Neden Dost Diyoruz?
Dost deyince cana yakın, samimi, dürüst, fedakâr ve dar günün adamı akla geliyor. Yani zorluklara ve yokluklara rağmen arkadaşı ile yola devam etmektir. Dostluk….
Cenab-ı Allah (cc) Kur’ân’da şöyle ferman buyurmuştur: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar.” Ayetin fermanı ile müminler dostluğa davet edilmiştir.
Ayetlerle sabit olan dostluğun, dünyada her insanın kendi duygu ve düşüncesine ortak olabilecek başka birine ihtiyacı vardır. “Neden dost arıyoruz?” sualinin cevabı bu olsa gerek. Dostluğun esasında ne menfaat ne de çıkar olmamalı, sadece Allah rızası için olursa sürekliliği devam eder. Dostluğun, samimiyetin ve saygının en birincisini ifade eden, Hazreti Muhammed (asm) ile Hazreti Ebubekir-i Sıddık arasındaki dostluktur.
Hakiki Dostluğun Şartları: Menfaatsizlik ve Vefa
Dostluk, samimiyetin göstergesi olduğu gibi “ahde vefa” olarak da görmek mümkündür. Dost, gerektiği zaman malını, evladını, işini dostuna emanet ve vekâlet olarak bırakabilir. Böyle bir dostluğun getirdiği maddi ve manevi mesuliyet ve sorumluluktur. Bu da ancak Allah rızası için olabilir. Şayet bir insanı makam ve mevkii için, malı veya güzelliği için, şöhreti ve gücü için seviliyorsa bu sevgi menfaate dayalı bir sevgi olur. Bir gün menfaat biterse ve beklenti görünmezse o sevgi de, o dostluk da ortadan kalkar.
Dostluğun İmani Temeli: Akide ve İnanç Birliği
Dostluktaki esas, Allah’ın salih kulları arasında akide ve inanç birliği aynı olduğu için dostlar birbirlerine kenetlenmiş olur. Ayette meâlen: “Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah’tan ilişiği kesilmiş olur. Ancak onlardan sakınma haliniz müstesnadır. Allah size kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihayet dönüş Allah’adır.” Az bir menfaat için müşriklere meyledenler yoktur diyemeyiz. Şeytan, bazı müminlere bu yollarla tuzak kurar, müşriklerin dostluğunu seçtirir. Oysa dostluğun sınırlarını gösteren Allah ve O’nun Resulü’dür. Bu sınırı aşanlar, dost değildir.
Risale-i Nur Külliyatı’nda da dostluğun önemine,
“Dostun hâssası ve şartı budur ki: Katiyen sözlere ve envâr-ı Kur’âniyeye dair olan hizmetimize ciddî taraftar olsun ve haksızlığa ve bid’alara ve dalalete kalben taraftar olmasın; kendine de istifadeye çalışsın.”
şeklinde vurgu yapılmıştır.
Tarihten Bir Örnek: Şems ve Mevlana Kıssası
Dostluğun manasını ifade eden Şems hazretlerinin bir kıssası ile konuyu kapatmak isterim. Şöyle ki:
Bir gün Tebriz’de bir Yahudi, Şems’e gelerek:
“Müjde ya Şems, Mevlana geliyor!” dedi. Şems, bu müjde üzerine elinde ne var ne yoksa bu Yahudi’ye hediye eder. Biraz sonra başka biri Şems’e gelerek:
“Yahudi seni aldattı ve bütün malını aldı. Ortada ne Mevlana var, ne bir şey. Gelen giden yok. Yahudi seni aldattı.” dedi.
Şems: “Biliyorum, ben malımı ve mülkümü bu sözün yalanına verdim, doğrusuna canımı vermek lazımdır.” der. Hakiki dostunu bulan Şems hazretleri gibi malını da canını da verir.
Mevlâna Ebû Yezîd el-Bestâmî Hazretleri bir gün yüksek bir dağın başına çıkar “Dost….Dost…Gene de Dost” diye dostlarına seslendiği gibi evliyaların çoğu Bestami hazretleri gibi dost aramışlar. Allah bizleri hakiki manada dostluk kavramını anlayan ve idrak eden dostlarla, “DOSTLUK” etmeyi nasip etsin. Amin….
“Aziz ve sıddık kardeşlerim ve fedakâr ve sadık arkadaşlarım! Evvelâ: Sizin, bu mübarek şuhur-u selâse ve içindeki kıymettar leyâli-i mübarekeleri tebrik ediyoruz. Cenâb-ı Hak, her bir geceyi sizin hakkınızda birer Leyle-i Regaib ve Leyle-i Kadir kıymetinde size sevap versin. Âmin.”
Kastamonu Lahikası
Rüstem Garzanlı
Dipnotlar:
1- et-Tevbe, 9/71
2- Âl-i İmrân, 3/28
3- Mektubat, 26. Mektup, 4. Mebhas, 10. mesele.
4- Alıntı








