Masum çocuklara has

Risale-i Nur’un fıtraten ve zamanın vaziyetine göre talebesi olacak, başta, masum çocuklardır. Çünki bir çocuk küçüklüğün de kuvvetli bir ders-i imani alamazsa, sonra pek zor ve müşkil bir tarzda islamiyet ve imanın erkanlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-i müslim birisinin islamiyet-i kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevi fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi bela olur. Ahirettede onlara şefaatçi değil, belki davacı olur. Neden imanımı terbiye-i islamiye ile kurtarmadınız!..

        İşte bu hakikata binaen en bahtiyar çocuklar onlardır ki; Risale-i Nur dairesine girip dünyada peder ve validesine hürmet ve hizmet ve hasenatı ile onların defter-i amâline vefatlarından sonra hasenata yazdırmakla ve ahirette onlara derecesine göre şefaat etmekle bahtiyar evlad olurlar.

 

Risale-i Nur’un İkinci kısım talebeleri:  Fıtraten Risale-i Nur’a muhtaç, bir derecede dünyadan ürkmüş veyahut küsmüş kadınlardır. Hususan bir derece yaşlı da olsa, Risale-i Nur, ona hakiki bir gıda-yı manevidir. Çünkü Risale-i Nur’un dört esasından birisi şefkattır ki, ism-i Rahimin mazhariyetinden gelmiş. Kadınların da en esaslı hassaları ve fıtri vazifelerinin mayası, şefkattir.

Risale-i Nur’un en mühim bir esası şefkat olmasından nisa taifesi şefkat kahramanları bulunmaları cihetiyle daha ziyade Risale-i Nur’la fıtraten alakadardırlar. Ve LİLLAHİLHAMD, bu fıtri alakadarlık çok yerlerde hissediliyor. Bu şefkatteki fedakârlık, hakiki bir ihlası ve mukabelesiz bir fedakârlık manasını ifade ettiğinden, şimdi bu zamanda pek çok ehemmiyeti var. Evet bir valide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve hakiki bir ihlas ile vazife-i fıtriyesi itibariyle kendini evladına kurban etmesi gösteriyorki; Hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkışafı ile; Hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla o kuvvetli ve kıymetdar seciye inkışaf etmez. Veyahut su-i istimal edilir. Yüzer nümunelerinden bir küçük nümunesi şudur: O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve faide görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. “ Oğlum paşa olsun” diye bütün malını  verir; Hafız Mektebinden alır, Avrupaya gönderir. Fakat o çocuğun   hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor ve dünya hapsinden kurtarmağa çalışıyor; Cehennem hapsine düşmesini nazara almıyor. Fıtri şefkatin tam zıttı olarak o masum çocuğunu, Ahirette şefaatçi olmak lazım gelirken davacı ediyor. O çocuk, “ Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helaketime sebebiyet verdin?” diye şekva edecek. Dünyada da terbiye-i İslamiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı layıkıyla mukabele edemez; belki de çok kusur eder. Eğer hakiki şefkat su-i istimal edilmeyerek, biçare veledinin haps-i ebedi olan Cehennemden ve idam-ı ebedi olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrı ile çalışsa; o veledin bütün ettiği hasenatının bir misli, validesinin defter-i a’mâline geçeceğinden validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyle ruhuna Nurlar yetiştirdiği gibi, Ahirette de; değil davacı olmak, bütün ruh-u canı ile şefaatçi olup ebedi hayatta ona mübarek bir evlat olur.                      BEDİÜZZAMAN   SAİD NURSİ

 

Paylaşan: Abdülkadir Haktanır

Sende yorum yazabilirsin