Mümin Allahın Kanununa Uyması Lazım

Bu asırda yaşayan insanların çoğu maddeten, yani  sanatta ticarette ne kadar ilerliyorsa seviniyor gururlanıyor. Bir cihette o iyi, “Üsteki el alttaki elden üstündür”. Ama sonsuz bir hayat önünde olduğunu unutmak çok kötü.

İmanı zayıf olan bununla o kadar seviniyor kendini yüceltiyor, yüksek makamlara çıktığını zannediyor.

Ne yazık ki bu zamanda çoğunun ana muradı servet olmuş. Helal olan mal ve kazançlarda şüpheler karışmış, Tıp doktoru olmak helalin ötesinde sevaplı bir iş idi. Ama bugün sıhhatı yerinde olanların %80 ibadet yapamıyor. Yani hasta iken ibadetini yapıyordu ama şimdi rahatlığa kavuşunca maneviyattan uzak yaşıyor. Amma sağlam iken Allahı anmayan kişiye Allah bir hastalık veriyor. Onu sancı tutunca Allahhh!!! diye bağırıyor. İşte şu, hal ahir zamandaki deccaliyetin bu asra aşıladığı bir bulaşıcı hastalıktır ki, ancak imanı kâmil sahibi olanlar, samimi ve sağlam bir dayanışma ve bir kanaat-ı tam ile şu hastalıktan kurtulabilirler.  

Çünkü Peygamberimizin a.s.v haber verdiği deccalın, bu asırda, insanları kendi düzenine baş eğmeye mecbur ediyor bu da insanların manayı bırakıp maddeperestlik peşine koşmakla deccalın oyununa geliyorlar.

O Deccal fikri, pozitivist düşüncenin, kalplerdeki itimadı yok edip insanı, Rezzak-ı Kerim’inden koparmasıyla beşer: Koruyup kollayan ve rızkları veren bir Yaratıcının var olduğu fikrinden mahrum kaldı. Bu gaddar ve münkir anlayış, rızkı temin etme sorumluluğunu da insanın zayıf omzuna yükledi.  

Şu vazifeyi yapacağım diye, insan maalesef gerçek görevini bir yana bırakıp, aklını, fikrini, latifelerini, hassalarını, manevi cihazlarını işkembesine nimet yetiştirmek için seferber ediyor.  

Nasılki insanın bir organı hastalansa, diğer bütün uzuvları bir parça vazifelerini bırakıp o acı çeken organın imdadına koşarlar… Öyle de bu asırda, insanın bütün duyu ve cihazları tüm vazifelerini bırakıp, bütün ceht ve gayretleriyle nefsi emaremiz hesabına harcanıyor. 

Maalesef, şu bulaşıcı hastalık, iliğimize kadar sirayet etmiş.

Elbette güzel insanlar var. Elbette deccaliyet’in boyunduruğu altına girmemiş yiğitler çok. Dikkatle bakarsanız onların hepsinde müşterek bir özellik göreceksiniz, Çünkü onlar Allah ve Peygamberimizin emirleri dışına kolay kolay iş yapmazlar, her ne kadar ötekileri görerek onlarda bulaşıyorsa da?  

İsraftan uzak durmak! 

Çünkü israf deccalın tuzağıdır. İsraf eden Deccalın tuzağına düşmekten kurtulamaz.  

Nasihatı bile parasız vermeyen hocalarımız hep şu israf tuzağından dolayı o deccalın tuzağına düşüp, ahiretlerini buzum kendilerini de helak ediyorlar… 

Evet, o tuzağa düşmemenin yegâne çaresi kanaattir. ‘Kanaat bitmez tükenmez bir hazinedir’. Müminlerin sığınağıdır. 

Evet, bu çağ kadar, nimet ve haz kullananlar kadar hiçbir çağ olmadı. Ve hiçbir dönemde de insanlar bu kadar küstah ve bencil olmadı. Hiç kimse elindekinin emanet olduğunun farkında değil. O ölümün kendisine de geleceğini hiç kimse düşünmüyor, aklına bile getirmiyor.

Biz Balkanlardayken ikinci dünya savaşından sonra öyle fakirlik çektik ki belki iki sene sofrada turşu suyuna ekmeği banarak yerdik camimiz biraz uzak idi. Ramazanda iftar için Ezan duyulmuyordu; mahallede yalnız bizde bir çalar saat vardı. İftar vakti bütün mahalle bizim evin önünde toplanıp iftar olup olmadığı öğrenmek için toplanıyorlardı. Geçen gün birinin evine uğradım küçük çocuğu vardı, baktım 40×40 bir kutu çocuk oyuncağıyla dolu ben küçük iken babam bana eğlenmem için çamurdan misket yapıyordu eğleniyordum. Hulasa bugün nimet çoğaldı şükür azaldı. Üstad ne diyor: “Karşında karnı aç biri varsa sen karnını doyuruncaya kadar yiyemezsin.”     

Biz Allah’tan merhamet dileyelim ki şu bela bizi de yakmasın. Bu dilemenin usul ve kaidesi kavli ve fiili duaya gayretli olmamızdan geçer… 

Geçen asrın başında en ağır faturayı biz ödedik. Bir imparatorluk, koca bir millet, muhteşem bir tarih, güzel bir din, harika bir aile hayatı feda edildi; karşılığında, soyumuza ahlakımıza dinimize namusumuza çok ters hareketle karşılaşmış bu halk. Bunu yapanlar Allahın kanunlarına karşı gelerek milletin manevi varlığını ve kimliğini Lozanda satmışlar, halk o hale gelmiş ki ekmek bulamaz hala gelip kenevir tohumu ile karnını doyurmaya çalışırken İtalyadan ecnebi kıyafetine büründüren alametleri gemilerle bize getirmişler.

“Eyvah biz ne yaptık diyorsanız” Rabbine dayan O adildir. Boynuzsuz keçinin hakkını bile boynuzlu keçiden alacaktır. Her şeyin bir başlangıcı, kemali ve zevali vardır. Zerre kadar hayrı gören Allah, zerre kadar şerr de yapanı işiten ve gören Allah; Batının da Amerika’nın da yaptıklarını elbette görüyor ve herkesi cezalandıracaktır…   

Son sözüm dünyanın murdarlıklarına bulaşmak istemeyen sade müminlere. Derim ki, ayağınızı yorganınıza göre uzatın, geçici hiçbir zenginliğe güvenmeyin. Şu zaman kanaat ve içtinap zamanıdır. Haramdan sakınmanın, farzlara yapmaktan daha ehemmiyetli bir hal olduğunu bilmeliyiz…   

Bir lokma haram yememek için, bir gün oruçlu kalmak evladır.  

Unutmayın, bir toplumun rahmeti hak etmesi için, yüzde onunun müstakim olması yeter. Ne yapıp yapıp, yüzde onluk grubuna dâhil olmayı gayret edelim. 

Dünya bu vartayı da atlatır İnşaAllah. İnsanoğlu var olalı, kim bilir kaç tane, asla bitmeyecek sanılan kışların yaz, yazların kış olduğunu görmüştür.

Hem, merak etmeyin, zamanın terazisi hassastır. Kefesinin biri aşağı inerken, ötekisi mutlaka yukarı çıkar. Yeter ki biz Allah’tan korkalım. Kriz gelip geçer ve biz Allah’ın verdiği nimetlere karşı kendimizi şükreder halde bulmalıyız.

Allah bizi şakirinden eylesin   

Abdulkadir Haktanır

 

Sende yorum yazabilirsin