Kuruluş, Diriliş ve Direniş

Muazzam Osmanlı oluşumun çekirdeği, Merv ve Mahan bölgelerinden Anadolu’ya gelen Oğuzların Bozok kolunun Kayı Boyu tarafından atıldı…

Büyük göç Ahlat civarında sekiz-dokuz sene kadar soluklanıp (Peygamber Efendimiz de sekiz-dokuz yıllık bir demlenmeden sonra Mekke’yi fethetmiş ve devlet olmuştu) demlendikten sonra, Batı’ya yöneldi.  

Ankara yakınlarında Aşiretin Beyi Gündüz Alp öldü. Bey’in karısı Hayme Ana, eski Türk geleneklerinden gelen bir töreye uygun olarak, bir süreliğine yönetimi ele aldı, aşireti Söğüt-Domaniç aralığına yerleştirdi.

Sungur Tekin, Gündoğdu, Ertuğrul ve Dündar isimli dört oğlu vardı. Dündar henüz çocuk yaştaydı. Hayme Ana yetişkin oğullarını tek tek çağırıp “devlet tasavvuru” arayacak, bu tasavvurun sadece Ertuğrul’da olduğunu görerek gönül huzuru içinde onu beyliğe getirecekti.

Ağabeyleri bu tercihi kabullenmeyerek aşireti ortadan ikiye böldüler ve geri döndüler. Ne oldukları belli değil, zira tarih geri dönenleri değil, ölümüne hedefe yürüyenleri yazar: Tarih Ertuğrul’u ve oğullarını yazdı:

Neşri (ö. 1520) “Kitab-ı Cihannüma” isimli meşhur tarihinde, “Devlet-i Âliyye”nin temellerini atan Ertuğrul Gazi’yi şu şekilde anlatıyor:

 “Ol vakit ki Ertuğrul dört yüze yakın erle Rûm’a (Anadolu) duhul ittiler, Sultan Alâüddin-i Evvel bazi a’dâsıyla cenk sadedinde idi. Bunlar dahi göçmen gelüb ittifâk Sultan Alâüddin’ün şol haline yetişürler ki, Tatar, Sultan Alâüddin’i bunaldub sıyayürür. 

“Ertuğrul’un yanında birkaç yüz yarar yoldaş var idi. Ertuğrul eytdi: ‘Hay yârenler, cenk tuş geldük. Yanımızda kılıç götürürüz. Avret gibi geçüb gitmek erlik değildür. Elbette şunların birine muâvenet (yardım) itmek gerek. Gâlibe mi muâvenet idelüm, yoksa mağlûba mı?’ 

“Eytdiler: ‘Mağlûba muâvenet asîrdür. Âdemumuz azdur ve hem yeğine kuvvet dimişlerdür’ didiler. 

“Ertuğrul eytdi: ‘Bu söz merdâneler kelâmı değildür. Erluk oldır kim, mağlûba yardım idevüz, Hızır gibi bun deminde bîçarelere medet yetişe. Dest-gîr olavuz’ didi.

“Pes heman Ertuğrul etbâiyle el kılıca urub bir taraftan ki Sultan Alâüddin’ün mukâbelesinde idi, Tatar’a kılıç koydılar. Şahin kargaya girer gibi girüb fî’l-hâl aduvvi münhezim kıldılar. Sultan Alâüddin anı görüb Ertuğrul’a istikbal gösterdi. Ertuğrul dahi etbâiyle inüb Sultan Alâüddin’ün elin öpdi. Sultan Alâüddin dahi Ertuğrul’a hil’ât-i Fâhir giydirüb tevâibine ve levâhıkine atâlar ve ihsanlar eyledi. Andan Söğüt nam yiri halkına kışlak ve Tomanîci ve Ermeni tağlarını yaylak virdi.”

17. yüzyıl Osmanlı tarihçisi Müneccimbaşı Ahmed Dede (1631- 1702) şu tespitleri yapıyor: “Bil ki, bu devleti kuranlar, tarihin en haşmetli ve en büyük hükümdarlarıdır. Çok hayır yaparlar, çok ihsanda bulunurlar. Dâimâ adâletle hükmetmişler, kılıçlarının hakkı, mızraklarının meyvesi olarak bu devleti kurmuşlar ve büyütmüşlerdir”. 

Fransız tarihçi Fernand Grenard (1866–1942) ise şunları söylüyor: “Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşu, beşer tarihinin en hayrete değer ve en büyük vâkıalarından biridir” diyor. Neşri o isimden şöyle bahsediyor: 

“Meğer Osman Gazi’nin halkı arasında bir Şeyhi Aziz var idi. Edebali dirlerdi. Gayret sahibi kimselerden idi. Halkın itimadını almış tüm illerde meşhur olmuş idi. Dünyası sonsuzdu. Kendine derviş yolun tutarlardı. Hatta derviş deyü lakap ederlerdi. Bir zaviye yapıp gelen ve gidene hizmet ederdi. Zaman zaman Osman Gazi dahi ona misafir olurdu.”

“Kuruluş” tamam, “Kurtuluş” tamam, “Diriliş” detamam olduğuna göre, şimdi “Direniş” zamanıdır!

Kurucularla birlikte, “Din ü devlet” uğruna fedâ-yi can edenlere de rahmet dileyelim.

Yavuz Bahadıroğlu – yeniakit.com

Sende yorum yazabilirsin