Namaz Bir Şükür Vesilesidir

Dünya zıtlarıyla dolu hareket eden bir imtihan meydanıdır. Mesela, Cennet cehennem, hayır şer, güzel çirkin, kemal noksan, aydınlık karanlık, nur ateş, iman küfür, lütuf kahır, korku muhabbet, ayrılık kavuşma, ibadet isyan, namaz kılan kılmayan gibi zıtlar sıralanabilir. Zaten eşyanın kemalatı da zıtlar ile bilinir.

Namaz kılan ile kılmayanlar üzerinde durmak istiyorum. Namaz kılmayan bir Müslüman manen zarardadır, hüsrandadır, perişandır, pişmandır, muzdariptir vs… Bunun için fazla izahata gerek yok; namaz kılan ise bahtiyardır. Çünkü Rabbi ile müşerref, temiz ve paktır.(öyle olmalıdır)

Bediüzzaman,  “her mü’minin namazı, onun bir nevi miracı hükmündedir. Ve o huzura layık kelimeler ise Mirac-ı Ekber-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselamda söylenen sözlerdir. Onları zikretmekle o kutsi sohbet tahattur edilir.” diyor. sözler

Namazın her bir hareketi ayrı birer ibadet ve ayrı birer manayı temsil ediyor. Bu nedenle namaz bütün ibadetlerin özeti ve hülasasıdır, denilebilir. Keza her bir hareketi ayrı ayrı mahlûkatın ibadetlerini de temsil ediyor. Örneğin Kıyam: Melek, ağaç ve bitkilerin ibadetlerine; Rükû: Hayvanların ibadetlerine; Secde: toprak ve taşların ibadetlerine işarettir. Namaz kılan farkında olsa da olmasa da…

Her iman sahibi mü’min namazın harekât ve rükünlerine fikrini bindirip, bir nevi Miraç ile kâinatı arkasına atıp, huzura kadar gider, namaz’da Cenab-i Allah(cc) ile hayalen muhabere eder. Fâtiha süresinde besmele ile başlayarak, şöyle bir akitte bulunur. Mealen, Ya Rabim! Rahman ve Rahimsin. Hamt, övme ve övülme âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Sen Rahman ve Rahimsin. Ceza günün sahibisin. Rabbimiz! Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramdan bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil! Âmin… diyoruz.

Cenab-i Allah’ın Rahman ve Rahim lütuflarına bakıldığı zaman kudret ve cömertliği ne güzel anlaşılıyor. Rahman, iyi olsun kötü olsun, mü’min olsun kâfir olsun, ayırım yapmadan dünyada nimetini herkese verir. Rahim ise ahirette nimetlerini sadece mü’minlere verir. Bu imtiyaz kendisine inananlara, ahirette özel bir muameledir.

Ceza günü, ahirette herkesin hesaba çekilip iyinin iyi, kötünün de kötü karşılık alacağı muhakeme günüdür. Kendilerine lütuf ve ihsanda bulunulan kimseler, peygamberler ve onların yolunda gidenlerdir. Doğru yoldan sapanların ve gazaba uğramışların değil, diye her namazda mü’min tekrar ede ede söz ve akitte bulunuyor.

Bediüzzaman,”Namazın manası, Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve tazim ve şükürdür. Yani, celaline karşı kavlen ve fiilen “Sûbhanallah” deyip takdis etmek; hem kemaline karşı lâfzen ve amelen “Allahû Ekber” deyip tazim etmek; hem cemaline karşı kalben lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.”  demiştir.

Örnek vermek gerekirse: Tesbih’te, kavlen ve fiilen; tazim etmede, lafzen ve amelen; şükür etmede ise kalben ve bedenen ibadet etmektedir. Burada kavlen, lafzen, lisanen ayni manada; fiilen, amelen ve bedenen kelimeleri de ayni manada kullanmıştır. Bir kelimeyi, ayni manada olan birkaç değişik kelime ile ifade edilme mahareti ancak Risale-i Nur eserlerinde görülebilir. Bu da sadeleşme hıyanetine bir cevap olsa gerek.

Suphanallah: Cenab-i Allah’ın eksik ve nakıs sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatları ile muttasıf, kusursuz olduğuna işarettir. Namazda hem dil hem de fiil ile Allah’ı (cc) bütün kusur ve noksanlardan beri olduğunu söylemektir. Suphanallah kelimesi kavli; rükû, secde ve kıyam da fiili ibadettir.

Allahû Ekber: Allah sonsuz azamet ve büyüklüğe sahiptir. Âlimdir, ezel ve ebedi bilendir. Kadir’dir. Gücü her şeye yeter, Basir’dır: Her şeyi görür; Sami’dir, bütün sesleri işitir. Hatta kalpten henüz geçmeyeni bilir.

Elhamdülillah: Cenab-i Allah’ın bize bağışladığı bütün nimetlerine ve Cemali isimleriyle bize muamele etmesine karşı şükürdür. Taş, toprak, bitki, hayvan değil de insan olarak yaratılmamız. İnsan yaratıldıktan sonra da Karabet, Şemo, Xaço, Hans, Hesin gibi isimlerle değil; Ahmet, Muhammet, Mustafa, Abdullah, Abdullatif,  isimleriyle müşerref olmamız, bütün nimet ve muamelelerine karşı ne kadar şükür edersek gene de azdır.

Efendimiz Hazretleri namazı bir şükür vesilesi görmüştür. Nitekim Hazreti Aişe validemizden şöyle bir rivayet vardır:

Peygamberimiz (s.a.v.) geceleyin kalkıp ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bunun üzerine ona: “Ya Resulallah! Senin geçmiş ve gelecek bütün hataların bağışlandığı hâlde niye böyle kendini yoruyorsun?” dedim.

Cevab: “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu. Buhari, Teheccüd 6,

Bediüzzaman, 1922’de Ankara Hükümet’i tarafından meclise ısrarla davet edilir. Mebusların çoğunun namaz kılmadığını görünce, namazın ve ibadetin önemini içeren bir konuşma yapar. Meclis başkanı M. Kemal bundan rahatsız olur.

Bediüzzaman, hiddetlenerek şöyle cevap verir:

 “ Paşa paşa! Kâinatta en büyük hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin hükmü merduttur.” der.

Risale-i Nur külliyatından, Sözler eserinde (dört, dokuz ve yirmi birinci sözler) namazın önem ve ehemmiyetine dair çok güzel açıklamalar var. İsteyen bu kıymetli eserlere müracaat edebilir.

Rüstem Garzanlı/Diyarbakır
25.03.2014

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin