İnsan Ruhuna Konulan Üç Kuvveyi Tanımak

Kuvve, selahiyet, iktidar, güç, fikir, niyet, hasse, duygu ve meleke gibi manalara gelir.

Tegayyür, inkılab ve felâketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. İkincisi: Zararlı şeyleri def’ için kuvve-i sebuiye-i gazabiye.Üçüncüsü: Nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.”1

İnsana verilen bu kuvvelerin ifrat, tefrit ve vasat olmak üzere üç mertebesi vardır.

Kuvve-i Şeheviye

Kuvve-i şeheviye, menfaatları celb ve cezbeden kuvvedir. Yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi şeyler kuvve-i şeheviyedendir.

İffet, kanaat, nezahat ve seha kuvve-i şeheviyenin önemli kısımlarındandır. İffet, nefsini haram olan şeylerden muhafaza etmek, kanaat, elindeki nimetlere rıza gösterip haris olmamak, nezahat, çirkin ve rezil olan şeylerden kendini muhafaza etmek, seha ise, insanın kendi istek ve arzusuyla muhtaç olanlara yardımda bulunmasıdır. Seha, ahlâk-ı hasenenin en mühimlerindendir.

Diğer kuvveler gibi, kuvve-i şeheviyenin de üç mertebesi vardır

Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki; ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki; namusları ve ırzları payimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki; helâline şehveti var, harama yoktur.”2

Ve keza kuvve-i şeheviyesi haddi aşarsa heva-i nefse tâbi olur, kalbinden şefkat-i cinsiye zâil olur, kendisi berbad olacağı gibi başkalarını da berbad edecektir.”3

İnsanın hayatı, her zaman ifrat ve tefritten uzak ve daima istikamet üzere olmalıdır. Her meselede olduğu gibi. yemesi, uyuması ve konuşması hep ölçülü, israftan uzak ve sünnete uygun olmalıdır. Nitekim “Yiyin, için; fakat israf etmeyin.”4 ayeti bunu emretmektedir.

Ebu Ali İbni Sina, yalnız tıp noktasında bu ayeti şöyle tefsir etmiştir: İlm-i Tıbbı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört-beş saat kadar daha yeme. Şifa, hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin mikdarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir.

Kuvve-i Gadabiyye

Kuvve-i gadabiyye, gerek nefisden ve gerekse hariçten gelen tehlikelere karşı insanın kendini muhafaza etmesi için Allah’ın bahşettiği bir müdafaa ve dafia kuvvesidir.

Bu hasse ve meziyet akıl ve hikmete uygun olarak ihtiyatlı bir şekilde istimal edilmeli, ifrat ve tefritten kaçınılmalıdır. Kuvve-i gadabiyenin de ifrat, tefrit ve vasat mertebeleri vardır.

Evet, kuvve-i gazabiyenin tefrit mertebesi cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiç bir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecâattır ki; hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru’ olmayan şeylere karışmaz.”5

Ve keza kuvve-i gazabiyesi hadd-i vasatı tecavüz ederse, hayat-ı içtimaiyenin hem yüzünü, hem astarını yırtar, altüst eder.”6

Eğer bir insan, öfkesinde ifrata giderse, o öfke, onun ruhunu yakar ve aklını perişan eder. Çünkü öfke akl-ı selimin ve mantığın düşmanıdır.

Hükemadan bazıları, “Öfkenin evveli cinnet, ahiri ise pişmanlık ve zarardır.” demişlerdir. Öfke bazen insanın iman ve ameline büyük zarar verebilir. “Öfke ile kalkan, zarar ile oturur.” sözü darb-ı mesel olmuştur. Bundan dolayıdır ki, insanın öfke vaktinde adeta ateşe su serpmek gibi, “innallahe meassabirin” diyerek, ona hilim ile mukabele etmesi hakimane bir tedbirdir. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de:

“Kızdıklarında öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını affederler.”7

buyurmaktadır. Zira gadap ile hareket eden tehlikeye yaklaşmış olur.

Hazret-i Ali (ra):

“Üç şey üç yerde belli olur. Şecâat ehli, muharebe vaktinde; insanın dostu ihtiyaç vaktinde ve hilm gadap zamanında belli olur.”

buyurmuştur. Bunun için hikmet ehli, “Nefis hiddetle değil, sükûnetle teskin olunur.” demişlerdir. İmam-ı Şa’ranî de

Hilm, rıza halinde değil, gadap halinde olan sükûnettir.”

demiştir. Yani öfkeli değilken veya acz halinde iken gösterilen hilm, hilm değildir. Asıl hilm sahibi, öfkeli ve güçlü olduğu halde affeden, ceza vermekten vazgeçen kimsedir. Cezalandırmaktan aciz olarak affeden kimse, hilm sahibi olamaz.

Hükemadan birisi “Gadabına uyan adam, edebini zayi eder.” demiştir. Evet, insan hiddet ve şiddet anında ne yaparsa yapsın, yaptığı iş akıl ve hikmete zıt olacağından, neticesi onu, telafisi mümkün olmayan bir acıya düşürür ve nedamete götürür.

Gadap öyle bir haldir ki, sahibini menfur ve bedbaht yapar ve yalnız yaşamaya mecbur eder. Zira hiddet ve şiddete tahammül edecek az kişi bulunur.

Sahabe-i Kiram efendilerimiz Peygamber Efendimiz’e (asm.)

“Ya Resulallah! Âfâtın şiddetlisi nedir?” diye sorduklarında

“Allah’ın gadabıdır.” diye buyurmuş,

“Bundan kendini muhafaza edip, kurtulmanın yolu nedir?” diye tekrar sorduklarında Efendimiz:

“Gadap etmemek ve ondan uzak durmaktır.” buyurmuşlardır.

İmam-ı Suyûtî : “Gadap ve şiddet vücut ikliminin en dehşetli bir afatıdır. Eğer onu defetme çaresi aranmazsa insanı harab eder.”demiştir. Hiddet insanın kalbini ateş gibi yakar, onu galeyana getirir, yerinden sarsar ve iç âlemini alt-üst eder.Maazallah insanın vücudunu tahrip eder veya az bir vakitte onu ya hapishaneye ya da mezaristana götürür. Elhasıl gadap ve hiddet, insan için büyük bir kusurdur. Kendisini bundan muhafaza etmeyen insan, her zaman büyük zararlara uğrar

Kuvve-i Akliye

Akıl, düşünme ve tefekkür hassası olan bir kuvve-i kudsiyyedir ve mahiyetinin anlaşılması mümkün olmayan ilahî bir sırdır. Akıl, hayrı ve şerri birbirinden ayıran, insanı doğru yola sevk eden ilahî bir nurdur. Eserden müessire intikale vesile olan bir idrak aletidir. Zira akıl, insanı göz ile görünen eserden, görünmeyen ve müessir-i hakiki olan Cenab-ı Hakka götürür.

Allah’ın insanlara ihsan ettiği nimetlerin en büyüğü ve en hayırlısı akıldır. Akıl öyle bir nimettir ki, din de, dünya da onunla anlaşılır ve onunla kazanılır. Bütün eşyanın mahiyet ve hakikati onunla idrak olunur ve inkişaf eder.

Akıl, Cenab-ı Hakk’ın varlığını ve birliğini idrak ettiğinden dolayı, onun değerine paha biçilmez. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav)

“Cenab-ı Hak akıldan daha büyük bir nimet yaratmamıştır.”

buyurmakla bu nimetin üstün kıymetini ortaya koymuştur. Akıl, kâinatta Cenab-ı Hakk’ın sonsuz azamet ve kudretini, rahmet ve inayetini, lütuf ve keremini müşahede eder ve insan için bir saadet anahtarı olur.

İlim ile akıl, ruh ve ceset gibidir. Bazı tefsirlerde vardır ki, kâmil iman, akl-ı kâmile bina edilmiştir. Akıl, ancak ilim ve irfan ile tekâmül ederse kemale erer.

İlimsiz akıl her zaman sırat-ı müstakimde yürüyemez, ufku her şeyi kuşatamaz. Çoğu zaman hayırdan ziyade şerre alet olur. Çünkü akıl mahlûktur ve sınırlıdır. İlim ise Allah’ın sıfatıdır ve sonsuzdur. Bundan dolayıdır ki, insanları irşat için, kitaplar; peygamberler ve mürşitler gönderilmiştir. Kuvve-i akliyenin de üç mertebesi vardır.

kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki; hakkı hak bilir imtisal eder, bâtılı bâtıl bilir içtinab eder.”8

Evet fâsık olan kimsenin kuvve-i akliye ve fikriyesi itidali kaybedip safsatalara düşerse, itikadata ait rabıtaları kesmekle, hayat-ı ebediyesini yırtar atar.”9

İlim ve medeniyet sahasındaki terakkiler, akılla gerçekleşririldiği gibi, manevîyat sahasındaki terakki de yine akıl sayesinde meydana gelmiştir.

Mehmed Kırkıncı

Dipnotlar:

1 İşarat-ül İ’caz, s. 23.
2 age.
3 age., s.166.
4 A’raf Suresi, 7/31.
5 İşarat-ül İ’caz, s. 23.
6 age., s. 166.
8 İşarat-ül İ’caz, s. 23.
9 age., s. 166.

Sende yorum yazabilirsin