Kur’an-ı Kerim’in Mucizelik Yönleri

Kur’an’ın kelimeleri akıcıdır, dizilişi kusursuzdur manası en üst seviyede edebi uygunluğa sahiptir ve kavramları tamamen özgündür. En büyük alameti, dünyada birçok kitap birkaç kez okunduğunda insanı usandırırken, Kur’an tam tersine tekrar edildikçe kalbe daha çok lezzet verir; insanı asla usandırmaz.

Kur’an, insan aklının ve o dönemin teknolojisinin bilmesine imkan olmayan gaybi hakikatleri anlatır: Tarihte kaybolmuş kavimlerin ve peygamberlerin doğru kıssaları. İstikbale ve kıyamete dair haberler. Melekler, ahiret, cennet, cehennem ve Allah’ın zatına dair semavi sırlar. Bunları “Görünmeyen alemin lisanı” olarak bu dünyaya fısıldar.

Lafzında: Bir tek ayet veya kelime, Arapça dil kurallarına ve fıkıh ilmine uygun olarak pek çok doğru manaya kapı açar.
Manasında: Velilerin kalbi keşiflerini, ariflerin zevklerini, kelamcıların ve felsefecilerin yollarını aynı anda kuşatır. Herkes ondan beslenir.
Ahkâmında : Hem bu dünyanın hem ahiretin saadetini sağlayacak tüm sosyal, hukuki, ahlaki ve ailevi kuralları bünyesinde barındırır.
İlminde: Hem ilahi hakikatleri hem de kainatın yaratılış kanunlarını işaret ve remizlerle içine almıştır.
Gaye ve Dengesinde: Anlattığı her şeyde fıtrat kanunlarına tam bir uygunluk ve kusursuz bir denge vardır.

Zaman geçtikçe insan elinden çıkan kitaplar eskir, hükümleri geçerliliğini yitirir. Fakat Kur’an, zaman yaşlandıkça gençleşir. Her çağın ilmi seviyesine, her insanın kabiliyetine göre nurunu akıtır. Sanki her an yeniden nazil oluyor gibi tazedir. Maddenin ve sebeplerin perdesini yırtarak her ayetiyle Allah’ın birliğini haykırır.

Kur’an geçmiş kavimlerin hikayelerini anlatırken, sanki o an orada hazır bir şahit gibi konuşur. İşin mucizevi kısmı; bu kitabın okuma-yazması olmayan, geçmiş kitapları incelememiş Ümmi olan Hz. Muhammed s.a.v. vasıtasıyla gelmesidir. Üstelik geçmiş semavi kitapların ittifak ettiği doğruları onaylar.

Kur’an, öyle muazzam bir din ve medeniyet kurmuştur ki, ne geçmişte ne de gelecekte insanlık bunun bir benzerini inşa etmeye muktedir değildir. Kur’an, yeryüzünü manevi bir bağ gibi tutup ilahi eksende döndürür; insanlığın isyan edip yoldan çıkmasını engeller.

14 asırdır Kur’an’ın düşmanları onu çürütmek için, dostları ise onu taklit etmek için milyonlarca Arapça kitap yazdı. En sıradan bir insan bile Kur’an’ı bu milyonlarca kitabın yanına koysa, teraziye vursa der ki: Bu milyonlarca kitap insan işidir, ama Kur’an semavidir Allah kelamıdır.

Kur’an bir kerede kitap olarak inmedi. 20 küsur yılda, parça parça, farklı olaylar, farklı sorular ve ihtiyaçlar üzerine indi. Normalde parça parça yazılan eserlerde uyum bozulur. Ancak Kur’an, bunca farklı zaman ve mekan parçalanmışlığına rağmen, içindeki o harika dayanışmayı ve akıcılığı zerre kadar kaybetmemiştir.

Sıradan bir söz duyduğunuzda, arkasında konuşan insanı görürsünüz. Kur’an’da ise zahiri muhatap Hz. Peygamber’dir (s.a.v.) ama o sadece bir perdedir. İman kulağıyla dinleyen bir insan, o sınırlı kelimelerin arkasında ezel ve ebed sultanı olan, kelamı sonsuz olan Vacibü’l-Vücud’un Allah’ın azamet ve haşmetini hisseder.

Nasıl ki dünyadaki her insan, “Güneş benim aynamda parlıyor, benim evimi aydınlatıyor, bana özel tebessüm ediyor” diyebilirse, aynen öyle de her mümin, Kur’an’ı okuduğunda “Rabbim doğrudan benimle konuşuyor” diyebilir. Çünkü Kur’an ezelidir, zamandan ve mekandan münezzeh olan Allah’ın kelamıdır.

Kuran öyle bir kitaptır ki, Bediüzzaman hazretleri Kur’an’ın 40 mucize yönünden sadece biri olan ‘nazım güzelliğini’ açıklamak için yüz sayfalık İşaratü’l-İ’caz tefsirini yazmıştır yine de “hakkıyla anlatamadım “diyor.

Çetin Kılıç

Kaynak:RNK

Sende yorum yazabilirsin