî ve manevî rütbelere vesile olabilen şeylerden beni men’ediyor. Hizmet-i Nuriyeye gerçi büyük zarar olur; fakat kemmiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-i ihlas ile, herşeyin fevkinde hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum……
Bu mana için hizmetkârlığı, makamatlara tercih ediyorum.
Emirdağ-1 – 75

kendini faziletten mahrum gösterip bütün fazileti Kur’anın tefsiri olan Risale-i Nur’a ve dolayısıyla Nur şakirdlerinin şahs-ı manevîsine verip kendini âdi bir hizmetkâr bilmesi kat’î isbat ediyor ki; şahsını beğendirmeğe çalışmadığı ve istemediği ve reddettiği halde, onun rızası olmadan bazı dostları uzak bir yerden onun hakkında ziyade hüsn-ü zan edip medhetmek gibi bir makam vermesi
Emirdağ-1 – 280

“Ben lâyık değilim. Haddim de değil. Ben bir hizmetkârım, çekirdek gibi çürüdüm gittim. Risale-i Nur ise, Kur’an-ı Hakîm’in tefsiridir, manasıdır.”
Emirdağ-2 – 133

velayet-i kübra olan veraset-i nübüvvet ve sıddıkıyet ki, sahabelerin velayetidir;
Sözler – 491

Sahabelerin velayeti, velayet-i kübra denilen, veraset-i nübüvvetten gelen, berzah tarîkına uğramayarak, doğrudan doğruya zahirden hakikata geçip, akrebiyet-i İlahiyenin inkişafına bakan bir velayettir ki, o velayet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir. Hârikaları az, fakat meziyatı çoktur. Keşif ve keramet orada az görünür.
Mektubat – 50

Sıddık-ı Ekber’in maden-i sıddıkıyetinden teselsül eden kafile-i Sıddıkîn
Lemalar – 36

 

Muhammed Akif FİDAN

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin