Müslümanları Geride Bırakan 6 Hastalık

Bediüzzaman Hütbe-i Şamiyede , Müslümanların psikolojisini ve İslam aleminin sosyal hayatını gözlemleyerek temel altı hastalık teşhis eder.

Bu Hutbe-i Şamiye eseri, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin otuzbeş yaşında iken Şam’da, Şam ulemasının ısrarı üzerine Cami-i Emevi’de irad ettiği bir hutbedir. Çok büyük bir ehemmiyeti haiz olması hasebiyle o zaman Şam’da bir hafta içinde iki defa tab’edilmiştir. Bilahare müellif Bediüzzaman Said Nursi tarafından tercümesi neşredilmiştir.

Ecnebiler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber; bizi maddi cihette kurun-u vustada durduran ve tevkif eden, altı tane hastalıktır.
Ben bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye medresesinde ders aldım ve bildim ki: Ecnebiler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber; bizi maddi cihette kurun-u vustada durduran ve tevkif eden, altı tane hastalıktır.
O hastalıklar da bunlardır:
Birincisi: Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.
İkincisi: Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.
Üçüncüsü: Adavete muhabbet. 
Dördüncüsü: Ehl-i imanı birbirine bağlayan nurani rabıtaları bilmemek.
Beşincisi: Çeşit çeşit sari hastalıklar gibi intişar eden istibdat.
Altıncısı: Menfaat-i şahsiyesine himmeti hasretmek.
Bu altı dehşetli hastalığın ilacını da, bir tıp fakültesi hükmünde, hayat-ı içtimaiyemize, eczahane-i Kur’aniye’den ders aldığım “altı kelime” ile beyan ediyorum. Mualecenin esasları, onları biliyorum.
Birinci Kelime: “El-emel.” Yani, rahmet-i İlahiyeye kuvvetli ümit beslemek.
Evet, ben kendi hesabıma aldığım dersime binaen, ey İslam cemaati, müjde veriyorum ki: Şimdiki alem-i İslamın saadet-i dünyeviyesi, bahusus Osmanlıların saadeti ve bilhassa İslamın terakkisi onların intibahıyla olan Arabın saadetinin fecr-i sadıkının emareleri inkişafa başlıyor. Ve saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış.

Ye’sin burnunun rağmına olarak (HAŞİYE) ben dünyaya işittirecek derecede kanaat-i kat’iyemle derim: İstikbal, yalnız ve yalnız İslamiyetin olacak. Ve hakim, hakaik-i Kur’aniye ve imaniye olacak. Öyleyse, şimdiki kader-i İlahi ve kısmetimize razı olmalıyız ki, bize parlak bir istikbal, ecnebilere müşevveş bir mazi düşmüş.

Bu davama çok bürhanlardan ders almışım. Şimdi o bürhanlardan mukaddematlı bir buçuk bürhanı zikredeceğim. O bürhanın mukaddematına başlıyoruz:
İşte, İslamiyetin hakaiki hem manen, hem maddeten terakki etmeye kabil ve mükemmel bir istidadı var.
Birinci cihet olan manen terakki ise: Biliniz, hakiki vukuatı kaydeden tarih, hakikate en doğru şahittir. İşte, tarih bize gösteriyor. Hatta, Rus’u mağlup eden Japon Başkumandanının İslamiyetin hakkaniyetine şehadeti de şudur ki:
Hakikat-i İslamiyetin kuvveti nispetinde, Müslümanlar o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslam temeddün edip terakki ettiğini tarih gösteriyor. Ve ehl-i İslamın hakikat-i İslamiyede zaafiyeti derecesinde tevahhuş ettiklerini, vahşete ve tedenniye düştüklerini ve hercümerc içinde belalara, mağlubiyetlere düştüklerini tarih gösteriyor.

Sair dinler ise bilakistir: Yani, salabet ve taassuplarının zaafiyeti nisbetinde temeddün ve terakki ettikleri gibi, dinlerine salabet ve taassuplarının kuvveti derecesinde de tedenni ve ihtilallere maruz kaldıklarını tarih gösteriyor. Şimdiye kadar zaman böyle geçmiş.

Hem Asr-ı Saadet’ten şimdiye kadar hiçbir tarih bize göstermiyor ki, bir Müslümanın muhakeme-i akliye ile ve delil-i yakini ile ve İslamiyete tercih etmekle, eski ve yeni ayrı bir dine girdiğini tarih göstermiyor. Avamın delilsiz, taklidi bir surette başka dine girmesinin bu meselede ehemmiyeti yok.

Dinsiz olmak da başka meseledir. Halbuki, bütün dinlerin etbaları ise; hatta en ziyade dinine taassup gösteren İngilizlerin ve eski Rusların, muhakeme-i akliye ile İslamiyete dahil olduklarını ve günden güne, bazı zaman takım takım, kat’i bürhan ile İslamiyete girdiklerini tarihler bize bildiriyorlar…

Kaynak : Risale Ajans

Sende yorum yazabilirsin