Kardeşler arasında adaletli olmanın önemi ve ideal yaş farkı

Yaşları 8-10-12 olan üç tane erkek çocuğum sürekli birbirlerini kızdırıp kavga ediyorlar. Böylesi durumlarda nasıl davranmamız gerekiyor?

Çocuklarınıza eşit davranmayın; birbirlerine karşı çekememezlik, hırçınlık, kıskançlık oluşturur.

”Peki ayrıcalıklı mı davranmalıyız?”

Evet, çocuklarınıza ayrıcalıklı davranmalısınız. Çünkü her çocuk ayrı bir dünyadır. Eşit davranalım derken adalet hissini zedelemiş olursunuz. Burada anne-babanın görevi adil olmaktır.

Örneğin; iki tane çocuğunuzun olduğunu düşünelim. Çocuklardan biri çok sosyal, ötekisi de çok duygusal bir çocuk olsun. Sosyal olan büyük çocuk vurdumduymaz, küçük ise bir şey söylendiğinde alınganlık göstersin. Bunlar evin içerisinde oynarken birbirlerini iteleyip vazoyu düşürmüş olsunlar. Yanlış olmasına rağmen siz de birden sinirlendiniz ve eşit davranacağım düşüncesiyle ikisine de; ”Gelin bakalım” diye seslendiniz. Küçüğe sordunuz:

”Ne oldu burada?”

”Abim beni iteleyip yere düşürdü”

Aynı soruyu büyüğe de sordunuz.

”O da beni tekmelemişti, şunu yapmıştı, bunu yapmıştı” şeklinde kendini savundu. Böylece kaotik bir ortam oluştu.

Siz de bu durumda, ”Gidin! Yarım saat odanızdan dışarı çıkmayın.” diyerek ceza verdiniz. Burada bir parantez açarsak; insan cezayla terbiye olmaz, vicdanıyla terbiye olur. Maalesef günümüzde birçok ebeveyn çocuğu cezayla terbiye etmeye çalıştığı için bu örneği kullandım.

Eşit davranmayı düşündüğünüz bu durumdan en çok kimlerin etkilendiğine bir göz atalım. Duygusal olan çocuğun kapısını aralayıp bakacak olursak; çocuğun kendini yatağın üstüne atmış, kafasını yastığın altına koymuş ve ayaklarını da karnına doğru toparlamış şekilde, annesinin ona bağırmasına ve ceza vermesine ağladığını görürüz.

Diğer çocuğun kapısını açtığımızda ise; muhtemelen kulağında kulaklık, odasının içerisinde halay çektiğini görürüz.

Şimdi siz bu çocuklara eşit mi davranmış oldunuz?

Çocuklardan biri yastığın altına gömülmüş ağlıyor; diğeri ise odasında halay çekiyor.

Olur mu böyle bir şey?

Anne-babalar, bu yüzden çocuklarına ince bir sanatın sahibi olan sanatkar gibi davranmalılar. Adalet hissiyle çocuklarına yaklaşmaları lazım ki; kullandıkları her bir kelimenin diğer kardeşte nasıl bir tesir oluşturacağının hesabını yaparak davranmış olsunlar. Yoksa eşit davranacağız diye çocukları perişan ederler. Sonradan her ne kadar kendi vicdanlarını teselli etmeye çalışsalar da; çocuklardan birinin yıpranmasına, diğerinin vurdumduymaz olmasına sebep olurlar.

Evde 2-3 çocuk var ise; ebeveynler her çocuğa ayrı şekillerde hitap ederek, kendilerini farklı karakterlerin terbiye edicisi olarak görmeleri gerekiyor.

Kardeş sahibi olması açısından iki yaş aralığı çok uygun bir yaş değildir. Çünkü çocuklarda kıskançlık krizleri çıkıyor. Çocuk daha emerken anne yeni bir çocuğa hamile olmuş oluyor. Anne-çocuk iletişiminin en yoğun olduğu ve çocuğun tüm isteklerinin yerine getirilmesi gereken bir zamanda, anne gittiği hastaneden kucağında bir çocukla geri dönüyor. Şimdi bu büyük olan çocuk, küçük olanı kabul eder mi? Bilhassa 2,5-3 yaş civarı minik ergenlik dönemiyken… Bir de bu yaş döneminden sonra üçüncü çocuğun gelmesi ve onunla da iki yaş aralığı olmuş olması, anneyi zorlayan bir durumdur.

Böylesi bunaltıcı atmosferin içerisindeki bir hanımefendiden de sağlıklı bir annelik beklemek, eşlik beklemek yanlış olur. Hormonal dengeleri alt üst vaziyettedir zaten .

Dolayısıyla burada karşımıza çıkan ilk yardımcı ve terapist; babanın varlığıdır. Baba, annenin sırtındaki yükleri hafifletebilecek başarıda bir duruşla annenin yanında yer almalı ki; anne üç çocuğun verdiği ezilmişliği ve yıpranmışlığı kendi üzerinden atabilsin.

Çocuk Deyip Geçmeyin Bölüm 2 Kısım 1

Uzman Pedagog Dr. Adem Güneş

Sende yorum yazabilirsin