İşte Oldu Akşam…

Yaz akşamları, bahçelere masalar kurulur, geniş teraslara.Ya da küçücük ama sıcacık balkonlara. Hava kararır ağır ağır, güneş hissettirmeden elini eteğini çeker üzerimizden.

Nasıl da değişir dünya. Nasıl da değişir halet-i ruhiyemiz.

Dinlenirken yaşam yorgunu bedenlerimiz bir masa başında.

Hüzün kalbinin kapısını çalar usulca, tık tık.

Zaman ağaçların dallarında titreşirken, işte o sırada insanın da ruhunda da titreşen hüzündür, yüz vermez bir sevgili gibi terk edip giden günün ardından.

İnsandan ayrılıp giden bir gün daha, kendi ömür binasından düşen bir tuğladır. Artık vakit gecedir.

Hiçbir şey insanın değildir. Sahibiyim dediği her şey kanatlanıp uçmuştur sanki.

Artık gecedir ve senin saltanatın başlamıştır ey ay.

Kollarında dinlenecektir takati kesilmiş kalpler.

Elimizden kayıp giden bir günün acısını benimle dindirin der gibi, bakışlarımızı kendinde toplarsın sen.

Ey ay, hayat yolculuğumuz seninle güzel.

Zaman seninle örülüyor ilmik ilmik.

Yazlar, kışlar gelip geçiyor seninle.

Baharların önünde duruyorsun, ilk ve sonbaharların.

Arzularımız, tutkularımız zamanın önünde yaşlanıyor, güçten düşüyor.

Büyük göç kervanlarındayız senin ışığının altında. Çocukluktan gençliğeydi ilk büyük göçümüz. Gençlikten orta yaşa ikinci büyük göçü yaşadık. İhtiyarlığa göçün hazırlığındayız ey ay.

Bazılarımız en büyük göçü yaşadı çok daha erken. Göçtü gitti ahir diyara. Bu âlemden diğer âleme her an bir yolcu gemisi kalkmakta.

Niyazi-i Mısrî de feryatla şöyle demiş ey ay:

“Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,

Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.

Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,

Dîdegiryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber.”

Sen semada durdukça bir zamandan diğerine ağıp duracağız ey dost.

Ey ay, semada asılı duran tesellimiz.

Bir  emirle ikiye yarılan.

Ol, dendi sana ve oldun. Yarıl dendi yarıldın.

Ne de güzel boyun eğiyor, bize misal oluyorsun.

Sen de bizim gibisin ey semanın gülü.

Bir yanınla güneşe sırtını dönmüşsün, karanlık.

Bir yüzün güneşe dönük, aydınlık.

Nasıl da benziyoruz birbirimize.

Bir yanımız nefsin ve benliğin kesafetiyle karanlık.

Bir yanımız kalp, ruh, vicdan ve akılla aydınlık.

Seninle ebedi dostluğumuz belki de bundandır.

Ne her zaman hilal, ne her zaman dolunay, ne her zaman yarım ay.

Ne her zaman mutlu ve neşeli, ne her daim kederli, gamlı ve hüzünlü.

Bir görünür bir kayboluruz senin gibi ey ay.

Gönlümüz seni andırır. Kâh önüne kara bulutlar düşer kâh nur gibi parlar.

Şair (Charles Baudelaire) diyor ki ey ay:

“Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam,

Siyah örtülere sardı şehri karanlık.”

Sen akşam ve gece misafirisin ey ay.

Bizim gibisin.

Mustafa Ulusoy / Zafer Dergisi

Sende yorum yazabilirsin