Kur’an Yeter Mi?

İşin içinde iş olduğunu, mesajın içinde gizli başka mesajlar bulunduğunu bilmeyen için çok çarpıcı bir sözdür: “Kur’an bize yeter!” Sanılır ki, Kur’an’ın azameti, yüceliği, kusursuzluğu dile getirilmeye çalışılıyor bu sözle. Zihinde böyle bir etki meydana getirmesinin bir sebebi de belki cümleyi olumsuz yapınca ortaya çıkan ifadenin rahatsız ediciliğidir.

Gel gör ki uzun zamandır dile getirilen, Müslümanların kafasını karıştırmaya yönelik bir ifadedir bu aslında. Çünkü nihayetinde Allah Resulü’nü (sav.) hedefe koyar, belli etmeden.

Şahsi kanaatimce vakti zamanında hadis âlimlerinin, hadislerin ravi zincirinin kuvvetini tarif etmek için kullanmış oldukları sahih-zayıf sınıflaması ve sonradan gelen bazı ilim erbabının hadislerin arasına kendi sözlerini karıştırmasının bu akımın doğuşunda etkisi büyüktür.

Bu akımla yeni tanışmış biriyle konuştuğunuzda size, hadisler arasında, aslında hadis olmayanların da karışmış olduğunu söyleyecektir. Ona göre bir ifadenin hadis olarak kabul edilebilmesi için Kur’an’a uyup uymadığına bakılmalıdır.
Peki, bu bakma işini kim yapacak? Kur’an’da o konu hakkında hüküm verilip verilmediğini, verilmişse nasıl bir hüküm verildiğini kim tespit edecek? Dahası, bu hadisin Kur’an’daki bir ayetin müteşabih anlamlarından birine bakıp bakmadığını… Bu soruyu o yeni tanışan kişiye sorduğunuzda aslında bu işi kendisinin de yapamayacağını bilir ve “âlimler” der. Tabii aslında aklındaki âlim kendi hocasıdır.

Hâlbuki Buhari’deki bir Hadis’te; Hz. Aişe (ra) Allah Resulü’nün (sav.) bir sözünü anlamayıp “Fakat Kur’an şöyle demiyor mu?” diye ayeti okuyunca, Sevgili Peygamberimiz konuyu izah edip ayetin de kendi söylediğinin de doğru olduğunu ifade etmiştir.
Bu arada “Hadis’in Kur’an’a uyup uymadığının kontrol edilmesi” gerektiği görüşü de bir Hadis’e dayandırılır fakat o hadis sahih değildir. Hatta pek çok âlim bunun uydurma olduğu görüşündedir.

İşin kötüsü bu akıma kapılınca fikirler bu seviyede kalmaz. Bir sonraki aşama, aralarında doğruluğu şüpheli olanlar var diye bütün hadisleri inkâr etmektir. Hadisleri inkâr etmenin ilk bakışta fark edilmeyen bir anlamı da tüm sünnetleri inkâr etmektir. Ya da işine gelmeyenleri…

Peki, hadisleri ve sünnetleri denklemden çıkarırsak, Rabbimizin bize Kur’an’ı ulaştırmak için görevlendirdiği “elçisinin” durumu ne olur?

Ben söyleyeyim: Postacı!

Sanki o mübarek elçi, o kutlu nebi kitabı almış, getirip masaya koymuş ve “İşte kitap bu! Bundan sorumlusunuz! Herkes okusun, ne anlıyorsa onunla amel etsin!” demiş bir postacı durumuna getirilmektedir.

Hâlbuki Kur’an’ı, Resulullah’ın (sav.) eliyle gönderen Rabbimiz (cc.) “Ey iman edenler! Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin.” (Enfal 20),

“Kim peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa 80) gibi ayetlerle dinimizi öğreneceğimiz iki kaynağın, kitabı ve elçisi olduğunu açıkça bildirmektedir. Herhangi birinden gelen bir bilginin bir diğerinin onayına sunulması gerektiği gibi bir ibare yoktur. Bu bağlamda hadislerin Kur’an’a sunulması gerektiğini ifade eden hadisi(?) bu meşrep erbabı Kur’an’a sunmuş olsalardı, bırakın hedef yapmayı, en başta elemeleri gerekecekti.

Kaldı ki, Mübarek Peygamberimiz (sav.) “Şunu iyi biliniz ki bana Kur’an-ı Kerim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir.” (Ebu Davud, Tirmizi) sözleriyle Kur’an dışındaki sözlerinin de Kur’an’la aynı kaynaktan geldiğini bildirmektedir.
Konu hakkında ilmi araştırmalar, makaleler pek çok olduğundan burada çok fazla işin ilmi tarafına girmeden meramımızı anlatmaya çalıştık. Daha bilimsel bilgi isteyenler o makalelere başvurmalılar.

Bizim vermek istediğimiz asıl mesaj ise bu konunun gözden kaçan çok önemli bir sonucuyla ilgilidir.

Hadisleri inkâr ederken, ta asrısaadet zamanına kadar hadis zincirlerinde adı geçen sahabe ve âlimlerin güvenilirliklerine halel getirilmektedir. Üzerlerine şüphe gölgeleri düşürülmektedir. Bu meşrebi benimseyenlerin pek çoğu belki bunu istemeseler bile ortaya çıkan bu şüphe, bazılarının çıkıp “Kur’an’da da müdahale var!” iddialarını ortaya atmasına zemin hazırlamaktadır. Zaten hali hazırda bunu iddia edenler de mevcuttur. Farkında olmadan(?) onların değirmenine su taşınmaktadır.
Bunun bir adım ötesi ise Kur’an’ı inkârdır.

Muhiddin Yenigün

Sende yorum yazabilirsin