Nihayetsiz kabiliyet-i şer, hayra nasıl tebdil olur?

Cenâb-ı Allah (cc) Kur’ân’ı Kerîm’de mealen şöyle buyurur: “Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”1

Bütün varlıkların tasarrufu Kudret sahibi yüce Allah’ın elindedir, nasıl geceyi gündüze, kışı bahara, baharı da yaza hikmet eliyle çeviriyorsa, öyle de tövbe eden ve salih amel işleyenlerin kötülüklerini de iyiliklere çevirebilir. Hikmet ve Kudret tamamen O’nun tasarrufundadır.

Sağlam bir tövbeyle günahların hasenata inkılâp etmesi üzerinde birçok müfessirler müttefik ise de, Bedîüzzamân Hazretleri bu konu üzerinde bazı müfessirlerden farklı mâna ve içtihatta bulunmuş. Şunu da belirtmek isterim ki Bedîüzzamân Hazretleri içtihadî meselelerde hiçbir zaman müfessir ve ehl-i ilmi tenkit etmeden delillerle görüşünü ispat etmiştir.

Meselâ; Muhyiddin-i Arabi’nin Vahdetü’l vücut görüşüne mukabil Bedîüzzamân şöyle mütevazı bir cevap vermiş: “Benim gibi zayıf bir bîçâreyi, Muhyiddin-i Arabî gibi müthiş bir hârika-i hakikat, bir dâhiye-i ilm-i esrâra karşı mübârezeye mecbur ediyorsun. Fakat madem nusûs-u Kur’ân’a istinâden bahse girişeceğim; ben sinek dahi olsam o kartaldan daha yüksek uçabilirim.”2

İşte, “Nihayetsiz kabiliyet-i şer, hayra tebdil” edilmesi hakkında bazı müfessirlerin görüş sahasına müdahâle etmeden istihraç ettiği mana “şer ve günahta kullanılan kabiliyetlerin yönünü hayırlı işlere çevirmek” şeklinde yorumlamıştır.

Yani, hâlis bir niyetle tövbe eden bir mü’min, o hâlis niyetini Cenâb-ı Allah karşılıksız bırakmaz, yaptığı hatalarından pişmanlık duyması ile ciddî manada İslâm’a hizmet etmeye lâyık bir mü’min olabilir. Hazreti Ömer’in (ra) İslâm öncesi ve İslâm sonrası durumu nazara aldığımızda konumuza önemli bir misal teşkil eder.

Hülâsa: “Niyette öyle hâssasiyet vardır ki; seyyiatı hasenata ve hasenatı seyyiata tahvil eder. Demek niyet bir ruhtur. O ruhun ruhu da ihlâstır. Öyle ise necat, halâs ancak ihlâs iledir.”3

Seyyie mâna itibariyle kötülük; hasene ise güzellik mânasındadır. Şer hayra tebdil edildiği gibi, hasene de seyyieye dönüşebilir. Meselâ, ibadet gösteriş için yapılırsa hasene tamamen yok olup seyyieye döner. İbadet hasene olmasına rağmen riya onu seyyieye dönüştürür.

Konumuzu özetleyen Üstadın şu makul sözü ile yazıyı noktalamak istiyorum:

“Hüsn-ü niyet öyle bir kimyadır ki; şişeleri, elmasa çevirir, toprağı altun yapar.”4 Demek ki, niyet hayırlı olunca hasene; kötü olunca seyyie hükmüne geçer. Tabir caiz ise, direksiyon niyete göre döner.

Rüstem Garzanlı

13.3.2017

Dipnotlar:

1- Furkan, 25/70.

2- Lem’alar, 9. Lem’a, 2’nci sual.

3- Mesnevî-i Nuriye s. 269.

4- Kastamonu Lâhikası s. 268.

Sende yorum yazabilirsin