Mi’rac’ın hakikati 

Mi’rac, İslâm dininde Hz. Muhammed (a.s.m.)’in göğe çıkması sonucu mukaddes bir yolculuğun ve manevi bir yükseliş anlamındadır. Hicretten bir yıl önce, Recep ayının 27.nci gecesinde Mi’rac hadisesi gerçekleşmiştir. Hazreti Muhammed, (asm) Melekleri, cenneti ahireti ve  Cenab-i Allah’ın cemalini gözleriyle müşahede etmiştir. Beş vakit namaz bu gecede farz kılınmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’de: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O’ hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” İsra suresinin ilk ayetinde bu manevi yolculuğun ilk aşaması geçmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri, Efendimiz (asm)’ın  Mi’rac’a çıkması, sebep ve hikmetlerini bir misal ile şöyle  anlatıyor:

“Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıdır.”( Sözler, otuz birinci Söz.)

Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz’i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşmasıdır. Allah (cc) bazı velilerle özel ve cüz’i anlamda ilhâm etmesi birinciye örnektir.

Hazreti Muhammed, (asm) bütün velâyet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte olduğu için Cenab-ı  Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına örnektir.

Habib-ı Rabbü’l- âlemin, Fahr-i kâinat  Hazreti Muhammed (a.s.m.)’in elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakka, diğeri de; Haktan halka. Birisi mi’râç’in bâtıni tarafı olan velâyet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan Risâlet yönüdür.

Yani Peygamberimiz  (a.s.m.) bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (ettehiyattü, elmüberekattü, esselavatü, etteyibattü) dört kelimeyle arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir.

Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Mi’raç hediyesi olarak getirmesi gibi.

Cenab-ı Hak her şeye her şeyden daha yakındır, fakat her şey ona sonsuz şekilde uzaktır. Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir. Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz.

Oysa güneş ortalama bize 150 milyon km. uzaklıkta olduğu söyleniyor. Güneşe yanaşmak mümkün değildir. Bu misâlde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak her şeye yakındır, ama her şey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber,  (asm) Cenab-ı Hakkın lütfüyle bir anda binlerce perdeyi geçerek Mi’raç’a yükselmiş; bütün manevî mertebeleri aşarak Allah’ın huzuruna varmıştır.

Dünya yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren Kudret; bir insanı Arş-ı âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi Rahman’ın Arşına çıkaramaz mı? Elbette çıkarabilir.

Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin ahiretteki neticesini göstermek için Efendimizi oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi, mübarek bedenini arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.

Dünyada cesed ruha arkadaşlık ettiği gibi, Kudret sahibi Allah (cc) cennet’te dahi bedeni ruha arkadaş edecektir. Mademki, cennet’te ruh bedenle birlikte olacaksa Cennetü’l-Me’vâ’nın gövdesi olan Sidretü’l-Müntehaya Efendimizin bedeni, ruhuna iştirak etmesi hikmetin tâ kendisidir. Peygamberimiz Mi’rac’a sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.

Bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir. Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor. Birisine bir gün; diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir. Efendimiz,  (a.sm) Burak’a binerek şimşek gibi bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkmış, Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, O’nun cemalini görmüş, emirlerini alıp tekrar dönmüş.

Mü’min bir insan, namazda bir çeşit Mi’raç’la kâinatı arkasına alarak İlâhî huzura girebilir. Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi kalp gözü açık olan bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar ruhen çıktıkları, melekler bir anda yerden Arşa çıkmaları, Arştan yeryüzüne inmeleri birer örnektir.                                                                                                                      s.3

Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü’minlerin imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem (asm) Efendimizin bir anda Mi’raç’a çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür, şüphesiz ve doğrudur.

Leyle-i Mi’rac’ınız mübârek olsun!

Rüstem Garzanlı

10.03.2020

Sende yorum yazabilirsin