Kur’an, “Hizmet Edenleri” Alkışlar!

Kur’an’da yaş ve kuru her şeyin bulunduğu hemen hepimizin iman ettiği bir hakikattir. O halde Kur’an’ın her asırda dine hizmet eden büyük şahıslara ve onların hizmet cereyanlarına da işaret buyurabileceğini kabul etmek gerekir.

Nitekim Kur’an, asr-ı saadetteki pek çok örneğe bazen doğrudan bazen de işareten temas eder.

Mesela Suheyb-i Rûmî Hazretleri; kendisi Rum diyarından göç ettiği için Rûmî lakabıyla meşhurdur. Mekke’ye Anadolu’dan geldiğinden bazı tarihçiler onun Türk olduğunu da iddia ederler. Eğer hakikaten Süheyb-i Rûmî Türk ise bu da milletimiz için ayrıca bir iftihar vesilesidir. Çünkü o, hakikat adına kalkmış uzak diyarlara yürümüş, bulmuş, “ol”muş ve bulduğu hakikatte sonuna kadar sadakat içinde kalmıştır.

kelebekİşte bu zat, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’ye hicret buyurduktan sonra, bir yolunu bulup tek başına Mekke’den Medine’ye doğru hareket eder. Kureyş’ten bir genç grubu, durumu haber alır almaz peşine takılır ve bir yerde yolunu keserler. Hazreti Süheyb hemen bineğinden iner, sadağından oklarını çıkarır ve müşriklere şöyle seslenir: “Ey Kureyşliler! Bilirsiniz ki ben sizin en iyi atıcılarınızdanım. Allah’a yemin olsun ki, sadağımdaki bütün okları atıp bitirmeden size bir ok attırmam. Oklarım bitince de sizinle kılıcımla mücadele ederim. Bundan sonra siz istediğinizi yaparsınız.

Gelin sizinle anlaşalım. İsterseniz malımı-mülkümü, Mekke’de falan yere gömdüğüm şeylerin hepsini alın fakat beni rahat bırakın; ben Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gidiyorum.” Onun ok atmadaki maharetini ve cesaretini yakından bilen Kureyşli gençler bu teklifi kabul ederler. Hazreti Süheyb de Medine’ye doğru yeniden yola koyulur.

O böyle samimiyetle hicret yolunda ilerlerken kendisini bekleyen iltifattan habersizdir. Medine’ye vardığında, İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) ayağa kalkar, onu karşılar ve şöyle der: “Ey Süheyb! Allah, senin hakkında şu ayeti indirdi: “İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah işte böyle kullarına pek merhametlidir.” (Bakara Sûresi, 2/207) Süheyb-i Rumî (radıyallâhu anh) Allah rızası için malını feda etmiş, müşriklere, “Siz benim malımı alın, fakat benimle Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) arasına girmeyin.” demişti. Sonra da hakkında bu ayet nâzil olmuştu. Bu fedakârlık tablosu semâvî bir iltifatla alkışlanmış ve Kur’an’da bahis mevzuu olmuştu.

Kur’an’da doğrudan bahse konu olmasa bile Übeyy İbn-i Ka’b’ın (radıyallâhu anh) yaşadığı şu hadise de kayda değerdir: “Bir gün Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Übeyy İbn-i Ka’b’ın yanına geldi ve ona; “Ya Übeyy! Rabb’im bana ‘Übeyy’e git, sana Kur’an’ın şu şu ayetlerini okusun, buyurdu.” dedi. Hazreti Übeyy büyük bir mutluluk ve heyecan içinde “Rabb’im benim adımı andı mı Ya Resûlallah?” diye sordu. “Evet” cevabını alınca gözyaşlarını tutamadı ve hıçkırıklara boğuldu.

Bazı sahabe-i kiram Kur’an’da hususi konumlarıyla bazıları da şahs-ı manevi olarak destanlaştırılmaktadır. Mesela İlahi Beyan, bir yerde Şehitler Seyyidi Hazreti Hamza’nın, Şâh-ı Merdan Haydar-ı Kerrar Hazreti Ali’nin ve yine o kıymetli oymaktan gelen Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) amcazâdesi Ubeyde İbn-i Hârise’nin mücadelelerini anlatır. Hak ile batıl, iman ile küfür arasındaki bu kavgayı tasvir ederken, bu iki düşüncenin temsilcilerinin âkıbetlerini de haber verir. Buna göre, bir grup katrandan elbiseler giyecek, başlarına kaynar sular dökülecektir. Diğer grup da altın bilezikler ve incilerle bezenecek, giyim kuşamları da ipekten olacaktır. Bu ifadeleriyle Kur’an, o kahramanlar topluluğunu göklere çıkarır. (Bkz: Hac Sûresi, 22/19)

Görüldüğü gibi Kur’an, onun hakikatlerine omuz veren ve Nebi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) uğrunda hırz-ı can eden herkesi alkışlamış ve senâ etmiştir. Bu bir âdet-i İlâhî ise kıyamete kadar da alkışlamaya devam edecektir. Malını, mülkünü, yurdunu, yuvasını terk edip dünyanın dört bir yanına elinde bavuluyla hicret eden binlerce fedakârı Kur’an da Sahib-i Kur’an da mutlaka alkışlıyordur/alkışlayacaktır. Elde edilen muvaffakiyetleri kendinden bilmeyen, aczinin, fakrının idrakinde olan ve şevk ü şükürle gerilmiş irade kahramanları mele-i a’lânın sakinlerinin sohbet konusudur. Adanmışlığı, beklentisizliği, istiğnayı meslek edinmiş er oğlu erler her zaman en pak defterlere kaydedilecek ve en muteber listelerin üst sıralarında yerlerini alacaklardır.

Süleyman Sargın / Zaman

Sende yorum yazabilirsin