Mutluluk Nedir?

İnsanoğlu hayatı boyunca mutlu olmak ister, hep mutluluk arayışı içinde hayal kurar, onu yakalamak için koşar, koşar…Zaman zaman mutsuz olur, zaman zaman da mutluluğu yakaladığını zanneder. En mutlu olduğu anda bir bakar ki, mutluluğu hüzne dönüşmüş…

O zaman nedir, mutluluk? 

Mutlu ile mutsuzluk arasında daima bir mübâdele var. Olumlu veya olumsuz bu iki kavram hayatın içinde yürür gider. Şu anda hâlet-i ruhiye mi bilemiyorum, mutluyum veya mutsuz! Çünkü ne gönlüm, ne de kalemim ifade edemiyor, mutluluğu. Sanki gönlümden geçeni kalemim ifade edemiyor. Çünkü âciz kalıyor. Onun için, “mutluluğun resmini yapabilir misin?” sorusu hâlâ cevap bekliyor.

Acaba nedir, bu mutluluk?

Evet, insan hep mutlu olmak için çırpınır. Bir mahkûmu mutlu kılacak şey, onun özgürlüğüne kavuşmasıdır. Bir annenin mutluluğu, oğlunun askerden gelmesi, kızının hayırlı bir kısmetle evlenmesidir. Bir gencin mutluluğu, sevdiği bir kızla, mutlu bir yuva kurmasıdır. İşi olmayanın bir işe girmesi, evi olmayanın ev sahibi olması, bir hastanın sağlığına kavuşması, bir çocuğun güzel bir oyuncağı olması, birer mutluluk sebebi olarak görülebilir. Ama bütün bunların insanı daimî bir mutluluğa kavuşturması her zaman mümkün değildir.

Çünkü insanı mutlu eden şeyler elden çıkarsa, insan yine mutsuz olur, yine elem ve hüzün içinde kalır. Öyleyse asıl mutluluk, elde kalan, bâki olan mutluluktur. Üstâd Hazretleri mutluluğun formülünü şöyle veriyor: “Hakikî ve elemsiz lezzet, yalnız imandadır ve iman ile olabilir.” Demek ki mutlu olmak ve mutlu kalmak için daima iman dairesinde kalmak gerekmektedir.

İmanın hayatımıza yansıması oranında, sosyal ve içtimaî hayatımızda mutlu olabiliriz. Günlük hayatımızda her zaman insanlarla karşılaşmaktayız. İnsanlarla ilişkilerimizde iyi niyeti sabır ve hoşgörü ile münasebetlerimizi sürdürsek, insanlara sevgi ve şefkatle yaklaşsak, güzellikleri gönlümüzde yaşatsak, dünya ve ahiret dengesini temin etsek, mutlu olmamamız için bir sebep kalmayacaktır.

Bediüzzaman Hazretleri ne güzel söylemiş: ‘’Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.’’1 İşte mutluluğun kaynağını bu cümlede aramak lâzımdır. Eğer, hadiselere iman ve muhabbet gözüyle bakılırsa, o hadiselerin arkasında birer rahmet ve mutluluk olduğu görülür.

Hz. Mevlânâ diyor ki: ’’Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar. Ama unutma ki, rengârenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar.’’2  Mevlânâ Hazretleri mutluluğu yağan yağmurun arkasından çıkan gökkuşağının güzelliklerine benzetmiştir.

Mutluluğun bir başka vesilesi de, helâl dairesinde kalmaktır. “Helâl dairesi keyfe kâfidir, harama girmeye lüzum yok” diyor Bediüzzaman Hazretleri. İnsan helâl dairesinde istediği şekilde lezzet alabilir, mutlu olabilir. Üstâd Hazretleri, içtimaî hayatın moral değerlerine dayalı olan mutluluğun esasını meşrû dairede görmüş, meşrû dairenin ihtiyaca yeterli geldiğini, harama girmeye ihtiyaç olmadığını, helâl dairesindeki ahlâkî değerler tamamen insana keyfiyet, emniyet, ehemmiyet ve mutluluk verdiğini ifade etmiştir. Gayrimeşrû lezzetlerin ise kıymeti olmadığını,  ‘’zehirli bal’’ hükmünde olduğunu, az bir lezzet verse de ağır bir bedelle geri aldığını belirtmiştir.

Demek ki, mutlu olmak isteyen, umur-u uhrevîyeyi asıl maksat yapmalıdır.

Rüstem Garzanlı

www.NurNet.org

25.01.2015

Dipnotlar:

1- Mektubat, Hak.Çek.
2- Mevlânâ-Mesnevî.

Sende yorum yazabilirsin