İslam Kendi Kendini Nasıl Korur?

İslamiyet’in ve Kur’an-ı Kerim’in geleceği konusunda karamsarlığa düşen dostalara teselli.. İslam’ın şeairleri, ibadet yerleri ve Kuran kendi kendini koruyan ilahi bir güce sahiptir, bu yüzden İslam güneşi asla sönmeyecektir. Âlimler azaldı, nicelik niteliğin önüne geçti, korkarız bir gün dinimiz tamamen yok olacak diye endişelenenlere…

Nasıl kâinat söndürülmezse, iman-ı İslâmî de sönemez. Kâinatı yok etmek nasıl imkansızsa, İslam imanını söndürmek de öyle imkansızdır. Çünkü yeryüzüne çakılmış kazıklar hükmünde olan İslam sembolleri, minareler, camiler ve dini alametler ortadan kaldırılmadığı müddetçe, İslamiyet her an daha da parlayacaktır. Bunlar dinin sarsılmaz direkleridir.

Hiçbir insan konuşmasa bile, her cami kendi varlığıyla lisan-ı haliyle insan tabiatına dini ders veren birer öğretmendir. Minareler, kubbeler, ezanlar birer bilge hoca gibidir; hatasız ve asla unutmadan İslam’ın ruhunu insanların gözleri önüne serer ve dini telkin eder. İslam’ın nurları o sembollerin içinde tecessüm etmiş, İslam’ın tatlı suyu o ibadethanelerin içinde katılaşarak sarsılmaz birer iman sütunu olmuştur. İslam’ın hükümleri ve şartları bu sembollerde adeta taşlaşmış, elmaslaşmıştır. Yer ile gök dünya ile ahiret, insan ile Allah birbirine bu elmas sütunlarla bağlıdır.

Özellikle o mucizevi beyan sahibi olan Kur’an, ebedi bir hatip gibi her an ezeli bir hutbe okumaktadır. İslam coğrafyasında onun sesini, eğitimini duymayan tek bir köy veya mekân kalmamıştır. Hicr Suresi 9. ayetteki “Onu biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz” ayetinin sırrıyla, Kur’an kendi kendini korur. Onu ezberlemek hafızlık en büyük rütbe, onu okumak ise hem insanların hem cinlerin ibadetidir.

Kur’an, doğruluğu kesin olan gerçekleri sürekli hatırlatır. Zaman geçtikçe ve Kur’an tekrarlandıkça, eskiden ispat gerektiren teorik konular, artık herkesin kabul ettiği apaçık gerçeklere dönüşür. Artık uzun uzadıya açıklamaya gerek kalmaz. Kur’an’ın sadece hatırlatması ve uyarması yeterlidir; o her derde şifadır.

İslam’da toplumsal hayat çok güçlüdür. Müslümanların imanı sadece kendi bireysel delillerine dayanmaz; arkasında koskoca bir cemaatin vicdanı ve sayısız dayanağı vardır. Çok zayıf, batıl bir mezhebin bile zamanla ortadan kaldırılması zorken; arkasında İlahi Vahy ve İnsan Fıtratı gibi iki sarsılmaz kale olan ve asırlardır dünyaya hükmeden İslamiyet nasıl yok edilebilir? Küre-i arzın yarısıyla bütünleşmiş bu fıtri ruh, geçici bir güneş tutulmasına girse de oradan her zaman daha parlak çıkar.

Ne yazık ki bazı saçmalayan inkârcılar, fırsat buldukça İslam’ın bu yüksek sarayının temellerini sarsmaya çalışıyorlar. Ancak dinsizlik artık fikren iflas etmiştir. Küfrün ve yalanın insanlığa verdiği zarar artık tecrübe edilmiş ve doyma noktasına gelinmiştir.

İslam dünyasının batıla, inkâra karşı en ileri karakolu üniversiteler olmalıydı. Fakat oradaki lakayıtlık ve gaflet yüzünden, tabiatçılık, materyalizm denilen o yılan, cephenin arkasından sızarak bir gedik açtı. Dinsizlik oradan hücum etti ve milletin inancını sarstı.

En ileri karakol olan ilim yuvaları ve aydınlar en uyanık ve inancına en bağlı olanlar olmalıdır. Şunu bilmek gerekir ki: İmanın asıl yeri kalptir. Akıl, dimağ ise sadece o iman nurunun yansıdığı bir aynadır. Akılda bazen vesveseler, şüpheler, felsefi ihtimaller uçuşabilir; akıl adeta bir mücahit gibi onlarla savaşır veya bir süpürgeci gibi onları temizler. Bu şüpheler akılda kalsa ve kalbe inip vicdanı bozmasa, imana zarar vermez, insanı dinden çıkarmaz.

Eğer iman, bazılarının zannettiği gibi sadece akıldan ibaret olsaydı, akla gelen yüzlerce şüphe ve ihtimal imanın amansız birer düşmanı olur ve onu hemen yıkardı. İslamiyet; camileriyle, minareleriyle, ezanlarıyla ve en önemlisi Allah’ın koruması altındaki Kur’an’ıyla kendi kendini koruyan canlı bir organizma gibidir. Akla gelen şüpheler kalbe zarar vermediği müddetçe İslam’ın ve ferdin imanın sönmesi imkansızdır.

Çetin Kılıç

Kaynak:RNK

Sende yorum yazabilirsin