İbadet edenler için “UCUB” Kibir ve Gururun arkadaşları

Ucub, Kibir ve gurura çok yakın  bir haslet ise de, kibirden biraz farklıdır. Ucub’lu olan “kendini bir şey sanmak, kendini beğenmek ameline güvenmek, yaptığı hayırlarla gururlanıp o ameller kendini kurtaracağına inancında olmak” şeklinde tarif edebiliriz.

Gazâlî, ucub’la kibirin farkını anlatırken şöyle bir açıklama sunar: “Ucub, mutlak surette kendini beğenmek, kibir ise, kendisini başkasından üstün görmektir. Her ucub sahibi mütekebbir olmaz. Çünkü çok defa insan kendisini beğenir, fakat başkasını da kendisinden üstün görebilir ve ona karşı kibirlenmez.”

Kur’an’da ucuba temas eden ayetlerden biri, Müslümanların Huneyn Savaşı sırasında halet-i ruhiyelerini örnek verir. Huneyn Savaşı, Mekke’ nin fethinden sonra 12 bin kişilik bir kuvvetle yapılan bir savaştı. İlk defa Müslümanlar böyle bir sayıya ulaşınca bu durum,  Müslümanları ucba sevketmişti. Bir askerin: “Ben Şeyban’la karşılaşacak bile olsam  ehemmiyeti yok. Bugün kimse bize azlığımız sebebiyle galebe çalamaz”  dediği rivayet olunur. Hz. Ebu Bekir de: “Ey Allah’ın Resulü, bugün artık bize azlık sebebiyle galebe çalamazlar” demiştir. İşte onların bu halet-i ruhiyeleri içindir ki Kur’ani Kerim: “Muhakkak ki Allah pek çok yerde ve Huneyn gününde size yardım etmişti. O gün çokluğunuza güvenmiştiniz. Fakat bu size fayda vermedi. Yeryüzü o kadar genişliğiyle beraber,  size dar geldi ve arkanızı dönüp gittiniz” (Tevbe 25) mealindeki ayet tescil etmektedir. Ayet-i kerime, sayıca çokluğa güvenip,  harbin şartlarına riayet etmeyen, zaferin Allah’tan geldiği gerçeğinden gaflete düşen Müslümanların, bu çokluğa rağmen ilk karşılaşmada bozguna uğrayıp kaçtıklarını belirtmektedir. Bir başka ayet de kâfirlerin de kal’a ve maddî güçlerine güvenmelerine temas eder: “..Halbuki onlar, kal’alarının kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah’ın azabı onlara beklemedikleri yerden geldi” (Haşr 2).

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: “Üç şey helak edicidir: İtaat edilen aşırı cimrilik, uyulan  hevesat ve kişinin kendini beğenmesi (ucub).”

Ayet-i kerimede, “Nefislerinizi temize çıkarmayın (kusursuz addetmeyin)” (Necm 32) buyrulmuştur.

Hadislerin verdiği derse  göre, kişiye günah olarak ucub yeterlidir. Hatta kişinin, kendini günahsız  bilme günahına düşmektense, günah işleyip tevbe etmesi daha iyidir: “Siz hiç günah işlememiş olsanız, ben onun daha büyüğünden sizin için korkarım: O da ucubtur, ucubtur.”

Kibre düşen kimsenin haliyle ilgili bir tasviri Gazâlî’den sunup, bu mevzuda daha  fazla bilgi için onun ölmez eseri “İhya’yı” tavsiye edeceğiz (Ahmed Serdaroğlu tercümesi 3, 718-808).

“Kibirli insan ne zaman  başkasına nispet le kendini büyük görürse, başkasını kendisinden düşük, hakir ve alçak görmeğe başlarsa. Onu yanına yaklaştırmak istemezse, meclisine almazsa. Onu, karşısında bir hizmetçi gibi görmek isterse, o zaman kibirliliği belli olur. Hatta hizmetçi olarak da kendisine kabul etmeyebilir ve onu hizmetçi olarak da karşısında görmek istemez. Şayet kibri biraz daha hafif ise, müsavi olmasından çekinir, yan yana gidemeyecekleri dar yollarda ve meclislerde öne geçer, kendisi selam vermez, onun selam vermesini bekler. Kendinin ihtiyacına bakmakta kusur ederse, neden böyle yaptın diye ona hakaret eder. Karşısına çıktığı zaman onu muhatap almak istemez. Vaiz ise, va’zu  nasihatini dinlemez.  Kendisine normal bir laf etse bile ona  kızar. Eğer Öğretmen ise, talebelere hoş davranmaz. Onlara hakaret eder. Onlarla alay eder ve kendi işinde çalıştırır. Avama bakışları, hayvana bakışlarından farklı olmaz. Hülasa, kibirli adamın, sayılamayacak kadar çok çeşitli olumsuz tavır ve davranışları vardır. Bunları  herkes anlayabileceği için, burada sayılmalarına lüzum yoktur.Allah bizi onlardan korusun!!!…

Evet, Kibrin afetleri büyük, gaileleri pek çoktur. Üst tabakanın çoğu kibirden  helake gider. Avam şöyle dursun, abid, zahid ve alimlerin de çoğu kibir hastalığından kurtulamazlar. Kibrin doğurduğu felaket nasıl büyük olmasın ki? Resul-i Ekrem: “Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez” buyurmuştur.

Abdülkadir Haktanır

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin